Hamburg Gezi Rehberi: İskandinav Olmadığına Emin Miyiz?

Hamburg’a giderken şehirden beklentimiz çok yüksekti. Tamam dedik, en az Berlin kadar seveceğimiz bir başka Alman şehri ile tanışmaya çok yakınız. Şehre ilişkin araştırmalar yaparken zaten öyle sevilesi bir hava almıştık ama, geziden birkaç gün önce zevkine güvendiğimiz birinin “bence Hamburg Berlin’e BASAR” demesi bizi bir şevklendirdi ki sormayın. Belki “basar” sözcüğünü kullanmasa, ne bilelim Hamburg Berlin’den daha iyi, daha güzel falan dese bu kadar etkili olmayacaktı, BASIYORSA o zaman burda başka bir şey var herhalde dedik… Şimdi Hamburg’dan dönmüş ve Hamburg Gezi Rehberi yazmaya geçiş yapmış halimizle söyleyebilirim ki evet, görsel açıdan Hamburg hakikaten de Berlin’e basar dostlar. O İskandinav şehri havası Almanlık ile birleşince ortaya gerçekten de son derece kendine özgü, bayağı havalı bir şehir çıkmış, Almanya’da herhangi bir şehirde bu hissi yakalayabildiğimi hatırlamıyorum. Ancak bir başka vardığım sonuç da Berlin ve Hamburg’un kıyaslanabilir iki şehir olmadığı. Bana kalırsa bambaşka ruhlara sahip şehirler, bazı bölgeler yer yer birbirini hatırlatabilse de temelde ikisinde hissettiğiniz şeyler birbiriyle pek benzeşmiyor. İlla ki bir tercih yapmam gerekecek olsa çeşitli sebeplerden yine Berlin’i seçerdim, ancak bir tercihte bulunmak yerine iki şehri kafamda ayrı kategorilere yerleştirip farklı yönlerini sevmek daha çok aklıma yattı gibi. 

Hamburg su kenarında elinizde balık ekmekle yürürken yemeğinizde hak iddia eden bir martının gelip size dadandığı, vapur sesleri duyduğunuz, köprülerinin üzerinden geçerken rüzgardan yüzünüzün paralize olduğu ve bundan açıklanamaz bir keyif aldığınız bir liman şehri. -5 gibi hissedilen 5 derecede sokaklarında yürüdüğümüz bu şehri hatırladığımda aklıma kızıl tuğla binalar, mavi gri arası kasvetli bir gökyüzü ve su sesi geliyor, kafamda bunlarla özdeşleşti. Üstelik aslında Almanya’nın popülasyonu en yüksek ikinci şehri olmasına rağmen gün ortasında daldığınız bir sokakta yapayalnız kalabildiğiniz, iki sokak öteye gidince şehrin Red Light District’inin orta yerinde kalabalığın içinde cart pembe bir “SEX 59 EURO” tabelasına denk gelebildiğiniz ve hatta onun biraz ilerisinde ise “The Beatles’ı The Beatles yapan şehir” oluşuna selam çakan bir meydanda John Lennon’ın yanı başında son bulabildiğiniz, size 10 dakikada 3 farklı duygu yaşatabilecek bir şehir. Bazen öyle bir an geliyor ki ne John Lennon ne de siz bu şehre hiç de ait değilsiniz gibi geliyor, bazen bir binanın tepesinden şehrin işleyişini izlerken “ulan acaba burada kiralar nasıldır ya” diye düşünüyorsunuz.

Hamburg Gezi Rehberi

Kafanızda aşağı yukarı nasıl bir şehirle karşı karşıya olduğunuza ilişkin bir izlenim yaratabildiysem artık Hamburg Gezi Rehberi aşamasına geçiş yapıyorum. Şayet aşağıda söz edeceklerimi izlemek isterseniz Hamburg gezimizi Instagram profilimizdeki sabit hikayelerden izleyebilirsiniz. Almanya’nın diğer şehirlerine geçecekseniz tüm Almanya rehberlerimize de şuradan ulaşabilirsiniz.

Hamburg Gezi Rehberi: Hamburg’a Ne Zaman Gidilir?

Düz mantık yaklaşacak olursak Avrupa’da pek çok şehir için önerildiği gibi buraya da Mayıs-Eylül arası gidecek olursanız hava durumu açısından daha ideal bir durumla karşılaşırsınız. Ancak bazı şehirlere soğuğun yakıştığı gerçeğini göz önünde bulundurunca bana kalırsa Hamburg’a herhangi bir zaman gidilebilir. Şöyle bir dönüp bakınca Hamburg’u ilk görüşümün girişte betimlediğim koşullarda olmasının şehrin bendeki izlenimini çok etkilediğini düşünüyorum ve iyi ki hava kasvetliyken gitmişiz diye düşünüyorum mesela.

*Eğer kış aylarında Hamburg’a gidiyorsanız yanınıza içlik atkı bere ne varsa almanızı şiddetle öneririm. Gerçekten de göz yaşartan, problemin tam olarak bir muhatabı olmadığı için havaya tekme atma isteği uyandıran öfkelendirici bir soğuğu var, su kenarına yaklaştıkça görünmez bir güç tarafından sağlı sollu tokatlanıyorsunuz gibi oluyor.

*Yine soğukla ilgili bir derdiniz yoksa gezinizi Kasım sonundan Aralık sonuna kadarki zaman diliminde şehirde Christmas marketlerin kurulduğu döneme denk getirmek isteyebilirsiniz, daha cıvıl cıvıl bir Hamburg ile karşılaşacağınız kesin. Şehirde farklı farklı Noel pazarları kurulduğu için şuradan nerede olduklarına ve tarihlerine bakabilirsiniz.

Hamburg Gezi Rehberi: Hamburg’da Nerede Kalınır?

Hamburg küçük bir şehir değil, üstelik ziyaret etmek isteyebileceğiniz noktalar şehrin çeşitli noktalarına dağılmış durumda, özetle öyle 1 günde şıp diye gezebildiğiniz, önceki deneyimlerinize dayanarak gezmeden bile krokisini çıkarabildiğiniz tipik Avrupa şehirlerine pek benzemiyor. Ancak bu sizi panik yapmasın, çünkü Almanya’nın pek çok şehrinde olduğu gibi burada da toplu taşıma son derece efektif, o kısma aşağıda gireceğiz. Şu noktada şehrin büyüklüğünden söz etmemin sebebi nerede konaklayacak olursanız olun bir noktada görmek isteyeceğiniz bir şeylerin mutlaka uzağınızda kalacak olması. Sorun değil, halledeceğiz.

Biz Hamburg’da Hamburg Turizm Ofisi’nin yönlendirmesi ve desteği ile The George Hotel’de konakladık ve gitmeden önce acaba biraz uzak mı kaldı diye şüphe etsek de neticede hemen önünde yer alan otobüs durağı sayesinde herhangi bir noktaya kolaylıkla ulaşabilmemiz sonucu konaklama deneyimimizden gayet memnun kaldık. 

Başka otel seçeneklerini değerlendirmek isterseniz şehre ilk kez gidecek biri için Altstadt ve Neustadt bölgeleri konaklamak için en rahat tercihler olacaktır, otel aramanızı bu bölgeler civarında yapabilirsiniz. Biz otel aramasına girişmeden önce şehirde kesin olarak gideceğimiz bazı yerleri haritada işaretliyor ve konaklayacağımız konumu ona göre belirlemeye çalışıyoruz. Ek bir detay olarak toplu taşımaya ne kadar yakın olduğunu da kontrol ederseniz herhangi bir noktada kalmak o kadar da sorun yaratmayacaktır. 

Hamburg Gezi Rehberi: Hamburg’da Ulaşım

Hamburg’da toplu taşımayı öv öv bitiremiyoruz, toplu olarak A noktasından B noktasına taşınmak hiç bu kadar keyifli olmamıştı… Enteresan bir olayı olduğu için değil, sadece o kadar işlevsel ve sizi her yere kolaylıkla ulaştıran bir ulaşım ağı kurulmuş ki, herhangi bir yerin uzak olması bunaltıcı hale gelmiyor. Almanya’nın en kalabalık 2. şehrinde değilmişsiniz gibi huzur içinde gidiyorsunuz, bu kişi yaşlı mı değil mi, yer vermeli miyim yoksa uyuyakalmış gibi mi yapsam, ya yer verirsem ve o kadar da yaşlı değilse ve bu adamı bir yaş krizine sürükleyerek yararlarsam karmaşasını yaşamanız gerekmiyor, çünkü zaten hep boş bir yer var…Teşekkürler Almanya, keşke yalnız bunun için sevseydik seni….

Şehir içinde ulaşım için U-Bahn, S-Bahn ve otobüs üçlüsünden o anki koşullarınıza uygun olan ne varsa kullanabilirsiniz. Hamburg Card edindiğiniz takdirde bunların hepsini kart kapsamında ekstra bir ücret ödemeden kullanabilirsiniz. (Ayrıca çeşitli turist atraksiyonlarında indirim de sağlıyor) Kartın günlükten 5 günlüğe kadar uzanan versiyonları var, detayları için resmi siteye şuradan göz atabilirsiniz. Kartı fiziksel olarak teslim almak isterseniz havaalanındaki ya da ana tren istasyonundaki Tourist Info’dan alabilirsiniz. Ancak bununla uğraşmama seçeneğiniz de var, mailinize gelen biletin çıktısını alabilir, telefonunuza SMS olarak gönderilmesini talep edebilir ya da yukarıda verdiğimiz linkteki app’ten satın alarak oradan aktive edebilirsiniz. Zaten bi dumanla gönderme seçeneği kaldı adamlar kartı alabilelim diye her seçeneği koymuşlar TŞK.

Hamburg Havaalanı’ndan şehre ulaşım için havaalanındaki S-Bahn’ın S1 hattı ile Hamburg Central Station’a ulaşabilirsiniz. Zaten merkez istasyonuna ulaştıktan sonra oradan da nereye gideceğinize göre otobüstü metroydu efendim taksiydi ne ararsanız hepsi var. Otobüsü kullanmak isterseniz gideceğiniz konuma göre hangi hattın daha mantıklı olduğuna bakmak için şuraya göz atabilirsiniz.

*Ufak bir not, Almanya’da toplu taşımada hala maske takılması gerekiyor, yanınıza maske almayı unutmayın. (Kasım 2022)

*Ulaşım konusunda kafanız karışmasın, bayağı dümdüz Google’dan gideceğiniz yeri açıp yol tarifi alın, zaten Google efendi size bulunduğunuz konuma göre neye binip gitmenin en pratik olduğunu söylüyor. Bunu da bilmeyecek halimiz yok diye düşünmüş olabilirsiniz ama bloga gelen sorulardan yola çıkarak herkesin bu yöntemi kullanmadığını söyleyebilirim, dolayısıyla bi’ hatırlatmış olalım. Böyle anlarda hep şöyle düşünürüm; Annemler tek başlarına bu şehre gitse bunu düşünebilirler miydi…

Hamburg Gezi Rehberi: Hamburg’da Gezilecek Yerler

Geldik Hamburg Gezi Rehberi için en gerekli kısma, yarınlar yokmuş gibi, dünyada en önemli şey buymuş gibi GEZECEĞİZ.

Hamburg gibi bir şehri keşfetmek için en az 3 güne kesin olarak ihtiyacınız var, burada bi’ anlaşalım. Daha önce de söylediğim gibi şehir küçük olmadığı için çok fazla sayıda gezilecek yer yok gibi düşünseniz bile mesafeleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu noktada bir yerlere yürüyerek şehri en iyi şekilde keşfetmek isteyeceğinizi varsayarak ve biraz da aylaklık ederek tadını çıkarma payını da eklersek 4 gün bile diyebiliriz. Eğer bir sebepten daha kısa bir süreniz varsa aşağıdaki Hamburg’da gezilecek yerler listesinden ilginizi çekenler arasından seçmece yapabilirsiniz tabii ki. 

Hamburg Gezi Rehberi Rathaus

Altstadt Bölgesi&City Hall

Şehri gezmeye mantıklı bir noktadan başlayalım ve Eski Şehir bölgesi ile konuya giriş yapalım, tam olarak diğer Avrupa şehirlerine benzemiyor olsa da tabii ki burada da bir Old Town bölgesi var. Bölgenin en iddialı yapısı kesinlike Rathaus, yani belediye binası. 1897’de açılmış olan bu bina önündeki meydana da adını veriyor ve Hamburg gezinize başlamak için son derece doğru bir nokta. Şehri gezmeye buradan başlayıp sonrasında şehrin ana alışveriş caddelerinden biri olan Mönckerbergstrasse ve civarında turlayacak olursanız gayet mantıklı bir rota çıkarmış olursunuz ve bu bölgeyi dolaşarak şehrin genel dokusuna yönelik fikir edebilirsiniz.

Hamburg Gezi Rehberi

Deichstrasse

City Hall ve civarını gördükten sonra kolaylıkla yürüyebileceğiniz bir noktada olan Deichstrasse, Hamburg’da görebileceğiniz en güzel ve fotografik noktalardan biri. Nikolaifleet adlı kanalın üzerinde yan yana dizilmiş geleneksel Hamburg evlerinden oluşan bu sokak Amsterdam’ı andıran haliyle gerçekten de tam 2342 tane fotoğrafını çekmelik. Zamanında büyük bir yangın atlatıp (daha doğrusu pek de atlatamayıp) yenilenmiş ve şu an şehrin en turistik noktalarından. Aşağıda söz ettiğimiz Nord Coast adlı mekana kahve ya da kahvaltıya gittikten sonra çok yakınınızda olacak, dar sokak aralarından birine dalıp tam olarak kanal kenarına ulaşmayı unutmayın.

Hamburg Gezi Rehberi

Speicherstadt&Hafen City Bölgesi

Hani her şehrin kafanızda yer etmiş belli bir görüntüsü vardır ya, işte Speicherstadt da bizim için Hamburg’un “o yeri” oldu. Hamburg denildi mi kafamızda tam olarak bu bölge, buranın mimarisi, buranın havası (ve buranın rüzgarı) canlanıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiş olan bu bölgenin özelliği dünyanın en büyük depo/antrepo (warehouse’u böyle çevirmek doğru mu tereddüt ettiğim için onu da yazmış olayım) bölgesi olması. Fakat depo deyince kafanızda canlanan görüntü her ne ise onu değiştireceğine emin olabilirsiniz, çünkü görsel olarak gerçekten harika. Kanallar ile birbirine bağlanan, kırmızı tuğlalı binalardan oluşan bu bölgeden kesinlikle şöyle bi’ dolanın, zaten burada dolaştıktan sonra civarınızda başka turistik noktalara geçiş yapabilirsiniz.

*Bölgenin en fotografik noktalarından biri Poggenmühlenbrücke. Özellikle akşamüstü saatlerinde gitmeyi denk getirebilirseniz çok güzel görünüyor, aklınızda bulunsun.

Elbphilarmonie

Hamburg’da görmek için en heveslendiğimiz yerlerden biri olan Elbphilarmonie, “dünyaca ünlü bir konser salonu” şeklinde kısa ve öz bir şekilde tanımlanamayacak kadar önemli bir yapı. Bi’ kere zaten görsel olarak dikkatinizi çekmemesi imkansız? Tamamlanana kadarki süreçte yapımına çok büyük bir bütçe ayrılmış olması sebebiyle bayağı tartışma yaratan Elphi (kısaca böyle diyorlar) Bir antreponun üzerine yerleştirilmiş modern bir yapı olduğu için özellikle aralarındaki mimari tarz zıtlığı ortaya hakikaten son derece orijinal bir görüntü çıkarıyor. Üstelik bu dev yapı, akustik anlamda çok başarılı kabul edilen bir konser salonu olmasının yanında aslında çok yönlü bir kamusal alan olarak tasarlanmış, yani yalnızca konser dinlemeye değil, pek çok farklı amaçla değerlendirebilirsiniz. İçinde otel, restoran, bar, seyir terası, hatta 44 daireden oluşan bir yaşam alanı da bulunan Elbphilarmonie 2017 yılında açılmış olmasına rağmen şehrin en ikonik binası haline gelmiş durumda.

*Buraya mutlaka uğramanızda ısrarcı olmamızın sebeplerinden biri de seyir terasından harika bir Hamburg manzarası sunuyor olması. Seyir terası binayı çevreleyecek şekilde yapıldığı için şehri çeşitli açılardan görebiliyorsunuz, üstelik buraya çıkmak ücretsiz. (İnternette pek çok yerde 2 Euro gibi bir ücreti olduğunu okumuştuk ama gittiğimizde ücretsiz olduğunu söylediler, yine de bilet almamız gerekti ama herhangi bir ücret ödemeden)

*Eğer zamanlama olarak uydurabilirseniz burada bir konser izlemek de harika olabilir, sadece biletler çok hızlı tükendiği için ne kadar önceden plan yaparsanız bir konser izleyebilmeniz o kadar ihtimalli olur, programa şuradan göz atabilirsiniz.

Hamburg Gezi Rehberi

Chilehaus

Bu gazla hemen UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olan bir başka harika binaya geçiş yapalım, Chilehaus. 1924 yılında tamamlanmış olan bu bina bir gemiyi andıracak şekilde tasarlanmış ve o dönemde şehrin en yüksek binalarından biriymiş. Şu anda içinde çeşitli ofisler olduğunu için içeriyi ziyaret edebilmeniz mümkün olmasa da fotoğraflamak ve kendi gözünüzde görmek için mutlaka uğrayın. Binayı tasarlanan kişinin nasyonel sosyalist parti üyesi olduğunu ve Almanya’nın malum kişisini desteklediğini de fun olmayan bir fact olarak buraya bıraktık gitti, buyrun bu bilgiyle ne isterseniz yapın….

St. Nicholas Anıtı

Bir zamanlar Avrupa’nın en yüksek yapılarından biri olan St Nicholas Kilisesi, 2. Dünya Savaşı döneminde bombalanarak ciddi şekilde hasar gördüğü için şu anda bir savaş anıtı olarak ücretsiz şekilde ziyaret edilebiliyor. Kilisenin kule kısmı dışında büyük bir bölümünün mevcut olmadığını göreceksiniz, ancak sanırım bu anıtı bu kadar etkileyici ve sarsıcı kılan da zaten bu şekilde muhafaza edilmiş olması. İsterseniz var olan yapının belli bir noktasına kadar çıkabiliyorsunuz, ancak bizce şehri tepeden görme işini Elbphilarmonie’nin terasına bırakabilirsiniz.

Hamburger Kunsthalle

Hamburger Kunsthalle

Genellikle gittiğimiz şehirlerde çılgın bir müze gezme performansı göstersek de Hamburg’da daha çok sokaklardaydık ve şaşırtıcı bir biçimde gezdiğimiz tek müze Hamburger Kunsthalle oldu. 4 farklı bölümden oluşan müzede Munch, Degas, Gaugin, Picasso, David Hockney gibi birçok ünlü sanatçının eserlerini görebilmeniz mümkün. Şayet ilginizi çekiyorsa bizce birkaç saatinizi kesinlikle bu müzeye ayırın. Girişin hemen karşısındaki “I don’t believe in dinasours” yazısını çekmeyi unutmayın.

*Giriş ücreti 14 Euro, Hamburg Card aldıysanız 11. Pazartesi günleri kapalı olduğunu da hatırlatalım.

Hamburg Fish Market

İşte şimdi size turistliğinizi sorgulatacak bir ana geldik. Bakalım bir şehri ne denli tanımak istiyorsunuz? Gerçekten de Hamburg’u sabah 5’te kalkıp coşkulu bir aktivitede bulunacak kadar yakından tanımak için bunu yapacak mısınız?? Biz bu sınavı verdik ve bu şehri tanıma hevesimizin de bir sınırı olduğunu öğrenmiş olduk, çünkü Fish Market’ı gezmeye gitmedik….Neden diyecek olursanız hemen anlatayım, kendi kararınızı verin.

Efendim Hamburg Fish Market’a bir turist/ziyaretçi olarak gitme aktivitesi yalnızca Pazar sabahları yapılan ve yazın sabah 5:00 ile 9:00, kışın ise sabah 7 ile 9:30 arası gerçekleştirilebilen bir aktivite. Onun dışındaki zamanlarda da tabii ki merak ediyorsanız şöyle bir dolanabilirsiniz ama çok da bir şey ifade etmeyebilir. Dolayısıyla ya sabah ayazında kalkıp buraya yol alıyorsunuz ya da kimilerinin yaptığı gibi sabaha kadar partileyip kapanışı Fish Market’te yapıp sonra evinize dönüyorsunuz. Bu öyle sonradan ortaya çıkmış bir atraksiyon da değil, resmen yüzyıllardır süren bir gelenek. Gidip gördüğümüzden değil ama okuduklarımızdan yola çıkarak söyleyebiliriz ki, yalnızca Fish Market’a gidip bir şeyler yiyip ortalığı dolaşmıyorsunuz, ortada canlı olarak çalan bir grup, bol kargaşalı bir müzayede salonu ve hem bir şeyler yiyip içmeye/eğlenmeye gelmiş, hem de alışveriş yapan büyük bir kalabalık oluyor. Böyle anlatınca kulağa eğlenceli ve ilginç geldiği için size “o saatte kalkılır mı kardeşim” demek yerine kararı size bırakıyoruz, giderseniz bize de bi özet geçersiniz…

Portuguese Quarter

Hamburg’da bir Portekiz Mahallesi olmasını biz de beklemiyorduk, ama varmış? Hatta bölgedeki bazı binaların inceden Portekiz’i hatırlatan bir havası bile var. İsmi Portuguese Quarter olsa da belki yalnızca Portekiz ile sınırlandırmak bile doğru olmayabilir, çünkü civarda İspanyol ve hatta Latin Amerika mutfağını deneyimleyebileceğiniz bir sürü restoran da var. 70’li yıllarda bu civarada Portekiz’den pek çok göçmen yerleştiği için bu ismi almış. Eğer bölgede şöyle bi’ turlamak isterseniz Ditmar-Koel-Straße’yi kendinize merkez olarak belirleyebilirsiniz. Milch adlı mekan bölgenin en popüler kahvecisi, belki orada bir mola verebilir ya da gözünüze kestirdiğiniz bir restoranda farklı bir mutfaktan lezzetler deneyebilirsiniz. Portekiz’in meşhur tatlısı Pastel de Nata’ya denk gelirseniz bizim yerimize de bi tane patlatırsınız.

St Pauli & Reeperbahn

Hamburg Gezi Rehberi kapsamındaki en enteresan bölgelerden birini sonlara sakladık, buraya kadar okuyanlara selam olsun. St Pauli bölgesi gerçekten de Hamburg’un genel olarak gözünüzde çizdiği imajın oldukça dışında bir yer. Bölgenin ana caddesi gibi sayılabilecek, Hamburg’un “Red Light District’i” olarak bilinen Reeperbahn üzerinde yürümeye başladığınız anda gördükleriniz, duyduklarınız, insan profili, resmen her şey bir anda değişiyor. Her yer gece kulüpleri, neon tabelalar ve “sex showlar” ile dolu, bir anda kendinizi Hamburg’da karşılaşmayı hiç beklemediğiniz bir keşmekeşin orta yerinde buluyorsunuz. Ama bu size buranın gitmemeniz gereken bir bölge olduğunu düşündürmesin, zaten aşağıda size buradan çeşitli mekanlar da önerdik. Sadece bazı ara sokaklara girerken falan biraz daha dikkatli davranabilirsiniz, onu zaten dolaşırken hissedeceksiniz, bölgeyi öcüleştirecek bir durum yok yani. Zaten aşağıda gece bu civarda takılabileceğiniz birkaç mekan önereceğiz.

*Bu bölgeyle ilgili en enteresan konulardan biri de The Beatles’ın tarihçesinde önemli bir yer tutması. The Beatles dünyaca ünlü bir gruba dönüşmeden önceki ilk yıllarında Hamburg’da çok fazla sayıda konser vermiş, hatta rivayet midir gerçek midir tam olarak bilmemekle birlikte John Lennon’ın “I might have been born in Liverpool but I grew up in Hamburg” dediği bile söyleniyor. 

Artık Reeperbahn üzerinde Beatlesplatz ile karşılaştığınızda en azından durumun sizin için bir açıklaması olacaktır, konuya ilişkin daha fazla detay ve The Beatles’ın bölgede hangi mekanlarda çaldığını görmek isterseniz şuraya göz atabilirsiniz.

*St Pauli bölgesinin ile iç içe sayılabilecek Karolinenviertel civarında dolaşmak da güzel bir aktivite seçeneği, Cumartesi günleri kurulan Flohschanze Flea Market’ta özellikle hava güzelse eğlenceli bir ortam oluyor. Hamburg’un tam bir müzik şehri olduğunu size hatırlatacak çeşitli plak dükkanları ve ayrıca türlü türlü tasarım dükkanı da civarınızda olacak, belki günün bir kısmını bu aktiviteye ayırabilirsiniz. 8:00-16:00 arası açık oluyor. Bölgeyi dolaşırken Marktstrasse ve civarını merkeziniz olarak kabul edebilirsiniz.

Hamburg Gezi Rehberi: Kısa Kısa

*Şehrin simge yapılarından biri olan St. Michael Kilisesi’nin önünden geçerseniz içine de şöyle bi’ göz atabilirsiniz. Tepesine çıkmak isterseniz ekstra bir ücret ödemeniz gerekiyor, içeri girmek için de 2 euro kadar bir “bağış” istiyorlar, ne kadar ilginizi çektiğine bağlı olarak siz karar verin..

*Hamburg’da bulunduğumuz süre içinde ziyaret etmediğimiz ama çok turistik olan Elbe Tunnel, Miniatur Wunderland ve Maritime Museum ilginizi çekiyorsa bi’ bakabilirsiniz.

*Hamburg’da alışveriş yapmak hevesindeyseniz Urban Outfitters, Weekday, &Other Stories, Monki, Brandy Melville, Kauf Dich Glücklich, UNIQLO gibi Türkiye’de olmayan ama güzel şeyler bulabileceğiniz birtakım markaların şehirde var olduğunu hatırlatalım. 

Hamburg Gezi Rehberi: Hamburg’da Yeme İçme Meselesi

*İçtiğimiz en iyi kahveler Public Coffee Roasters’taydı, hatta oradan eve çekirdek kahve bile aldık ve tabii ki oradaki kadar güzel yapmayı beceremedik. Bunun dışında şehrin en popüler kahvecileri Playground Coffee Roasters, Elbgold, Manufact Coffee Roasters ve Milch Coffee. Sevilen bir diğer kahveci olan Tornqvist dükkanı kapatmış, online’dan devam ediyor, ancak anladığımız kadarıyla tekrar açma gayreti içindeler, belki siz gittiğinizde yeni bir yer açmış olurlar diye yazıyoruz, kontrol edersiniz. (Kahvecilerin hangi gün ve saatlerde açık olduklarını gitmeden kontrol edin, beklenmedik saatlerde/günlerde açık olmayabiliyorlar, bir Salı günü 3’te kapatmaya çalışan kazanç kaygısız kahveciler söz konusu)

*Kahvaltı için şehirde en sevilen yerlerden biri Nord Coast, kapıda kuyrukla karşılaşmaya hazırlanın, gitmişken kahve içmeyi de ihmal etmeyin. Berta Emil Richard Schneider çok övülen bir başka yer olduğu için pek de makul bulmadığımız fiyatlarına rağmen bir şans verdik, efsanevi bir durumu yok, kötü değil ama sıradan diyebilirim. Kahve ve sabah atıştırması&tatlı için Balz und Balz’a bayılmış hatta hayatımızda yediğimiz en iyi cinnamon roll’u burada yediğimize karar vermiştik ki oranın da kapatıyor olduğunu duyduk, yine de gitmeden bi kontrol edin ve lütfen açıksa cinnamon roll denemeyi unutmayın. Gidemediğimiz ama lokaller tarafından sevilen Kropka da kahvaltı için bir alternatif olabilir.

*Otto’s Burger yıllardır şanını duyup büyük bir merak ile gittiğimiz Avrupa çapında ünlü bir burgerci. Tahmin edebileceğiniz üzere genelde kalabalık, o yüzden rezervasyon yaptırıp gidebilirsiniz. Belki fazla yüksek beklentiyle gittiğimizden, bizim aklımızda pek de yer etmedi, ancak tabii ki kötü de değildi. Smash Burger’in cheeseburgerden daha iyi olduğunu belirtelim. Eğer bu tarz fast food tarzı bir şeyler yemek istiyorsanız, Hamburg’un deniz ürünleri kaçırmamanız gerektiğini de düşünerek Underdocks’a da uğrayabilirsiniz. Fast food tadında deniz ürünü şeklinde özetleyebileceğimiz bu yerde Lobster Roll da satılıyor, ancak aman fiyatına bakmadan sipariş vermeyin. Biz tam sipariş verecekken kasadaki çocuk “kızlar fiyata baktınız mı” uyarısında bulunduğu için kendisiyle sarıldığımız bir anımız var, sırf liman şehri diye fiyatlar Amerika’daki lobster roll fiyatlarıyla aynı olmuyormuş demek…

*Almanya sınırları içinde Eminönü’nde balık ekmek yiyorsunuz hissine en yaklaşabileceğiniz yer kesinlikle Brücke 10 ve civarı. Oraya doğru yürürken ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Biz yediğimiz şeyleri ve o salaş ortamı sevdik, martılara dikkat……

*Ramen sevenler, Michelin Rehberinden bulduğumuz Momo Ramen gerçekten çok güzeldi, Türkiye’de gideremediğiniz ramen ihtiyacınızı burada giderebilirsiniz. Rezervasyonu ihmal etmeyin. Uzak Doğu mutfağıyla aranız iyiyse Kimchi Guys da Korean Fried chicken için çok popüler bir seçenek.

*Salt & Silver Levante Michelin rehberinde Bib Gourmand kategorisinde yer alıyor, ilginizi çekerse Latin Amerika mutfağına odaklandıkları bir başka restoranları da var. Biz Levante olanı denedik, daha Akdeniz mutfağı odaklı gibi düşünebilirsiniz. Yediğimiz çoğu şeyi ve ortamın kasıntı olmamasını sevdik, kokteyllere de ayrıca şans vermenizi öneririz.

*Le Lion ve Clockers turistler arasında popüler kokteyl barları. The Chug Club’ın internet kafeyi bara çevirmişler havası olsa da hep dolu, konsepti her kokteylden shotlar halinde denemek üzerine kurulu, isterseniz büyük versiyonunu da alabiliyorsunuz. (İçeride sigara içiliyor, bu açıdan biraz zorlayıcı) Central Congress de alternatif bir seçenek olabilir. Son olarak lokal biracı denemek isterseniz Überquell hoş bir seçenek, hava güzelse dışı da keyifli.

1 Comment

  • Emeğimize sağlık öykücüm ve idilcimm. Sağlıkla pek çok yerlet krşfedin gezin biz de sizlerle gezelim hep. Mükemmel bi yazı olmuşş. Kendim gezsem bu kadar güzel ifade edebilir miydim oraları bilmiyorum. Çokça kalppp 💙💙💙💙💙💙

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir