Paris Müzeleri: “Dur Artık Paris” Dedirtecek Efsane Müzeler

Yahu Paris, ciddi soruyoruz, bu nedir ya? Cidden siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, ne yapalım biz hayatımızın 2 yılını falan Paris müzeleri turunda mı geçirelim istiyorsunuz? Yanımıza 1 haftalık kruvasan alıp kendimizi Louvre’a mı kapatalım, avlularda mı uyuyalım? Hadi 1 müzeyi hakkını vererek gezdik, diğerleri ne olacak? Kaç kez geleceğiz şehrinize KAÇ KEZ? Dur artık Paris, yalvarıyoruz daha fazla ilgi çekici olmayı bırak, gücümüz kalmadı.

Kusura bakmayın, biraz celallendik, ama gerçekten biz bu Paris müzeleri ile başa çıkamadık. Yani bu kadar iyi müzeyi bir arada gezip bir yandan da şehri tanımak o kadar imkansız ki, dedik en iyisi biz bu müzeleri ayrı bir liste yapalım, isteyen istediğine gitsin. Sanmayın ki Paris müzeleri bunlar ile sınırlı, daha onlarca müze var, ancak biz öncelikli olarak ilgi alanımıza girenleri şöyle bir listeledik ve özet geçtik. Tekrar söylüyoruz, şayet geziniz 3 ay falan sürmüyorsa (o gezi olmuyor yalnız taşındınız galiba) bunların hepsini tek bir gezide gezebilmeniz neredeyse mümkün değil o yüzden vay ben bunları nasıl gezeceğim paniği yaşamayın, onun yerine favorilerinizi seçip en azından birkaç tanesini hakkını vererek gezmeye çalışın.

Şunlar da işinize yarayabilir:

*Paris Gezi Rehberi
*Paris Yeme İçme Rehberi
*Disneyland Paris Rehberi

Louvre Müzesi (1)
Louvre Müzesi

Bilin bakalım Paris müzeleri içinde ve hatta tüm dünyada en çok ziyaret edilen müzesi hangisi? Ding ding ding ding (ödül kazanma sesi) evet, doğru cevap tabii ki LUĞĞĞR Müzesi. Biliyorsunuz, müze gezmekle uzaktan yakından ilgisi olmayan insanın bile aklına gelecek ilk müze kendisi. Tabii sizin buraya gidecek olma sebebiniz “Paris’teyim öyleyse Louvre’a gitmeliyim” ya da “Mona Lisa’nın önünde selfie çekeyim” olmamalı, çünkü öncelikli olarak abartısız bir şekilde hayatımızda gördüğümüz en iyi müzelerden biri olduğu için burayı görmelisiniz.

Büyüklüğünü “sağa yürüyorum Louvre, sola yürüyorum Louvre, koşarak uzaklaşıyorum dönüp bakıyorum yine Louvre” şeklinde tanımlayabileceğimiz Louvre Müzesi aynı zamanda Fransa’nın ilk müzesi olma özelliğini taşıyor. Müzeye giriş yapmak için 2 farklı kapı mevcut, ancak siz meşhur Louvre Piramidi’ni de görmek için mutlaka avlunun oradan giriş yapın. Müzeyi gezmeye başlamadan önce mutlaka, ama mutlaka Audio Guide alın (ki kendisi bir adet Nintendo 3DS), aksi takdirde ya kaybolur ya da birçok esere dair birçok detayı gözden kaçırırsınız ve müzeyi hakkını vererek gezemezsiniz.

Louvre Müzesi (2)
*Müzeyi gezerken kontrolü kaybedip kendinizi tekrar girişte bulmamak için renkler ve sayılara dikkat etmeye de özen gösterin. İçeride Antik Mısır, Yunan, Fransız tabloları, İtalyan tabloları, Flemenk resimleri gibi birçok bölüm var ve hepsine ait bir renk söz konusu. Sayıları takip ederek de bir şeyleri gözden kaçırmamış olursunuz.

*Mutlaka, ama mutlaka ya online bilet alın ya da Paris Museum Pass. Aksi takdirde korkunç bir sıra ile karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. Zaten son yıllarda yaşanan terör olaylarından dolayı Paris genelinde tüm müzelerde güvenlik daha sıkı tutulduğu için her halükarda sıraya maruz kalıyorken bir de bilet sırası beklemek bütün tadınızı kaçırır. Biletinizi şuradan alabilirsiniz.

Louvre Müzesi (3)
*Mona Lisa konusunda size birkaç sürprizimiz var. Eğer tek gayeniz onu görmek ise zaten sizin gibi düşünen pek çok kişi olduğu için Mona Lisa oklarını takip edebilirsiniz. (bu iyi haberdi) Ancak Mona Lisa’nın tahmin ettiğinizden daha küçük olduğunu, muhtemelen yakından bakabilmek için onlarca insanla cebelleşeceğinizi ve eserin cam ile çevrili olduğunu söylemeden geçemeyiz. Hevesiniz kaçmasın tabii, neticede kendi gözlerinizle koskoca Da Vinci’nin Mona Lisa’sını görüyorsunuz.

*Müze o kadar büyük, o kadar kalabalık bir hal alabiliyor ve o kadar kontrolü kaybetmeye müsait ki, gerçekten bir noktada “ay ben gezemiyorum galiba” diye ağlamaklı olup bir köşede kendinizi moraliniz bozulmuşken falan bulabiliyorsunuz. Şu an buraları okurken komik geliyor biliyoruz ama, bu yorumu gidip gezmeye başladığınızda anlayacaksınız. Özetle burayı hakkını vererek gezmeye kalkışacak olsanız günler sürer, garip bir panik yaşamanız normal, yalnız değilsiniz. Mümkünse öncesinde internetten biraz araştırma yaparak öncelikli olarak görmek istediğiniz eserlerin bir listesini çıkarın.

*Louvre Müzesi Salı günleri kapalı. Çarşamba ve Cuma günleri 21:45’e, diğer günler 18:00’e kadar açık.

Orsay Müzesi Paris
Orsay Müzesi

Louvre’un gölgesinde kalmak gibi saçma sapan bir duruma maruz (Louvre’u ziyaret edenlerin sayısı Orsay’ın neredeyse 3 katı) kalan bir diğer efsane müze, Orsay Müzesi. Konum olarak Louvre’a yakın sayılabilecek müze, 1800’lü yılların sonlarında bir tren garı olarak inşa edilmiş, sonradan müzeye dönüştürülmüş. (Akıllara Haydarpaşa geldi di mi) İçeride Degas, Monet, Manet, Renoir, Pissarro, Klimt, Van Gogh, Munch, şeklinde uzayıp giden, dev isimlerin eserleri var, insan daha gitmeden sırf bu isimleri görünce bile heyecanlanıyor! Louvre kadar büyük olmasa da yine de çok geniş bir koleksiyona sahip olan Orsay Müzesi’nde özellikle empresyonistlere özet bir ilginiz var ise çok yüksek ihtimalle büyüleneceksiniz. Ancak yine tıpkı Louvre gibi bu müzeyi de hakkını vererek gezmek için bayağı bir vakte ihtiyacınız olduğunu ekleyelim, şimdiden gözünüzü korkutalım da orada şok olmayın.

*Eğer vaktiniz bol değil ise en azından Renoir’in meşhur Bal de Moulin de la Galette’sini, Manet’in Olympia’sını, Van Gogh’un otoportresini ve Starry Night Over the Rhone’u ve Cezanne’nin The Cardplayer adlı resmini ve son olarak Osman Hamdi Bey’in eserini görmeden müzeden çıkmayın, pişman olursunuz.

*Orsay Müzesi Pazartesi günleri kapalı. Perşembeleri 21:45’e, diğer günler 18:00’e kadar açık. Giriş ücreti 12 Euro, eğer aşağıda bahsedeceğimiz Musee de l’Orangerie’ye de gidecekseniz ikisine birden girebildiğiniz 16 Euro’luk bir bilet türü mevcut, onu almak daha mantıklı olabilir.

Centre Pompidou Paris
Centre Pompidou

Modern sanat müzesi alır mıyız? Gönderin gelsin, hem de en büyüğünden! Zaten buradan hiç haberdar olmadan sokağından geçecek olsanız bile Paris’in genel mimarisine aykırı yapısı ile mutlaka dikkatinizi çekecek, hatta “abi borular morular burası olsa olsa modern sanat müzesidir” düşüncesi aklınızdan mutlaka geçecektir. Pompidou’da kimler kimler var; Picasso, Kandinsky, Jackson Pollock, Matisse şeklinde kocaaaa bir liste. O yüzden özellikle modern sanat müzelerini gezmeyi seviyorsanız önceliği buraya vermenizi öneririz.

*Müzenin 2 farklı girişi var, biri kütüphane girişi gibi görünüyor ama bazen ziyaret için yalnızca diğer tarafta kalan kapıdan giriş yapabiliyorsunuz, aklınızda bulunsun, giremiyormuşuz diye çekip gitmeyin yani.

*Müze her gün 11:00 – 22:00 arası açık diye geçiyor, ancak biz ilk gittiğimizde saçma bir şekilde “bugün kapalı” dediler mesela, o yüzden o konuda bi’ tuhaflık söz konusu olabilir.

*Giriş ücreti 14 Euro, ancak eğer dönemsel sergilerden birine denk geldiyseniz ya da özellikle o sergiyi görmek istiyorsanız onun ayrı ücreti oluyor.

*Buraya kadar gelmişken hemen müzenin yanındaki Igor Stravinsky Meydanı’nda kalan Jef Aerosol’ın mural çalışmasını sakın es geçmeyin. Sonrasında bu meydandaki kafelerden birinde dinlemece de keyfili olur, zira oldukça canlı bir meydan, tam insanları gözlemlemelik.

*Eğer bu müze ilginizi çektiyse bir tık daha alternatifi olarak Musee d’Art Moderne de la Ville de Paris de ilginizi çekebilir, ona da bi’ bakmanızı öneririz.

Palais de Tokyo
Palais de Tokyo

Öncelikle ismi sebebiyle yaşanabilecek bir kafa karışıklığının önüne geçelim, o konsepte sahip bir dönemsel sergiyi ağırlamadığı sürece Palais de Tokyo’nun Uzak Doğu kültürü ile hiçbir alakası yok, yalnızca ismi öyle. Eğer çağdaş sanatlara ilgiliyseniz ve özellikle dönemsel sergilerde ilginç bir şeylere denk gelirseniz oldukça ilginizi çekebilecek bir müze. (bazı eserlerin sanat olup olmadığını anlayamadığınız müzeler olur ya, o tarz) Aslında yalnızca müze demek de doğru olmaz, çünkü içinde 2 adet restoran ve bir adet etkinlik alanı da mevcut. (club’a bile dönüşüyor, öyle düşünün) Bu sebeple burası aynı zamanda Paris müzeleri içinde tam anlamıyla bir Hipsterland’a dönüşmüş durumda ve son zamanlarda Parisli hipsterlar arasında acayip popüler bir hale gelmiş.

*Palais de Tokyo’nun güzelinden bir Eiffel Kulesi manzarası da var, gitmişken güzel fotoğraflar yakalanabilir.

*Eğer restoranlarından herhangi birinde gitmek niyetindeyseniz rezervasyon yaptırın, bayağı ilgi gördüğü için yer bulmak pek kolay olmuyor.

*Palais de Tokyo Salı günleri hariç her gün öğlen 12’den gece 12’ye kadar açık.

Picasso Müzesi Paris 1
Picasso Müzesi

Picasso ile aranız nasıl bilmiyoruz, zira kendisini ciddi anlamda sevmeye başlamak için bu dehayı tanımaya, anlamaya çalışmaya, eserlerini çözümlemeye ve anlamlandırmaya vakit ayırmak gerekiyor. Bizim bu sürecimiz ve adeta bir Umut Sarıkaya karikatürü gibi “istersen kralını çizersin ama çizmiyosun di mi abi” (bkz. şu karikatür) diye yaklaşmayı bırakmamız öncelikli olarak çeşitli şehirlerde denk geldiğimiz Picasso müzelerini büyük bir özen içinde gezmemiz ile başladı. Dolayısıyla eğer vaktiniz olursa ve Picasso’nun neden bir dahi kabul edildiğini anlayabilmek adına bizce Paris’teki Picasso Müzesi’ne mutlaka uğrayın. Picasso Paris’te uzun süre yaşadığı için “ne alaka Paris’te Picasso Müzesi” diye düşünmeyin bu arada, zira kendisi birçok eserini Paris sınırları içinde üretmiş.

*Burası da döneme göre aşırı sıra olabilecek müzelerden, o yüzden Paris Pass almayacaksanız şuradan önceden bilet alarak sırayı atlatmak iyi bir fikir. Bilet alırken mutlaka audio guide da alın, aksi takdirde Picasso ile anlaşma girişiminiz iyi sonuç vermeyecektir.

*Müze Pazartesi günleri kapalı, diğer günler 18:00’e kadar açık.

Fondation Louis Vuitton Paris
Fondation Louis Vuitton

Çok acayip, pek acayip mimarisi ile mutlaka internetin derinliklerinde bir yerde, bir “dünyanın en ilginç yapıları” listesinde karşınıza çıkabilecek Fondation Louis Vuitton, ünlü mimar Frank Gehry tarafından tasarlanmış ve sırf binasını görmek için bile gidilebilir! “Ünlü mimar” dememiz size bir şey ifade etmediyse tanıdık gelebilecek birkaç eserinden daha söz edelim, bi’ aydınlanma yaşayın; Prag’daki Dancing House, İspanya’daki Guggenheim Bilbao, Paris’teki Cinematheque binası, LA’deki Walt Disney Concert Hall gibi ünlü binaların hepsi Frank Gehry eserleri!

İyi anladık güzel, ama burası o kadar da merkezi bi’ yerde kalmıyor, başka ne diye gideceğiz derseniz özellikle çağdaş sanatlara ilgisi olanlar bir adım öne çıksın. Fondation Louis Vuitton öyle adı sebebiyle aklınıza geldiği gibi bir moda merkezi falan değil, burada bulunduğunuz döneme göre gerçekten çok iyi sergilere denk gelebilirsiniz. Bunun için gitmeden önce şuradan programı kontrol edip ne var ne yok bi’ bakınmanızı öneririz, çünkü dediğimiz gibi, bir turist için pek merkezi bir noktada sayılmaz, ancak hem bina için hem de sergiler için oraya gitmeye değer.

*Eğer binanın mimarisi bizim kadar ilginizi çektiyse içeride konuya dair daha fazla şey öğrenebileceğiniz sabit bir sergi var, onu da gözden kaçırmayın.

*Buraya ulaşmak tahmin ettiğiniz kadar zor değil, metronun 1 numaralı hattına binip Fondation LV durağında indikten sonra max. 10 dakikalık yürüme mesafesi. Giriş 14 Euro.

Orangerie Müzesi Paris (2)
Orangerie Müzesi Paris (1)
Musee de l‘Orangerie

Burada listelediğimiz Paris müzeleri içinde büyük ihtimalle en küçüğü olan ama görecekleriniz sebebiyle aklınıza mutlaka yer edecek bir müze Musee de l’Orangerie. Müzenin özelliği Monet’nin “Water Lillies” adlı birkaç parçadan oluşan dev (ama gerçekten dev) resim serisinin burada gerçekten olabilecek en iyi haliyle sergileniyor olması. Bu farklı parçalardan oluşan 8 dev eser 2 farklı oval odada sergileniyor ve bu şekilde birbirlerinin devamlılığını sağlıyormuş gibi bir his de yaratılmış, biz çok etkileyici bulduk. Eğer eserleri uzun uzun inceleyebilmek ve sırf fırça darbelerini bile dakikalarca, rahat rahat incelemek istiyorsanız mümkünse müzenin açıldığı saatlerde, erkenden gitmeye çalışın, aksi takdirde çok kalabalık olacağı için tadını çıkaramıyorsunuz.

*Müze Tuileries Bahçeleri içinde yer alıyor ve bizce müze çıkışı özellikle hava güzelse parkta vakit geçirip bir şeyler içmek acayip keyifli oluyor, Parislilerin arasına karışmak için şahane fırsat.

Rodin Müzesi 2
Rodin Müzesi

Belki de bu satırları okurken “YETER ARTIK VURMAYIN” diyorsunuz, ama biz sizi baştan uyarmıştık, Paris müzeleri cidden çok fazla ve çoğu o kadar iyi ki eleme yapabilmek neredeyse imkansız. Alın işte, koskoca Rodin’in de bir müzesi var, ne yapacaksınız yani, görmeden mi döneceksiniz? Düşünen Adam’ın orijinalini kendi gözlerinizle görmeyecek misiniz mesela? (Bakırköy’dekini gördüyseniz sayılmaz arkadaşlar saçmalamayın sdsdj)

Rodin Müzesi, yine sırf binası için bile görülebilecek, Rodin’in yüzlerce eserinin hem binanın içinde hem de bahçede sergilendiği bir başka şahane müze. Bizce bahçedeki eserleri de mutlaka görmelisiniz, ancak onun için 4 Euro gibi ekstra bir ücret ödemeniz gerektiğini de hatırlatalım.

*Müze Pazartesi günleri kapalı, diğer güner 17:45’e kadar açık. (16:15’ten itibaren bilet satmıyorlar, haberiniz olsun) Giriş ücreti 10 Euro.

*Düşünen Adam’ın derdine düşüp “Gates of Hell” adlı eseri kaçırmayınız, çarpılırsınız.

Carnavelet Müzesi Paris
Carnavalet Müzesi

2019’a kadar kapalı olması sebebiyle Paris müzeleri serüvenimizin bir parçası olamadığı için aklımızda kalan Musee Carnavalet zevklerine güvendiğimiz pek çok kişi tarafından pek bi’ övüldüğü için onu da yazmadan geçmek istemedik, artık ileride bizim yerimize siz ziyaret edersiniz. Carnavalet aslında büyük ölçüde Paris şehrine, Paris’in geçmişine, tarihine odaklı bir müze. Evet gittiğiniz her şehirde ilginizi çekmeyebilecek temada bir müze olmakla birlikte bizce bu durum Paris için geçerli değil, çünkü burası PARİS, bilmem anlatabildik mi? Özellikle böyle önemli bir arşivin içinden Paris’in eski fotoğraflarını görmek bize bayağı çekici geliyor, sizin de ilginizi çekiyorsa uğramayı ihmal etmeyin, en azından yukarıda söz ettiğimiz aşırı büyük müzeler kadar dev olmadığı için vakit ayırmak daha kolay olabilir.

Paris Cinematheque
La Cinematheque Française

Bir diğer gidemediğimiz ve konuyla ilgili arkadaşlarımız tarafından “merak etmeyin o kadar da tahmin ettiğiniz gibi değil zaten” şeklinde yatıştırılmaya çalışılsak da sanki üzülmeyelim diye öyle denmiş gibi gelen yerden daha bahsetmeden geçmeyelim. Eğer sinemayla biraz olsun ilgiliyseniz içeride Godardlar, Truffautlar falan havalarda uçuşuyor diye düşünebilirsiniz ama, anladığımız kadarıyla pek de o şekilde bir sergi alanı oluşturmamışlar. Yine de teselli ödülü olarak Lumiere Kardeşler’e ait kameranın içeride durduğunu söylesek belki hevesiniz yerine gelir.

*Salı günleri kapalı, diğer günler 19:00’a kadar açık.

Grand Palais Paris
Grand Palais

Vay Gğan Paleeeğ, sen liste sonlarına düşecek yer miydin……… Kapanışı seninle yapıyoruz, çünkü sen de Paris’in en ikonik yapılarından birine dönüşmüş durumdasın. Grand Palais ile senli benli konuşmayı bırakacak olursak, öncelikle olarak aslında buraya bir “müze” demenin pek de doğru olmayacağını söylemek gerek. Zira burası bir sergi ve fuar alanı olarak inşa edilmiş, heybetli, güzel mi güzel bir yapı. İçeride yıl boyunca farklı farklı dönemsel sergiler gerçekleştiriliyor, dolayısıyla gitmeden önce şöyle bi’ ne var ne yok diye bakmakta fayda var. Ancak eğer sergi gezmek niyetinde değilseniz bile bizce binayı görmek adına da yolunuzu buraya düşürebilirsiniz.

*Buraya kadar gelmişken hemen yanında yer alan Petit Palais’ye de uğramayı ihmal etmeyin.

4 Yorum

  • Elinize saglik en cok bilinenler bunlar evet.Bir de arts et métiers muzesi vardir ki efsane. Ayrica petit palais ve grand palais- galeries nationales var concorde a yakin
    Gercekten cok guzel koleksiyonlarin sergilendigi.

  • Bir de Serves’te Ulusal Mozaik Müzesi var. Dokuz numaralı metro hattının son durağından yürüyerek gidebilirsiniz. Müzede, Osmanlı’nın sonunu getiren Sevr anlaşması imzalanmış aynı zamanda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir