Amsterdam Gezisi Notları: Yeni Öneriler, Birtakım Övgüler

En son ne zaman Amsterdam gezisi için yollara düşmüştük diye bir bakıp üstünden 5 sene geçmesi şoku ile sarsılmamızın ardından sonunda tekrar kavuştuk. Bu şehri seviyoruz, zaten bir turist olarak görüp de sevmemek mümkün mü bilmiyoruz? Daha önce ne görmüş olabilirsiniz ki burayı beğenmeyesiniz kardeşim, buraya bir Elf şehrinden aktarmayla mı geldiniz… Kafanızı çevirdiğiniz her yerin güzel göründüğü, estetik şelalesi, muasır medeniyetler seviyesinin ta kendisi bir şehir Amsterdam. Bir ülkenin gelişmişliği kaldırımlarında gizli ise bu ülkede nerenin kaldırım olduğunu ayırt edemiyor ve yürürken arabalardan değil buranın gergin doblolularına tekabül eden bisikletlilerinden azar işitiyorsunuz, işte size buranın ne kadar medeni olduğunu bir cümle ile kanıtladım… Aktivitesi bol, ne zaman gitseniz size mutlaka yeni bir şeyler sunabilen sevgili Amsterdam’ın özellikle kışın gittiğinizde gerçekten sinir bozucu bir havası olduğunu (yağmurlu, aşırı rüzgarlı, AGRESİF, saldırgan bir hava, bence abartmıyorum…) kesinlikle kabul ediyor olsak da insanlığın böyle şehirler yaratabilme kapasitesinin oluşu memnuniyet verici, bize tadını çıkarmak düşer. 

Aslında önceden yazdığımız birkaç farklı Amsterdam rehberimiz olsa da çeşitli açılardan güncelliğini yitirdikleri için aşağıda önceden bahsetmiş olduğumuz şeyler ve bu geziye özel yeni keşifler karışık bir şekilde ilerleyeceğim. Yine de isterseniz önceki rehberlerimize de şuradan bakabilirsiniz, çünkü özellikle gezilecek ana turistik yerlerin çoğunda giriş ücreti vs dışında büyük bir değişiklik yok, hatta o rehberlerde göreceğiniz mekanların bazıları da hala popülerliğini koruyor. 

Aşağıda anlatacaklarımızı okumak yerine izlemeyi tercih edersiniz o zaman sizi Instagram’daki sabit Amsterdam gezisi hikayelerimize bekliyoruz.

Bu gezide de diğer tüm gezilerimizde olduğu gibi yurt dışında internet kullanımı için bir e-sim uygulaması olan Airalo’yu kullandık, çünkü operatörlerin internet&konuşma paketi ücretlerinden çok daha makul bir fiyata denk geliyor. Ne kadar süre ihtiyaç duyacağınıza göre istediğiniz paketi seçebiliyorsunuz, uygulamaya ve fiyatlara göz atmak için şuraya tık tık. 

Amsterdam Gezisi Notları: Amsterdam’da Nerede Kaldık?

Muhtemelen Amsterdam’ın pahalı bir şehir olduğu gerçeğiyle yüzleşme anınız tam olarak Amsterdam gezisi için konaklayacak yer arayışınızın başlangıcı ile aynı güne denk gelecek.  Evet, işte söyledik gitti, Amsterdam pahalı bir şehir dostlar… Ve evet, bu şehirde konaklamaya umduğunuzdan ve diğer Avrupa gezilerinizden biraz daha fazla para ayıracak olabilirsiniz, üzgünüz, acınızı paylaşıyoruz… Biz bu gerçeği kabullendikten sonra bunu şehirde gezmek isteyeceğimiz yerlerin çeşitli noktalara dağılması bilgisiyle birleştirerek otelimizi hem merkezi, hem de toplu taşımaya kolay ulaşabileceğimiz bir konumda seçtik. Hotel Estherea’da konakladık ve hem konumu çok avantajlıydı, hem de havaalanından otele ulaşmaktan tutun genel olarak şehirde dolanmaya kadar her açıdan iyi ki burada kalmışız diye düşündük. Havaalanından merkeze vardıktan sonra otele sıkıntısız ulaşabilmek ve otelden çıkıp kolayca metroya ya da tramvaya ulaşabilmek, birçok turistik noktaya yürüyerek gidebilmek tabii ki geziyi çok kolaylaştırıyor, ayrıca bulunduğu bölge çok güzel, dolayısıyla bu oteli kesinlikle önerebiliriz. Burada kalmayacaksınız bile bu otelin konumunu “iyi bir konum” olarak baz alabilirsiniz. 

Olur da bu otelde yer bulamazsanız ya da otele ayıracağınız bütçe için daha farklı bir planınız varsa (özellikle yazın otel fiyatları iyice arşa çıkabiliyor) tam merkez kabul edilebilecek noktada kalan oteller için şuraya, bir seviye daha az turistik ama yine de merkezi sayılabilecek bölgelerde konaklamak isterseniz çok sevdiğimiz bölgeler olan Jordaan ya da De Pijp taraflarına da bakabilirsiniz, direkt söz ettiğim bölgelerin Booking sayfalarına yönlendirdim. Otelinizi seçerken herhangi bir toplu taşıma aracına yakın olduktan sonra bu şehirde çözemeyeceğiniz bir şey, çok uzak kalacak bir mesafe yok, uzak mı oldu tereddütüne düşecek olursanız bunu hatırlayın ve sakinleşin.

Amsterdam Gezisi Notları: Amsterdam’da Ulaşım

Yapacağınız tüm seyahatler içinde ulaşım konusunun en az problem olacağı gezilerden birinin Amsterdam gezisi olacağının garantisini verebiliriz. Bu şehirde her yer bir ulaşım aracı ile birbirine bağlanıyor, bu şehrin yetkilileri A noktasında B noktasına ulaşmamız, huzur içinde toplu olarak taşınmamız için yanıp tutuşuyor, bu şehirde yaşasam ve evimin içine tramvay hattı bağlansa bu beni o kadar da şaşırtmazdı… Buyrun maddeler halinde ilerleyerek konuyu detaylandıralım;

-Şehirde metro, tramvay, otobüs gibi seçeneklerinizin hepsi var. Biz en çok tramvayı kullandık, birkaç kez metroyu kullandığımız da oldu. Zaten Google’dan yol tarifi aldığınızda hangi alternatifin size en yakın ve kolay olan olduğunu direkt göreceğiniz için siz de duruma göre anlık karar verirsiniz. Ayrıca Bolt adlı Uber benzeri uygulamanın da şehirde çok yaygın kullanıldığına şahit olduk, dolayısıyla gitmeden o app’i de indirmek isteyebilirsiniz. En son Amsterdam’da taksiye bindiğimizde Türk taksicinin “sizin evlenme yaşınız gelmiş neden geziyorsunuz??” sorusu neticesinde kendisiyle kavga ettiğimiz için artık İstanbul’dan sonra Amsterdam’da da taksiye binme fobimiz var, o yüzden Boltçuyuz!!1!


-Ulaşım için ihtiyacınıza göre 24 saatlik ya da 48 saatlik kartlardan alarak geziniz boyunca bunları kullanabilirsiniz. (bu kartların detaylarına şuradan bakabilirsiniz) Ancak özellikle şehri ilk kez ziyaret edecekseniz ya da ilk ziyaretiniz olmasa bile turistik noktaları gezmek niyetindeyseniz ihtiyaç duyacağınız gün sayısı kadar geçerli I Amsterdam City Card almak mantıklı bir seçenek, biz de gezi boyunca onu kullandık. Bu kart onlarca önemli müzeye giriş, kanal turu, 1 günlük bisiklet kiralama gibi şeyleri kapsıyor olmakla birlikte aynı zamanda size toplu taşımayı ücretsiz kullanma hakkı da tanıyor. Kartı Iamsterdam uygulamasını yükleyip oradan dijital olarak aktive edebiliyor ve kullanabiliyorsunuz. Tüm toplu taşıma araçları kart dahilinde olunca ulaşım meselesi iyice kolaylaştığı için “bir önceki kafenin tuvaleti daha güzeldi gel tramvayla oraya gidelim” şeklinde kendinizi kaybedebiliyorsunuz, gerçekten pratik ve övülesi. 

*Hangi kartı kullanacak olursanız olun tramvaya binerken ve inerken kartınızı tramvayın içindeki cihaza okutmanız gerektiğini de hatırlatalım, zaten dikkatinizi çekecektir.

Amsterdam Schipol Havaalaanı’ndan şehir merkezine ulaşmak da gerçekten çok basit, çünkü zaten havaalanının içinden direkt merkeze giden hızlı bir tren var ve 15 dakika gibi bir sürede merkez istasyonuna ulaşabiliyorsunuz. (Tek yön bilet 5,90 Euro) Havaalanına indikten ve pasaport kontrol, bavul teslim alma gibi aşamaları geçtikten sonra tren tabelasını takip edin, yolunuzun üstünde bilet makinelerine mutlaka denk geleceksiniz. Oradan Central Station’a giden biletlerden alın (yine Amsterdam’dan dönecekseniz gidiş dönüş almak daha mantıklı, yeter ki sonra bileti kaybetmeyin) ve hemen civarınızdaki ekranlardan kaç numaralı perona gitmeniz gerektiğine bakarak treninize ulaşın. Bayağı basit yani, ayrıca büyük bavullaysanız trenin içinde valizinizi koyabileceğiniz yerler var, sadece çok kalabalık bir tarihte giderseniz o yerleri kapmak biraz zorlu olabiliyor.

Amsterdam Gezisi Notları: Gezilecek Yerler & Yeni Gelişmeler

Bu bölümde normalde yaptığımız gibi çok detaylı bir gezi rehberi yazmak yerine biraz daha özet formda ilerleyeceğim, çünkü zaten birçok ana gezilecek yeri önceki rehberlerimizde anlattık, onu baştan bildireyim. Ama bence bu haliyle de zaten yeterince kapsamlı olacak, diğer rehberlere bakmadan direkt bununla da ilerleyebilirsiniz yani.

Genel olarak gezeceğiniz yerlerin biletlerini tek tek sitelerinden girip almakla uğraşmamak, biletlerinizi tek bir yerden kontrol etmek isterseniz şu siteyi kullanabilirsiniz. Aynı zamanda bu sayfadan şehirde katılabileceğiniz rehberli turlara, bulunabileceğiniz farklı aktivitelere de göz atabilir ve yine aynı yerden bilet alabilirsiniz. Biz bazen varlığından bile haberdar olmadığımız aktiviteleri buradan bulduğumuz için gezilerimizden önce burada ne var ne yok mutlaka bi’ bakınıyoruz, ayrıca bazı biletleri sonradan iptal etme hakkı da sunduğu için faydalı olabiliyor, sizin de aklınızda bulunsun. 

-Öncelikle müzelerden başlayalım. Amsterdam’da gerçekten çok fazla müze var, ama tabii ki hepsi ilginizi çekmeyebilir. Orada bulunduğunuz süre içine öncelikli olarak sığdırmanızı önereceklerimiz Rijksmuseum, Van Gogh Museum ve Stedelijk Museum. Şanslı olduğunuz konu bu müzelerin üçünün de Museum Quarter’de yan yana sayılabilecek yakınlıkta, hop diye birinden diğerine geçebileceğiniz konumlarda bulunması. Şanssız(!) olduğunuz konu ise sırf Rijksmuseum gibi önemli bir müzeyi gezmenin bile günler sürebilecek olması. Önerimiz bu 3 müzeyi sırf birbirine yakınlar diye aynı gün gezmeye kalkışmamanız, bayağı yorucu olabileceği gibi tadını çıkarmak yerine eziyete dönüşebilir, mümkünse günlere yayın ya da ilgi alanınıza göre aralarından seçim yapın. Eğer I Amsterdam City Card aldıysanız Rijksmuseum, Stedelijk Museum ve yine yakınızdaki MOCO Museum’a kart dahilinde girebilirsiniz. Rijksmuseum’e girerken yine de öncesinden sitesinden bir “time slot” rezervasyonu yapıp seçtiğiniz saatte müzeye giriş yapabiliyorsunuz, aklınızda bulunsun. Son olarak Rijksmuseum’a giderseniz içindeki kütüphaneyi görmeyi de unutmayın, bayağı güzel.

-Daha alternatif müzelere yönelmek isterseniz ilginizi çekebilecek mimarilere de sahip iki müzeyi de es geçmeyelim, Eye Filmmuseum ve özellikle çocukların ilgisini çekebilecek NEMO Science Museum’un da ilginizi çekip çekmediğini ve içeriklerini bi’ kontrol edin. Özellikle güzel bir havaya denk gelirseniz NEMO’nun çatısına çıkmayı da unutmayın. Eğer fotoğrafa ilginiz varsa FOAM küçük ve hoş bir müze, yine kart dahilinde olduğu için burayı da listenize alabilirsiniz. 

-Bir zamanlar Rembrandt’ın yaşadığı ev şu an The Rembrandt House Museum olarak ziyarete açık, Rembrandt’ı daha yakından tanımak isterseniz burası da ilginizi çekebilir. Ayrıca Amsterdam’ı Rembrandt’ın gözünden keşfedebileceğiniz bir rota oluşturmuşlar, biz sonradan gördüğümüz için deneyimleyemedik ama belki ilgi çekici bir şeydir bi’ bakarsınız. Son olarak Anne Frank’in evini gezmek istiyorsanız maalesef kart dahilinde değil ve biletini şuradan online olarak almanız gerekiyor. Hangi gün ve hangi saat aralığında gideceğinizi önceden belirlemeniz gerektiğini de hatırlatalım.

-Butikler, mekanlar, kafeler, dükkanlar ile dolu, birbirinden güzel yan yana 9 sokaktan oluştan “The 9 Streets” hala şehrin en turistik ve hoş bölgelerinden, alışveriş yapmak, butiklere girip “aa bu 20 euroymuş ne kadar ucuz”dan 20 Euro’nun 700 lira olduğu gerçeğine doğru enteresan ruh hali geçişleri yaşamak istiyorsanız burası tam size göre. Şaka bir yana burada gerçekten güzel seçenekler ve birçok lokal marka var, hangi sokakları kapsadığına ve mağazalara şuradan göz atabilirsiniz.

-Şehrin en popüler ve turistik parkı Vondelpark’ta vakit geçirmek hala çok keyifli, özellikle hava güzelse son derece canlı, hareketli ve tam bir BİZDE NİYE BÖYLE PARK YOK parkına dönüşüyor. (Belki biraz fazla kalabalık bile oluyor denilebilir) Aslında şehirde Westerpark, Sarphatipark, Rembrandtpark gibi birçok güzel başka park da var, eğer parklarda vakit geçirmeyi seviyorsanız farklı bölgelerde dolaşırken hoşunuza giden bi yerden kahvenizi kapıp kendinizi bir parka atabilirsiniz. Bir botanik bahçesi gezmek isterseniz sanki Hogwarts’ta Herbology dersi aldığımız sınıfın adıymış gibi bir adı olan Hortus Botanicus’a da gidebilirsiniz, I Amsterdam city card aldıysanız buraya girişiniz kart kapsamında.

-Pazar gezmek isterseniz bunu yapabileceğiniz en turistik yer Albert Cuypmarkt. Uzun bir sokak boyunca sağlı sollu lokal ürünler, hatta gözleme gibi Türk mutfağından örnekler ile de karşılaşabileceğiniz bir pazar yeri olarak düşünebilirsiniz. (Şaka maka gözleme bayağı popüler bu arada önünde kuyruklar falan olmalı) Öyle çok büyük bir olayı olmamakla birlikte bu civardan geçerken (aşağıda buna yakın bir mekan önereceğiz mesela) buradan yürüyerek şöyle bir etrafa göz atabilirsiniz. Ama sınırlı zamanınız varsa ve bu civara yolunuz düşmeyecekse bizce burası es geçilebilir. Daha az turistik bir alternatif olarak Noordermark’a da gidebilirsiniz, ama o sadece Cumartesi (9:00 – 16:00 arası) ve Pazartesi (9:00 – 13:00 arası) günleri açık. Son olarak Ten Katemark’a gitmemiş olsak da duyduğumuz için söz etmeden geçmeyelim, bu tarz pazar yerlerini gezmek hoşunuza gidiyorsa bi’ araştırırsınız.

-Dam Meydanı şehrin göbeği diyebileceğimiz en turistik, Amsterdam ile ilgili haberlerde stok görüntü olarak kullanılan o en sembolik noktalardan biri ve daha önce adını duymuş olmanız da gayet olası. Sırf Madame Tussauds’nun burada olduğunu söyleyerek bile size buranın ne kadar turistik olduğunu bir cümle ile kanıtlayabilirim, biliyorsunuz ki bir yerde o müze varsa o yer bir turist magnetidir… Buraya şöyle bir bakındıktan sonra özellikle alışveriş yapmak niyetindeyseniz Kalverstraat’a doğru ilerleyebilir ve civar sokaklara da bakınabilirsiniz. Türkiye’de olmayan Uniqlo, Urban Outfitters, Weekday, Monki gibi sevebileceğiniz birtakım mağazalar civarınızda olacak. 

-Biz Amsterdam’a gitmeyeli Noord tarafı da iyice yükselişe geçmiş, birçok mekan açılmış, yerlisinin de vakit geçirmeyi sevdiği bir bölgeye dönüşmüş. Buraya Central Station’ın oradaki ücretsiz feribotlarla geçip yukarıda söz ettiğimiz Eye Filmmuseum’u ve ilginç binasını da gördükten sonra eskiden tersane olarak kullanılan NDSM tarafına doğru gidebilir, STRAAT’ı dolaşabilirsiniz. Avrupa’nın en büyük bit pazarı olarak bilinen ve artık Instagram ünlüsü olarak da nitelendirebileceğimiz IJ-Hallen’e gitmek de güzel bir aktivite, sadece sitesinden sizin orada olacağınız tarihte açık olup olmadığını mutlaka kontrol edin. Güzel bir havaya denk gelirseniz Amsterdam’dan beklemediğiniz şekilde Pllek’de plajda(?) vakit geçirmek de güzel bir seçenek. Aşağıda bu taraftan daha çok mekan önereceğiz.

Kısa Kısa

*Damrak üzerinde Beurspassage’a şöyle bir kafa uzatabilir, sonrasında Central Station yönüne doğru devam ederken sağınızda kalacak geleneksel Amsterdam evlerini en iyi şekilde fotoğraflayabileceğiniz noktalardan birine ulaşabilirsiniz. Kanal turlarının kalktığı noktada önüne araba park edilemediği için tam fotoğraflık olduğunu görünce anlayacağınız bir “photo spot”a denk geleceksiniz.

*İlginizi çekiyorsa, kardeşim Amsterdam gezisi değil mi bu HANİ Bİ LALE GÖRELİM diyorsanız, doyasıya “bu laleler aslında buraya bizden gelmiş” muhabbeti çevirmek istiyorsanız Amsterdam’ın ünlü çiçek pazarı Bloemenmarkt’a uğrayabilirsiniz.

*I Amsterdam city card kapsamında gidebileceğiniz ve bizim burada söz etmediğimiz müzelere de şuradan göz atabilirsiniz, belki ilgi alanınız olan bir şeyler çıkar diye es geçmek istemedik.

*İlginizi çekiyorsa şehrin en çok turist çeken aktivitelerinden Heineken Experience’a bir bakabilirsiniz, biz ilk Amsterdam ziyaretimizde gitmiştik ama şu an ilk gidişimiz olsa muhtemelen gitmezdik… Yargılamıyoruz, ilginizi çekiyorsa tabii ki gidin, buyrun araştırmak isteyenler için ilgili sayfa.

*Amsterdam’dan günübirlik gidilecek bir yerler arıyorsanız trenle Utrecht, Haarlem, Zaandam ya da Volendam&Edam gibi seçenekleri değerlendirebilirsiniz, bunların hepsi Amsterdam’a yakın ve 1 günde gezmeye uygun yerler. (en uzağı trenle 1 saat uzaklıkta öyle düşünün) İsteseniz Utrecht’i 2 güne de çevirebilirsiniz bu arada, orası size kalmış. 

Amsterdam Gezisi Notları: Yeme İçme Önerileri

*Amsterdam’da çok fazla iyi kahveci var, yani 1 tane bile kötü kahve içmedik desek abartmış olmayız. Üstelik birçok mekanda bitkisel süte ekstra ücret bile almıyorlar bu kadar hoşluk da biraz fazla değil mi bu işin daha bizim Türkiye gerçekleri ile hayatımıza devam edeceğimiz kısmı var neden bizi bu kadar etkiliyorsunuz…… Neyse, neticede size bol bol kahveci önerebiliriz ve önereceğiz çünkü gideceğiniz her bölgede oturup dinlenecek bir yeriniz olsun işte fena mı? Belli bir sıralama olmaksızın sevdiğimiz kahveciler: Uncommon, Lot61, Scandinavian Embassy, White Label, Rum Baba, Toki, Bru, Bocca, Hummingbird ve Coffeenation. 

*Kahvaltı için Little Collins, Box Sociaal, Benji’s, Bakers and Roasters, Dignita, Coffee & Coconuts, Benji’s gibi birçok güzel seçenek var. Bunların arasından favorimiz Little Collins, bir hakkınız varsa bizce buradan yana kullanın, ne yiyeceğinizi söyleyemiyoruz çünkü menü belli aralıklarla değişiyormuş diye duyduk. Oturup uzun uzun kahvaltı yapmak istemiyorsanız Saint Jean, Fort Negen, Salvo, Loof gibi insanın içinde acaba bir bakery açsam nasıl olurdu düşünceleri filizlendiren ve sonra sabah 4’te kalkmak gerekeceğini fark edince saniyesinde vazgeçilen çok güzel bakery seçenekleri var. Bu alanda da Saint Jean favorimiz, buradaki pistachio cruffin’i denemenizde ısrarcıyız. 

*Amsterdam’da önünde kuyruk olacağı garanti gibi olan bazı yerler vardır. Bunlardan en uzun soluklu ve bilinen üçü Van Stapele Koekmakerij adlı tek bir çeşit kurabiye yapan yer, Winkel 43 adlı elmalı tart yapan yer ve patates kızartmaları ile ünlü instagram ünlüsü Fabel Friet. Tek birinin sırasını bekleyecek olsak kesinlikle Fabel Friet’i seçeriz, çünkü bizce mükemmel ve mükemmel patates uğrunda mücadele etmeye hazırız, genelde instagram ünlüleri hayal kırıklığına uğratsa da (insan olanlar da mekan olanlar da) burası istisnaydı. Kurabiyecinin sırası çok çılgın değilse hızlı ilerlediği için o da beklenebilir çünkü lezzetli mi evet kardeşim lezzetli….. Winkel 43’ü elmalı tatlılar ile olan kişisel ilişkinize bırakıyoruz, biz bu gezide gitmedik mesela, ama daha önce yediğimizde sevmiştik.

*Bu Amsterdam gezisi kapsamında akşam yemeği için gidip en sevdiğimiz yer De Tros oldu. Eğer yolunuz o taraflara düşecekse (düşmeyecekse özellikle kalkıp oraya gitmeye gerek yok bizce) Europizza da lokaller arasında bu ara bayağı popüler bir yer, İngilizce menü bile yoktu kendinizi hazırlayın. Bunun dışında 4850, Public Space (bu ikiliye akşam harici de gidebilirsiniz ama saatlerini mutlaka kontrol edin, değişiyor) ve Toscanini de değerlendirilebilir. Fine dining ilgi alanınız ise Michelin yıldızlı Restaurant De Kas’ı zaten duymuşsunuzdur diye tahmin ediyoruz, yine de oradan da bahsetmeden geçmek istemedik. 

*Ramen sevdalıları, buradayız, sizinleyiz, asla yalnız yürümeyeceksiniz…. Şehrin en sevilen ramencilerinden biri Fou Faw Ramen. Aslında biz Fuku Ramen’i merak etmiştik ama o biraz daha tadım menülü falan bir şey çıkınca nedense daha salaş bir ortam isteği ile orayı denemekten vazgeçtik, Denerseniz bize de haber verir misiniz güzel miydi…..

*Deneme imkanımızın olmadığı ve aklımızda kalan birkaç yeri de şöyle bırakalım, belki sizin Amsterdam’da daha fazla vaktiniz vardır ve denersiniz: Choux, BAK, Cornerstore, Bacalar ve Et Claire. 

Amsterdam Gezisi Notları: Birtakım İpuçları

*Buraya kadar okuyanlar için çok önemli bir bilgiyi sinsice sona koyduk. Amsterdam’da çoğu mekanda nakit geçmiyor? Yani resmen kartınız olmadan bir hiçsiniz diyebiliriz, üstünü almanız gerekmeyecek şekilde tam para verseniz bile nakitin kabul edilmediği bir düzenden bahsediyoruz. Basbayağı geçmiyor yani, parayı uzatıyorsun ve sanki para diye bir kavram ortada yokmuş ve durduk yere üzerinde birtakım şekiller olan rastgele kağıt parçasını alması için ısrar ediyormuşsun gibi suratına bakıyorlar. Özetle mutlaka yanınızda kartınız ile gidin. (Bir kafede kartım olmasa ne olacaktı diye sorduğum kişi cevap olarak eşyalarınıza el koyacaktım dedi ve bu ultra “sempatik” hanımefendi kesinlikle şaka yapmıyordu, az daha yemekleri ile birlikte yumruğunun da tadına bakacaktım….)

*Pek çok kişi Amsterdam’da bisiklet kiralamayı önerse de buranın çılgın bisiklet trafiğine adapte olmanın gerçekten zor olduğunu düşünüyoruz ve buranın yerlileri yanında amatör bisikletli sayılabileceğimiz için biz buna hiçbir zaman cesaret edemedik. Çünkü burada adamı biçerler ve de biçtiler, gözlerimin önünde bisikletle adam biçtiler. Evet…

*Eğer biraz olsun kapalı bir havada gidiyorsanız hava durumunda öyle görünmese bile yanınıza mutlaka şemsiye/yağmurluk benzeri bir şey alın. He şemsiyeyi o rüzgarda kullanabilmek mümkün mü ki zaten diye soracak olursanız hayır asla değil, Mary Poppins gibi bir şeye dönüşüyorsunuz falan ama, yine de bi umut be işte….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir