Paris Gezi Rehberi: Gezilecek Yerler ve İpuçları

Eiffel Kulesi Paris (4)

Bu sefer öyle uzun, detaylı, bol betimleme içeren bir giriş yapmayacağız. Efendi gibi Paris Gezi Rehberi kısmına geçiş yapacağız, çünkü Paris’te yapacak o kadar çok şey var, Paris’te gezilecek yerler o kadar fazla ki, bir de başa uzun uzun giriş yapacak olursak yazının kocamanlığı sebebiyle gözünüz korkar ve planınızı iptal falan edersiniz diye korkuyoruz.

Direkt konuya girelim, karşınızda yepyeni bir Paris Gezi Rehberi !

Şu yazılar da işinize yarayabilir:

*Disneyland Paris Rehberi
*Paris Yeme İçme Rehberi
*Gezmeniz Gereken Paris Müzeleri

 

Merci Paris (1)
Montmartre Paris (2)
Paris Gezi Rehberi: Paris’e Ne Zaman Gidilir?

Bir konuda hepimiz mutabıkız diye düşünüyoruz; Paris görsel olarak hakikaten çok güzel! Yani Paris’i çeşitli sebeplerden sevmemiş bile olabilirsiniz, ne bilelim soyulmuşsunuzdur, iblis eski sevgiliniz oradadır, bir şekilde kanınız ısınmamıştır falan ama, en azından görüntü anlamında kötü olduğunu söylemek adama “cnm akıl hastanesi fln mı değerlendirsen aslında arkadaşm gitti şmdi çk mtlu…” dedirtir. Bu sebeptendir ki, “Paris is always a good idea” cümlesini biraz fazla ciddiye alıp yılın herhangi bir zamanında Paris’e gitmeye kalkışabilirsiniz. Ancak aslında her şehir için olduğu gibi Paris’e gitmek için de “daha kötü” dönemler var.

Paris Gezi Rehberi
Paris Gezi Rehberi (1)
Paris aşırı turistik bir şehir olduğu için her halükarda kalabalıkla cebelleşmek zorunda kalacaksınız. Ancak özellikle Mayıs – Eylül aralığında gidecek olursanız şehrin en kalabalık döneminde olacağınızı hatırlatalım. Bu ne demek? Görmek isteyebileceğiniz yerlerde ciddi uzunlukta (2 saat bile olabilir) sıralar beklemek, restoranlarda yer bulma sıkıntısı yaşamak, müze gezerken Tarkan’ın halk konserinde gibi hissetmek şeklinde uzayıp giden bir sürü sorun demek. Hele bir de kötü havaya denk geldiyseniz geçmiş olsun, bu durum Paris’i sevmemenize bile sebep olabilir. Bu sebeple bize kalırsa Paris’e gitmek için en iyi dönemler Nisan ve Ekim ayları. Bu aylarda hem hava çok vahim değil, hem de şehir turistik anlamda bir tık daha az kalabalık olacaktır. (dikkatinizi çekeriz, kalabalık olmayacaktır demiyoruz)

*Paris’e gitme planınızı erteleseniz sanki daha iyi olacak bazı etkinlik ve tatil dönemlerini de es geçmemek gerek. Örneğin Paris Moda Haftası dönemi ve şehirde dev fuarların olduğu dönemler otellerde ciddi bir yoğunluk, şehrin dört bir yanında ciddi bir yer bulamama problemi oluyor. Aynı şekilde Fransa’nın resmi ve ulusal tatillerinde de her yer kapalı olacağı için tadınız kaçabilir, o tarihleri de şuraya bırakalım, işiniz kolaylaşsın.

Paris Gezi Rehberi (10)
Paris Gezi Rehberi: Paris’te Ulaşım

Paris’te ulaşım kısmına geçiş yapmadan önce sizi bi’ Paris’e ulaştıralım. Bunun için öncelikle bilmeniz gereken şey Türkiye’den direkt uçuşlarda Paris’teki iki havaalanından birine inecek olduğunuz. Ya Charles de Gaulle Havalimanı ya da Orly. Hangi havayolu ile gideceğinizi bilmediğimiz için hangisine inersiniz bilemiyoruz, ancak Türkiye’den uçuşlar çoğunlukla Charles’a oluyor, aklınızda bulunsun.

Paris Gezi Rehberi (11)
*Bizim gibi CDG Havaalanı’na inecek olursanız ulaşım için en çok kullanılan 2 seçenek ya taksi ya da RER. Taksiye binecek olursanız 50-55 Euro gibi bir fix ücret var, (gideceğiniz noktaya göre maksimum 55) daha fazlasını almaya kalkışırlarsa sıkıntı çıkarabilirsiniz yani. Ancak eğer birkaç kişi değilseniz taksi biraz tuzlu bir seçenek olduğu için RER’i tercih edebilirsiniz. RER dediğimiz şey aslında sizi şehir merkezinin dışındaki yerlere de ulaştıran, metro/tren arası bir şey, kendisiyle şehir içinde de karşılaşacaksınız ve metro ile ayrıştığını göreceksiniz. CDG Havaalanı’na indiğinizde RER tabelalarını takip ederseniz zaten kolaylıkla bulacaksınız. (Havaalanı biraz fazla büyük, çok fazla yürüdüğünüzü düşünürseniz kayboldunuz sanmayın) Fiyat konusunda bir genelleme yapmak zor, çünkü hangi durakta indiğinize göre değişiyor, onu şuradan kontrol edebilirsiniz

Pink Mamma Paris (4)
*Paris’te şehir içi ulaşımınız için metro, RER (artık onu biliyorsunuz) ve otobüs gibi seçenekleriniz var. Biz metronun kölesi olduğumuz için ve sizin de onu kullanacağınızı tahmin ettiğimiz için o konunun detayına girelim, çünkü yaşasın gelişmiş metro ağları. Bu konuyu şöyle özetleyelim:

  1. Tek kullanımlık bir metro bileti alacak olursanız ödeyeceğiniz ücret 1,90 Euro.
  2. Carnet alacak olursanız size 10 adet bilet veriyor ve 16 Euro gibi bir ücreti var, yani daha uyguna geliyor, dolayısıyla bol metro kullanacaksanız bunu almak daha mantıklı. (öyle kart falan değil bu, bildiğiniz 10 tane tekli bilet veriyor)
  3. Mobilis alacak olursanız 1 gün boyunca sınırsız toplu taşıma kullanım hakkınız oluyor ve ücreti hangi bölgeler arasında hareket edeceğinize göre değişiyor. (Paris 1’den 5’e kadar bölgelere ayrılıyor) Ücretlerine şuradan bakabilirsiniz. Bu kartın saat kaçta alırsanız alın gece 12’den itibaren kullanım dışı olduğunu hatırlatalım, öyle 24 saat sürmüyor yani, o gün bitene kadar.
  4. Paris Visit Pass’i alacak olursanız bunun 1,2,3 ve 5 günlük versiyonları var. Onun fiyatlarına da şuradan bakabilir ve hatta online olarak alabilirsiniz.
  5. Bir de aylık ve haftalık olarak alınabilen Navigo Card meselesi var ki aslında bu en kapsamlı olanı. Fakat yanınızda fotoğrafınızın bulunması gerekmesi gibi bir takım detayları ve kullanım koşulları var. Biz bu gezide onu kullanmadık, ilgilenirseniz detayları şurada.

Odette Paris
*Metro biletinizi metrodan çıkana kadar kaybetmeyin, bazen güvenlik kontrolleri oluyor ve çıkışta biletinizi kontrol etmek istiyorlar.

*Ulaşımda taksi kullanacaksanız bulunduğunuz yere taksi çağırtma işini geçiniz. Çünkü o zaman üstüne ekstra ücret ekleniyor, onun yerine yoldan çevirin.

*Kimseyi gereksiz yere germek istemiyoruz ancak yine de söylemeden de geçmeyeceğiz. Paris metrosu güvenlik konusunda inceden tehlikeli olabiliyor, özellikle hırsızlık olayları sık sık yaşanabiliyor. Bu sebeple metrodayken bir tık daha temkinli davranırsanız iyi olur.

* Paris Montmartre tepesi civarı hariç de öyle yokuşlu/merdivenli değil, aksine yürümeye son derece elverişli, düz bir şehir. O yüzden yürüyün yürüyebildiğiniz kadar, tüm o güzel sokakları, binaları ve “iyi ki buradan geçmişim” anlarını yürürken yaşayabiliyorsunuz. (bir de istediğinizi yiyip semirmeme hakkı tabii)

Paris Malte Hotel
Paris Gezi Rehberi: Paris’te Nerede Kalınır?

Paris koccaaamaaan bir şehir. O yüzden Paris’te nerede kalacağınız konusunda paniğe kapılıp sokaklarda yatmaya daha sıcak bakmaya falan başladıysanız gayet normal, çünkü bi’ yerde karar kılsanız diğer yerler uzak kalıyor falan, asla “en iyi yer şurasıdır” gibi bir sonuca varılamıyor. Bu sebeple önerimiz Paris’te kalacağınız yeri bütçenize göre değerlendirip ana kıstas olarak “otelin metroya yakınlığını” belirlemek. Çünkü metro yakınınızdaysa aslında nerede kaldığınızın çok da bir önemi yok diyebiliriz, Paris’in ulaşım ağı son derece gelişmiş olduğu için şehir içinde herhangi bir noktaya ulaşmak 5-10 dakikalık metro yolculuğunuza bakar. Daha spesifik bir öneri isterseniz biz son Paris gezimizde Hotel Malte’de kaldık ve hem lokasyonu sebebiyle hem de otel olarak gayet memnunduk.  Hem pek çok yere yürüyebileceğimiz bir noktadaydı, hem de yakınlarımızda 2-3 farklı metro durağı olduğu için her yere kolaylıkla ulaşım sağladık.

Paris Gezi Rehberi (15)
Paris Gezi Rehberi: Paris’te Kaç Gün Kalmalı?

Bir diğer karar vermesi zor konu daha; Paris’te ne kadar kalınır? Şehir kocaman dedik, gez gez bitmiyor dedik, anneanneler gibi ayaklarımıza kara sular indi dedik, gözünüzü korkuttuk bi’ kere. Bu noktada işler aslında tam olarak nasıl bir gezi planladığınıza bağlı. Çünkü eğer isterseniz Paris’te sırf Louvre Müzesi’ni detaylı keşfetmek bile günlerinizi alır. Hadi o kadar spesifik yaklaşmayalım, biz 3. Kez Paris’e giden insanlar olarak bile hala onlarca yerini görmedik ve sürekli bir yarım kalmışlık hissi ile “ABV PARİS GEZ GEZ BİTMİYORSUN” düşünceleri eşliğinde İstanbul’a geri dönüyoruz. Dolayısıyla önerimiz şöyle üstünkörü bir gezi için bile eeennnn az 5 gün. O da yetmeyecektir ya, neyse.

Paris Gezi Rehberi (8)
Paris Gezi Rehberi: Paris Pahalı Mı / Paris Bütçesi

Açık, net, kelime oyunu yapmadan söylüyoruz, Paris pahalı. Bildiğimiz pahalı yani, bu konu asla tartışmaya açık değil. Paris’e gidip Louvre Müzesi’ne girmeyecekseniz, Orsay’ı gezmeyecekseniz, ne bilelim Paris’e özgü o kafelerde vakit geçirmeyecekseniz bizce Paris’i gezmiş sayılmıyorsunuz. Dolayısıyla bu gibi aktivitelerde bulunacağınızı varsayarak açık açık söyledik, evet PAHALI. Şimdi Paris Gezi Rehberi yazımızın en tatsız kısmına geçerek size olası harcamalarınızı göz önünde bulundurarak birkaç örnek verelim:

Paris Gezi Rehberi (5)
*3. Dalga Kahvecide Latte Vb. Kahve: 4-5 Euro (acı gerçek)
*Su: Ücretsiz, çünkü musluk suyu içiliyor. OH.
*Kruvasan: 1 – 2,5 Euro arası
*Bira: 4,5 – 6 Euro civarı (fıçıydı, şişeydi, ithaldi, onlara göre değişiyor)
*Popüler bir mekanda kokteyl: 10 – 14 Euro civarı
*Popüler bir mekanda yumurtalı mumurtalı kahvaltı: 8-13 Euro civarı
*Five Guys benzeri burgercide bir menü: 9-12 Euro civarı (McDonalds bu kategoriye girmez)
*Ortalama bi’ restoranda makarna/tavuk vb. ana yemek: 12 – 18 Euro civarı

Gördüğünüz gibi Paris hakikaten pahalı. O yüzden en azından atraksiyonlar için Paris Pass ya da Paris Museum Pass almak yükünüzü bir tık daha hafifletebilir. Her iki pass’in de kalacağınız gün sayısına göre farklı seçenekleri ve bütçelendirmeleri var. Özellikle ulaşım da içine dahil olsun istiyorsanız City Pass daha mantıklı, ancak bütçesinde bakınca zaten tüm mantığınız yerle bir olacağı için şimdiden geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

*Gitmeyi planladığınız müzeler için önceden sitelerine girip internetten bilet alırsanız hem daha ucuza gelebilir, hem de o korkunç sıraları atlama şansınız olabilir, aklınızda bulunsun.

Paris Gezi Rehberi: Paris’te Gezilecek Yerler

Paris Müzeleri

Bu kısmı en başa koyduk, çünkü Paris’teki müze sayısının ürkütücülüğü ve işin kötüsü birçoğunun da ilginizi çekecek olması sebebiyle biz Paris müzeleri için ayrı bir yazı yazdık. Evet tek bir gezide hepsine gitmeniz pek olası değil, ancak en azından içinden seçmece yaparsınız.

Eiffel Kulesi Paris (5)
Eiffel Kulesi

Wowwww, inanılmaz bir öneri ile karşınızdayız, Paris’e gidip Eiffel Kulesi’ni görmek…. Hangi çılgının aklına gelirdi ki, Sherlock muyuz biz? Şaka bir yana, tabii ki burada size paragraf paragraf Eiffel Kulesi’nin ne olduğunu falan anlatmayacağız, korkmayın. Onun yerine eğer iflah olmaz bir asi değilseniz çok yüksek ihtimalle Paris’e gidince Eiffel Kulesi’ni görmek isteyeceğinizi varsayarak bu esnada nelerin işleri kolaylaştıracağına dair birkaç ipucu vermek istiyoruz, çünkü özellikle kalabalık bir dönemde gittiyseniz “bir gezginin Eiffel kalabalığı ile imtihanı” anlarınızı biraz olsun kolaylaştırmazsak herhalde dönüşte bizi tokatlamaya gelirsiniz.

Eiffel Kulesi Paris (3)
Öncelikle konuya doğruyu söyleyerek başlayalım, biz Paris’in tepeden görüntüsünün çok da hastası sayılmayız. Paris gibi bir şehir en güzel görüntüleri sokaklarında dolaşınca veriyor kanısındayız, o yüzden Eiffel’e çıkmaya para ayırmamak aslında çok da kötü bir fikir sayılmaz. Ancak “ilk kez Paris’e gelmişim, herhalde Eiffel’in tepesine çıkacağım salak” diyorsanız da öncelikle çok kırıldık ve tabii ki sizi durduracak değiliz, paşa gönlünüz bilir. Bu noktada iki seçeneğiniz var, çünkü Eiffel’in tepesinden Paris’e bakabileceğiniz 2 kat var. Ya 2. kata çıkıp bir seviye aşağıdan göreceksiniz, ki bu da zaten yeterince yüksek (16 Euro), ya da zirveye oynayacaksınız. (25 Euro) Tabii bu fiyatlar asansörü kullanacağınızı varsayarak verilen fiyatlar, bunun bir de 2. kata merdivenle çıkma fiyatı var, o daha ucuz. BU NASIL BİR ACIMASIZLIK YA, ilk fiyatlar Titanic – Rose, ikinci fiyatlar Jack için resmen………. Neyse, acımızı içimize atalım ve önemli bir noktayı da es geçmeyelim, biletinizi online olarak alın ve bir de orada bilet alma işiyle cebelleşmeyin lütfen, Eiffel kulesi bileti alabileceğiniz resmi siteyi şuraya bıraktık. 

Eiffel Kulesi Paris (1)
Şimdi daha da güzel bir şey yapıp Eiffel Kulesi’ni en iyi şekilde fotoğraflayabileceğiniz birkaç lokasyonu buraya bırakacağız, bakın başka bloggerler bu sırlarını İsviçre’de kasalarda falan tutuyorlar, değerimizi bilin……..

*Place du Trocadero: Eiffel’in hemen karşısında kalan, yanlışlıkla bile bulabileceğiniz en turistik çekim noktası, tam bir klasik diyebiliriz.

*Rue Saint Dominique ve Rue de l’Universite: Sokak arasından daha az klişe fotoğraflar yakalamak için birbirine paralel bu iki sokağa uğranır, zaten yan yanalar üşenmeyin bi’ zahmet.

*Avenue Rapp: Yukarıdaki iki sokağa çok yakın, bir tık daha farklı bir açı yakalayabiliyorsunuz.

*Parc du Champ de Mars: Eiffel’in herkesin gördüğü tarafının tam zıttı noktası gibi düşünün, özellikle ters ışık yakalarsanız, böyle güneşin gözünüze girdiği bir andaysanız mesela, çok güze fotoğraflar çıkıyor. Ama buralarda biraz güzenlik problemi var, dikkatli oluyoruz, gerekirse çantamızla adam dövüyoruz.

*Plaza Athenee: Böyle elinizde şampanyalı, ne bilelim tatlı tatlı çiçeklerin arasından falan bi’ “ay şekerim Paris’teyimmm…” fotoğrafı yakalamak isterseniz burası sizlik. Burası bir mekan/otel bu arada, bir meydan değil.

*Sacre Coeur: Eiffel’i uzaklardan çekmek isterseniz Paris’in simgelerinden bir diğeri olan Sacre Coeur’da günbatımında şahane fotoğraflar çıkabiliyor.

Merci Paris (2)
Champs Elysees

Şok üstüne şok, öneri üstüne öneri, şimdi de Champs Elysees Caddesi’ne gitmek gibi inanılmaz çılgın bir fikrimiz var, yine Paris’e giden kimsenin aklına gelmeyecek bir fikir.

Efenim biliyorsunuz, Champs Elysees (Şanzelize işte ya) Paris’in en ünlü, en turistik noktalarından bir diğeri. İnanılmaz geniş, inanılmaz büyük ve tabii ki görsel olarak da güzel, dolayısıyla en azından 1 kez yolunuzu düşürüp bi’ görmeden olmaz. Zaten burayı başından sonunda dolaşacak olursanız aslında Paris’in iki farklı turistik noktasını daha görmüş oluyorsunuz: Arc de Triomphe (Zafer Takı) ve Concorde Meydanı (Paris’te pek çok eylemin gerçekleştirildiği, Fransız İhtilali döneminde idamların gerçekleştirildiği meydan). Bunlar dışında tahmin edebileceğiniz üzere cadde boyunca bol bol mağaza var, bunlar yalnızca öyle manyaklar gibi pahalı markalar değil, daha uygun fiyatlı şeyler de göreceksiniz. Ama Champs Elysees’de alışveriş yapmak gibi bir niyetiniz varsa önerimiz ara sokaklara dalmanız, zira oralarda daha orijinal butikler var.

*Caddenin ortalarında bir yerde inmek isterseniz George V durağında inebilirsiniz.

*Yukarıda bahsettiğimiz Plaza Athenee, Champs Elysees ile kesişen Plaza Montaigne üzerinde, buraya kadar gelmişken ona da uğrayabilirsiniz.

*Eğer arkadaşlarınızdan birinden Paris Saint Germain forması ya da Disney Store’den şirinli bir şeyler siparişi falan aldıysanız her ikisi de Champs Elysees üzerinde mevcut, boşuna başka yerlerde aranmayın.

Arc de Triomphe

Hazır Champs Elysees’ye kadar kadar gelmişken Napolyon tarafından yaptırılmış meşhur Zafer Takı’nı, yani Arc de Triomphe’u de görmeden dönmezsiniz diye düşünüyoruz. Eğer o kadar da ilginizi çekmiyorsa zaten Champs Elysees’nin bir ucuna ulaştığınızda kendisi tüm heybeti ile sizi bekliyor olacak.  Ancak bu yetmez ise tepesine de çıkabiliyorsunuz ki bizce bunu akşam saatlerinde yapacak olursanız bayağı güzel şehir fotoğrafları yakalanabilir, aklınızda bulunsun. Tepeye çıkmak için ücret 12 Euro.

Eiffel Kulesi Paris (11)
Eiffel Kulesi Paris (8)
Pere Lachaise Mezarlığı

Arkadaşlar siz değişik yer yazacağız diye iyice kafayı yediniz galiba, neden kalkıp Paris’e kadar gidip mezarlık geziyoruz diyenler, geçin köşeye, tek ayak üstünde bekleyin, pişman olacaksınız. Pere Lachaise Mezarlığı Paris’e giden turistlerin uğradığı popüler noktalardan birine gelmiş durumda ve bunun mantıklı bir açıklaması var. Öncelikle şunu bilmelisiniz ki, bu mezarlıkla Jim Morisson, Chopin, La Fontaine, Oscar Wilde, Balzac, Moliere, Edith Piaf, Pissarro gibi onlarca ünlü isim yatıyor. Ek olarak Ahmet Kaya’nın mezarı ve Yılmaz Güney’in mezarı da bu mezarlıkta yer alıyor. Üstelik burası pek de Türkiye’deki mezarlıklara benziyor sayılmaz, daha çok Buenos Aires’teki Recoleta ile kıyaslanabilir, zira görsel olarak da çok güzel olduğunu görmezden gelmek pek de mümkün değil.

Jim Morisson'ın Mezarı
Jim Morisson’ın Mezarı

Burayı gezmek üzere yollara düşecekseniz size birkaç ipucu vererek işleri kolaylaştırmamızda fayda var, çünkü burası dev gibi bir alana yayıldığı için bilinçli olarak gezmezseniz özellikle görmek istediğiniz mezarları bulmakta güçlük çekebilirsiniz.

*Öncelikle mezarlığa ulaşmak için 2 metro durağı seçeneğiniz var. Önerimiz mezarlık ile aynı ismi taşıyan metro durağında değil, Gambetta metro durağında inmeniz ve mezarlığın o kapısından giriş yapmanız. Bunun sebebi öncelikle birçok ünlü ismin mezarının o tarafa yakın olması, ayrıca mezarlığın içi yer yer oldukça yokuş olduğu için o taraftan girdiğinizde yokuş aşağı ilerleyecek olmanız.

Oscar Wilde'ın Mezarı
Oscar Wilde’ın Mezarı. Üstüne öpücük bırakmak gibi bir gelenek söz konusu, dikkatli bakarsanız bu fotoğrafta da görebilirsiniz.

*Mezarlığa girerken mutlaka girişteki haritanın önünde duraksayarak mezarını ziyaret etmek istediğiniz kişilerin mezarlarının nerede olduğunu bir yere not alın, aksi takdirde asla bulamazsınız, çünkü cidden çok büyük bir alandan söz ediyoruz. Mezarlıkta yer alan ünlü isimlerin mezarları numaralandırılmış bir şekilde orada sizi bekliyor olacak. Sonrasında içeride dolaşırken hangi bölümde olduğuna dair tabelalar ve numaralandırmalar olacak, onları takip edersiniz.

Eiffel Kulesi Paris (9)
*Ahmet Kaya’nın mezarı 71 numaralı adada, Yılmaz Güney’in mezarı 62 numaralı adada yer alıyor ve her ikisinin mezarı da Pere Lacheise metro durağının olduğu kapı tarafında kalıyor.

*Oscar Wilde’ın mezarını cam ile çevrelenmiş ve üzerinde öpücükler olmasından ayırt edebilirsiniz. Önceden cam yoktu, ancak bu öpücük bırakma meselesi bir geleneğe dönüştüğü için cam ile çevrelediler. Aslında bunu yapmak yasak ve bu durumdan bayağı şikayetçiler, haberiniz olsun.

Montmartre Paris (1)
Montmartre

Geldik bir diğer aşırı turistik noktaya, Montmartre Tepesi. Burası özellikle güzel havalarda o kadar turistik bir hal alıyor ki, aklınızı kaçırıp ortalıkta “ARTIK HERKES EVİNE DÖNMELİ” diye bağırırsanız emin olun kimse sizi yadırgamaz. O yüzden eğer üşenmezseniz mümkünse sabah erken saatte gidip Montmartre’yi en azından olabilecek en boş halinde keşfetmeye bakın.

Montmartre’nin en merkezi noktasını Place du Tertre olarak kabul edebilirsiniz. Hani şu ressamlarla dolu, metrekareye 234234 kişinin düştüğü, kenardan Sacre Coeur Bazilikası’nın güzelliğini görünce tüm bu kalabalığa olan sinirinizin bir anda geçtiği meydan. Belki burayı gezinizin başlangıç noktası olarak da düşünebilirsiniz. Bu meydandan Sacre Coeur tarafına doğru değil sola doğru devam edecek olursanız meşhur Le Consulat’ın önüne doğru çıkacaksınız. Burası Montmartre’nin en çok fotoğraflanan kafesi olabilir, çünkü yalnızca görsel olarak güzel olması ile değil, aynı zamanda eskiden Picasso, Van Gogh, Monet gibi sanatçıların da buluşma noktası-imiş. Buradan ise “La Maison Rose” tarafına doğru yürüyecek olursanız, oldukça ikonik bir hale gelmeye başlamış o pembe binayı ve hemen yanında sarmaşıklı evi göreceksiniz, onlar da tam fotoğraflık.

Montmartre Paris (3)
Picasso, ve Van Gogh zamanında bu kafede vakit geçirirler-imiş.

*Sacre Coeur Bazilikası’nı gezmek ücretsiz, ancak onun da tepesine çıkmak istiyorsanız ücret ödemeniz gerekiyor aklınızda bulunsun. Biz tabii ki çıkmadık, çünkü zaten yeterince tepedeyken tepenin de tepesine çıkıp tepeception yapmaya gerek yok gibi geldi.

*Montmartre bir tepe olduğu için Paris genel olarak düz bir şehir olmasına rağmen buraya yürüyerek çıkmak biraz zahmetli, bol merdivenli ve bol yokuşlu oluyor. O sebeple füniküler kullanarak yukarı çıkıp inişi yürüyerek gerçekleştirirseniz hem çıkarken perişan olmazsınız, hem de inerken sokakları görebilirsiniz. Fünikülere ulaşmak için Anvers metro durağında inin, Place Saint Pierre’ye doğru yürüyün, zaten çok yakın.

Mouling Rouge Paris
Mouling Rouge Paris

*Eğer Anvers durağında inip füniküler tarafında gitmek yerinde üzerinde bulunduğunuz Boulevard de Clichy üzerinde yürüyecek olursanız meşhur Moulin Rouge’a ulaşıyorsunuz. Biz yılllarrr önceki ilk Paris ziyaretimizde buradaki şovu izlemek için saçma sapan bir para verme gafletinde bulunup o zamanki bakış açımızla bile inanılmaz pişman olmuştuk, aman diyelim. Burası eskiden nasıldı bilemeyiz ama, şu anda şovlar “erotik” olmaktan çok Mehmet Ali Erbil’in pantolon indirmesi seviyesinde falan, yok yani, gitmeyin. Çok istiyorsanız açın filmi izleyin.

Paris Gezi Rehberi (6)
I Love You Wall – Arama derdinden kurtaralım, “Seni Seviyorum” sol üst köşede.

*Eğer ilginizi çekerse Jehan Rictus Meydanı’ndaki küçük bir parkın içinde I Love You Wall bulunuyor. Bu duvarın özelliği üzerinde 300+ dilde “seni seviyorum” yazıyor olması.

Amelie Paris
Amelie’nin çalıştığı kafeyi hatırladınız mı? (hatırlamadıysanız google’a yazın hatırlamış gibi yapın)

*Bu civarla ilgili son önerimiz, şayet Amelie filmini seviyorsanız onun çekim lokasyonlarından biri olan, Amelie’nin çalıştığı kafe yakınlarınızda, girip fotoğraf çekebilirsiniz, ismi Cafe des Deux Moulins.

Notre Dame Katedrali ve Civarı

Gün geçmiyordu ki Paris’te bir aşırı turistik yer ile daha karşılaşmayalım ve görmezden gelemeyeceğimiz kadar önemli olmasın. Gotik mimarinin kralı (mimariden hiç anlamıyorsanız bile bunu görünce ABİ BU KESİN GOTİK ARTIK TAMAM, YOKSA BEN MİMAR MI OLMALIYDIM dedirtecek kadar), Quasimodocuğumuzun evi, meşhur Notre Dame Katedrali tartışmasız bir şekilde Paris’te göreceğiniz en heybetli yapılardan. Tabii siz dışarıdan baktığınızla kalmayın, mutlaka içine de girin, zira kapıdaki sıradan da anlayacağınız üzere giriş ücretsiz.

Bu arada, şayet Notre Dame’a ulaştıysanız katedralin üzerinde bulunduğu adacığı ve civar sokakları da dolaşmanızı önereceğiz, çünkü burada da tam fotoğraflık bir sürü sokak ve kafe var. Özellikle Au Vieux Paris d’Arcole’nin çiçekli miçekli hallerinden birine denk gelirseniz çok güzel görünüyor, aklınızda bulunsun.

Shakespeare and Co Paris
Shakespeare and Company

Hazır Notre Dame Katedrali’ne gelmişken yakınlarda görmek isteyebileceğiniz bir başka yerden daha bahsetmeden geçmeyelim, Paris’in en ünlü kitapçısı Shakespeare and Company. Aslına bakarsanız şu an bu kadar ünlü olmasında Before Sunset ve Midnight In Paris gibi filmerin bolca etkici olsa da, aslında onlardan önce de yeterince popüler olduğunu söyleyebiliriz. Aslına bakarsanız ilk Shakespeare and Co 1919 yılında bir başka noktada açılmış, fakat sahibi bu kitapçıyı İkinci Dünya Savaşı esnasında kapatmak durumunda kalmış. Sonrasında şu anki konumunda yeni bir kitapçı açılmış ve kitapçının sahibi bir önceki Shakespeare and Company’ni anısını yaşatmak için kitapçısını bu şekilde adlandırmış. Bu arada eski Shakespeare and Company’e gidip gelenler arasında James Joyce, Fitzgerald, Hemingway gibi isimler varmış, hadi şimdi gitmeyin de görelim!

Kitapçının ayrıca bir kafesi, eski/özel kitapları sattıkları (1000 dolara kitaplar falan var, öyle düşünün) ayrı bir bölümleri mevcut. Asıl Shakespeare and Company’e girdiğinizde ise ilk izlenim olarak oldukça küçük bir kitapçıya girdiğinizi düşünebilirsiniz ama ortalık gerçekten labirent gibi ve her yerden bir oda çıkıveriyor. Bu arada maaaaalesef içeride fotoğraf çekmek yasak, o yüzden sağda solda gördüğünüz o güzel cümleleri fotoğraflayamayacaksınız.

Eiffel Kulesi Paris (7)
Placa des Vosges Paris (2)
Le Marais Bölgesi

Bizce Le Marais (lö mağğreeeğ diye okunuyor) Paris’te en seveceğiniz bölgelerden biri olacak. Ancak bunun için en önemli kıstas buralara haftaiçi gitmeniz, zira haftasonu Parisliler de burayı değerlendirmeyi sevdiği için oldukça kalabalık bir hal alıyor, üstüne bi’ de biz turistler eklendik mi sabrınızın taşmaması mümkün değil. Marais bölgesinde yapmanız gereken temel şey aslında sokaklarda hunharca dolanmak, mümkünse haritadan bağımsız olarak biraz kaybolmak. Ama yol üzerinde The Broken Arm, Frenchtrotters ve Merci gibi dükkanlara denk geldiğiniz esnada küçük duraksamalar yapabilir, özellikle Merci’nin içinde kendinizi kaybedebilirsiniz.

*Kaybolmayı bırakıp haritaya baktığınız anlardan birinde mutlaka Place des Vosges tarafına uğrayarak hem bu şahane meydanı, hem de bu meydanda bulunan Victor Hugo’nun evini görmeyi ihmal etmeyin.

*Oberkampf tarafında kadar uzanacak olursanız, bu civarda, Rue Oberkampf üzerinde pek çok mekan mevcut. Hatta 108 numarada yer alan kafenin yanındaki duvarda dönemsel olarak değişen farklı farklı mural çalışmaları yer alıyor, gezerken oraya da bi’ uğrayabilirsiniz.

Pink Mamma Paris (1)
Pink Mamma’nın binası çok iyi değil mi? Kendisi Pigalle’de, yemekleri de şahane.
Paris Gezi Rehberi (14)
Daha güzeli yapılana kadar en güzeli Pigalle’deki.

Pigalle Bölgesi

Yukarıda söz ettiğimiz Montmartre bölgesi ile yan yana sayılabilecek bir diğer bölge, Pigalle. Birkaç sokağı ve Moulin Rouge civarı “Red Light District” terk bir halde olduğu için aslında kısa bir süre öncesinde kadar “aman o tarafta dikkatli olun” denilen bir bölge olmasına rağmen şu anda bayağı popüler ve hip bir hale gelmiş durumda. Özellikle KB Cafeshop (evet coffee shop değil) ve Dirty Dick gibi mekanlar günün herhangi bir saatinde dolup taşıyor diyebiliriz. Bizim favorilerimizden biri olan Pink Mamma adlı mekan da burada bulunuyor, onu Paris yeme içme rehberinde detaylandıracağız. Bunun dışında bölgede bol bol küçük, lokal butik patlaması da yaşanıyor, dolayısıyla özellikle Montmartre tarafında gitmişken 1-2 mekan denemek ve şöyle bir dolanmak için burayı da keşfe çıkabilirsiniz.

Paris'te Gezilecek Yerler
Pigalle tarafında dolaşmayı ihmal etmeyin, zaten Montmartre’ye gidecekseniz oraya kadar gitmiş olacaksınız.

*Eğer hayatınız boyunca göreceğiniz en “şirin” basketbol sahasını görmek isterseniz Pigalle Duperre’ye uğramayı unutmayın. Hemen Pink Mamma yakınlarında.

*KB Cafeshop’un üzerinde bulunduğu cadde olan Avenue Trudaine görsel olarak çok güzel, belki başından sonuna şöyle bi’ turlamak istersiniz.

Canal St Martin Paris
Bagetle gezen Fransız görünce verilen “yaaa ne kadar Fransız bir bey” tepkisini siz de verdiniz mi?
Canal Saint Martin
Canal Saint Martin’de bu muralı kaçırmayın, Rue Jean Poulmarch üzerinde.

Canal St. Martin

Son dönemlerde Paris’in en popüler, en hipster akını yaşayan bölgelerinden biri haline gelmiş Amsterdam terk görüntüler veren bir diğer bölge olan Canal St. Martin’i de es geçemezdik. Kafe üstüne kafe, mekan üstüne mekan açıldıkça burası yükseldi de yükseldi, kalabalıklaştı da kalabalıklaştı resmen. (sanki 30 yıllık Parisliyiz ya sdfsd) Zaten Paris Yeme İçme Rehberimizde burada yer alan birçok mekandan söz edeceğiz, o kısımlar için diğer rehbere bakarsınız.

59 Rivoli Paris (1)
59 Rivoli

Bir tık daha alternatif bir yer keşfetmek isterseniz zaten önünden geçtiğiniz takdirde görüntüsüyle mutlaka dikkatinizi çekecek 59 Rivoli’yi gezmenizi mutlaka öneririz. Burası hem sergi alanlarının, hem de sanatçı stüdyolarının yer aldığı, sanatçıları içeride çalışırken görebileceğiniz bir sanat alanı. Ancak öyle düzenli, ışıl ışıl, şıkır şıkır bir galeri falan beklemeyin, aksine, duvarları graffiti ve murallar ile kaplı, biraz dağınık bir görüntüye sahip, ama son derece canlı ve ilginç bir yerden bahsediyoruz ki, bunun sebebini anlamak için 59 Rivoli’nin hikayesinden bahsetmek gerek.

59 Rivoli Paris (2)
1999 yılında, 59 Rivoli binası terk edilmiş bir haldeyken, bir sanatçı grubu bu binaya –izinsiz olarak, yerleşiyor ve burayı hem ev / hem de çalışma alanına çeviriyorlar. Bir süre sonra Fransız devleti bu konuda reaksiyon gösteriyor ve binayı boşaltmalarını istiyorlar, ancak basının ve halkın sanatçıların tarafında olması sebebiyle işler sanatçıların lehine ilerliyor. O dönemde henüz Paris valisi olmayan Bertrand Dalanoe, “eğer seçilirsem burayı sanatçılara bırakacağım” gibi bir vaatte bulunuyor ve ardından vali seçilince sözünü tutuyor. Günümüzde 59 Rivoli bir “art space” olarak kullanılıyor ve aynı zamanda 20’nin üzerinde sanatçının stüdyosu burada yer alıyor, üstelik bulunduğu konuma göre oldukça uygun kiralar ödüyorlar.

*Stüdyolara girerken çekinmenize gerek yok, kimse, kimsenin umrunda değil, ya şa sın sanatçılar.

Paris Gezi Rehberi (16)
Richelieu Kütüphanesi

Paris Gezi Rehberi: Kısa Kısa…

Jean Jacques Rousseau, Victor Hugo, Emile Zola, Madame Curie gibi isimlerin mezarlarını da içinde barındıran ve Foucault Sarkacı’nı da görebileceğiniz harika bir yapı için: Pantheon

Güzelinden bir kütüphaneyi ücretsiz olarak görmek isterseniz: Richelieu Library

Eğer şehir parklarında vakit geçirmeyi seviyorsanız favoriler: Jardin du Luxembourg ve Jardin du Palais Royal

Paris Gezi Rehberi (7)
Paris Gezi Rehberi (2)
Şahane bir fotoğraf yakalamak isterseniz görmeniz gereken avlu: Place Edouard VII (tepenizi çekin)

Dini yapıları gezmeyi seviyorsanız ve şahane fotoğraflar çekmek isterseniz: Sainte Chapelle

İlginç mimariye sahip binaları görmeyi seviyorsanız: Philarmonie de Paris

Tahmin ettiğinizden çok daha güzel çıkacak bir cami için: Grand Mosquee de Paris

Gözden kaçıracağınızı sanmayız ama yine de bir hatırlatma olarak: Disneyland Paris

Paris Gezi Rehberi (3)
Paris Gezi Rehberi: Bir Takım İpuçları

*Biliyorsunuz, normalde dünyanın pek çok yerinde müzeler Pazartesi günleri kapalı oluyor. Ancak Paris’te durum sadece bu şekilde işlemiyor, bazı gitmek isteyebileceğiniz müzeler Pazartesileri açık, Salıları kapalı. Dolayısıyla müze ziyaretlerinizde bu detayı kontrol etmeyi unutmayın, kapısına kadar gidip hüsrana uğramayın.

*“Fransızlar İngilizce konuşmuyor, İngilizce konuşursanız sizi tokatlarlar……” gibi şehir efsanelerini geride bırakınız, bir kez bile böyle bir durum yaşamadık. Elbet öyle insanlara da denk gelinebilir, ancak bu kesinlikle bir genelleme değil, kim salladı bunu ya?

*Bazen, bazı “çok özel” kabul edilebilecek ya da kendini çok özel zanneden mekanlarda kılık kıyafet konusuna takılabiliyorlar. Bu gibi mekanlara gitme niyetiniz varsa en azından bavulunuza bir tık daha süslü püslü kıyafet atıverin.

Galerie Vivienne Paris

Paris Gezi Rehberi (4)

5 Yorum

  • Öyle güzel öyle güzel ki hep okumak istiyorum. Belki inanmayacaksınız ama gözlerim yaşardı çünkü hem çok detaylı bir anlatım hemde çok gitmek istediğim için.. İyiki varsınız oitheblog 😘😘😘

  • en son sizin blogunuzu okuyarak Barcelonayı gezdik eşimle , en içime sinen yurtdışı seyahatimiz oldu diyebilirim önerileriniz sayesinde .. yaza Amsterdam . Paris var , yine sizin blogda buldum tabi ki kendimi 🙂

  • Merhaba, elinize sağlık muazzam güzel tasvir etmişsiniz, oldukça başarılı bir yazı olmuş .

    müsaadenizle iki naçizane tavsiyem olacak. belirttiğiniz gibi paris’İ ziyaret etmek için en güzel dönem nisan ayı bence de. ancak programı, izini vb nedenlerle yaz aylarında gitmeye mecbur olanlar ağustos ayını tercih etmeli. bu ay Paris’in yerli halkının tatil ayı olduğu için şehir ciddi anlamda boşalır.

    bir diğer konu da navigo kart. özellikle seyahati pazartesi günü başlayacak biri mutlaka ulaşım için bu kartı almalı. hem fiyatı diğer seçeneklere göre oldukça uygun hem de 5 zonenun tamamını kapsıyor. fotoğraf konusu olmazsa olmaz bir şart değil bir kontrol durumuna denk gelirseniz belki sorun olabilir, yanınızda yoksa bu kartı temin ettğiniz yerde makinalar var 1 eur ya fotoğraf çektirebileceğiniz.kartın 5 eur ücreti var ve her ziyaretinizde kullanabiliyorsunuz. fotoğrafı kartın üzerine yapıştırmazsanız Paris’e gidecek arkadaşlarınıza da kartı verebilirsiniz.

    sevgiler,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir