9 Maddede Yerlisi Gibi Madrid Gezisi

Madrid İspanya (3)

Madrid gezisi (10)

Biz bu Madrid’in gördüğü muameleye ciddi ciddi bir Madridli gibi, sanki kendi memleketimize laf edilmiş gibi üzülüyoruz ya. Ortalık “BORSOLONO MODROD’DON DOHO GOZOL” diyerek Madrid severleri sindiren kocaman ve agresif bir grupla dolu. Ağzını açıp “ben Madrid’i Barselona’dan daha………” diyecek oluyorsun “daha” kısmında kesiyorlar, aaabiii yok Madrid sıkıcıı yaaa’lar giriyor hemen. Tabii ki Barselona’yı sevmediğimizi söylemeyeceğiz, ancak sanki şey gibi geliyor; Barselona’yı herkes sever, ama Madrid’i gerçekten tanıyan ve güzel bir şekilde keşfetmeyi başarmış olan kişiler değerini anlar. O yüzden Madrid gezisi için yola çıkarken öyle Barselona’ya, Roma’ya, Floransa’ya ya da Paris’e gidiyormuş gibi gitmemek lazım, bu şehir gerçekten daha farklı bir bakış açısı ve kaynaşmak için biraz daha uzun bir zaman gerektiriyor bizce. Madrid’i gerçekten sevecekseniz şehirde bulunduğunuz süre el verdiğince yerlisi gibi takılmaya çalışmak bu şehir ile daha sıkı bir bağ kurmanızı sağlıyor. En azından bizim için öyle oldu, sizin için de elimizden geleni yapacağız.

Mad Cool Festival Madrid
Dua Lipa Madrid
Bu arada, bizim bu sefer Madrid’e gitme sebebimiz aslında yeni bir Madrid keşfinden çok Mad Cool Festival’a katılmaktı. (katılmak deyince ne kadar klas oldu di mi, halbuki sarhoş olup aşırı yüksek sesli müzik dinleyerek kan ter içinde kaldık sdfs) Avrupa’da 2018 yazının en iyi festivallerinden biri olması sebebiyle heyecandan çıldırarak akreditasyon başvurusunda bulunup neticede basın olarak gitmeyi başarınca gerçekten acayip keyifli bir festival geçirdik! (keyifli derken mesela Dave Gahan’ı ağzının içinden izlemek gibi bir keyif) Depeche Mode, Arctic Monkeys, Kasabian, Pearl Jam, Dua Lipa, Franz Ferdinand, Massive Attack (son sakika iptal edip milleti ortada bıraktılar gerçi), Jack White, Tame Impala gibi OHA ABİ BEN ŞU AN NEREDEYİM dedirten bir line up’a sahip olduğu için çeşitli aksaklıkları ve tam birer İspanyol magandası olan ve “bu ne şimdi Türkiye simülasyonu mu” dedirten güvenlikleri de görmezden gelmeyi başarabildik. Neticede önümüzdeki senenin biletleri de şimdiden satışa çıkmış, orada da millet kapış kapış alıyordu, muhtemelen yine baba bir şey yapacaklar, aklınızda bulunsun.

Başlamadan gelen not: Şurada ilk Madrid seferlerimizin ardından yazdığımız turistik bir Madrid Gezi Rehberi mevcut, ona da bakmak isteyebilirsiniz. Ayrıca Prado Müzesi’ne gidecek olursanız büyüklüğü karşısında paniğe kapılıp gözden kaçırmamanız adına görmeniz gereken önemli eserleri de listelemiştik, onu da şöyle bırakalım. 

Madrid gezisi (6)

Madrid’e Ulaşım

Biliyorsunuz Madrid’e farklı farklı firmaların direkt uçuşları mevcut, dolayısıyla buraya ulaşım konusunda herhangi bir sıkıntı ya da karışıklık yaşayacağınızı hiç sanmıyoruz. Biz bu Madrid gezisi için ulaşımımızı biletkolik.com desteği ile sağladık ve gayet memnun kaldık, öneri isterseniz oraya göz atabilirsiniz. Bu arada ek bir bilgi olarak, şayet İstanbul’da yaşıyorsanız biletkolik üzerinden bilet aldığınız takdirde havaalanı transferlerinizi de biletkolik aracılığıyla ayarlayabiliyorsunuz. Instagram’da gördüğünüz o aşırı tatlı pembe araç da onların eseriydi, biz de şirinliğine karşı koyamadık, haklısınız. Bir kıyak yapmadan da geçmeyelim, “biletkolik112” kodunu 31 Aralık 2018’e kadar kullanacak olursanız, buradan herhangi bir yere alacağınız uçak bileti için hizmet bedeli sıfırlanacak, anlamadıysanız daha basit açıklayalım, İNDİRİM YAPIYOR, sevgiler, rica ederiz.

Bu Madrid Gezisi Boyunca Nerede Konakladık?

Aslında liste konseptli bir yazı ama, bu Madrid’de konaklama kısmını özel olarak eklemek istedik, çünkü Madrid gezisi boyunca kaldığımız otelin hem konumundan, hem de kendisinden çok memnun kaldık. İsmi Praktik Metropol. Lokasyon olarak Madrid’in ana caddelerinden biri olan Gran Via’ya ve Madrid’in en kalabalık meydanı sayılabilecek Sol’e çok yakın. Aynı şekilde inip 20 adım falan yürüdüğünüz anda metroya da ulaşabildiğiniz için çok pratikti. Tüm bunların yanında otelde kalan herkesin kullanımına açık, kendi yiyeceğinizi içeceğinizi kapıp güneşlenebildiğiniz ya da içip sapıtabildiğiniz şahane bir terası da olunca resmen otelin köpeği olduk. Yakın zamanda Madrid’e gitmek gibi bir planınız varsa bu oteli değerlendirebilirsiniz.

Şimdi tam olarak konumuza geçebiliriz.

9 Maddede Yerlisi Gibi Madrid Gezisi !

Madrid İspanya (18)
1. Favoriniz olabilecek bölgeleri tespit edin, onlara odaklanın.

En önemli mevzuyu en başa yazıyoruz, çünkü yerlisi gibi bir Madrid Gezisi gerçekleştirmek istiyorsanız her bölgenin ayrı telden çaldığını bilmeniz ve metro ile de biraz haşır neşir olmanız lazım. (ve bir de her şeyi olmasını umduğunuzdan çok daha geç ve yavaş şekilde yapmaya) Öyle sadece turistik noktalarda takılırsanız bu geziden keyif alma oranınız net bir şekilde düşecektir. Sonra vay efendim biz Madrid’i sevmedik, yok biz Barselona’ya gideceğiz tutmayın bizi falan diye geri gelmeyin, BOZUŞURUZ. Bir türlü karar verememekle birlikte bizim Madrid’deki favori bölgelerimiz bu gezinin ardından La Latina ve Chueca olarak şekillenmiş durumda. Ama diğerlerinde de gönlümüz var, o yüzden sizin için Madrid’in görmek isteyebileceğiniz barriolarını küçük çaplı bir özet geçeceğiz.

*La Latina: Madrid’in merkezinde yer alan, çok fazla mekanı bir arada bulabileceğiniz, turistik noktalara yakın olmasına rağmen yerlisinin de bol bol değerlendirdiği bir bölge. Özellikle akşam saatlerinde çok hareketli oluyor, insanlar işten güçten çıkıp buraya birer bira içmeye, muhabbet etmeye akın ediyor resmen. Bizim burayı bu kadar sevme sebebimiz de hem görsel açıdan güzel hem de bu denli hareketli olması galiba. La Latina’nın tam olarak neresi olduğunu bilemediyseniz keşfinize Plaza de la Cebada tarafından başlayabilirsiniz. Aynı şekilde Calle de la Cava Baja akşam çeşit çeşit tapas denemek için iyi bir noktası.

Madrid İspanya (8)
Madrid İspanya (12)
*Chueca:
Bir diğer favorimiz, Chueca. Madrid’in en renkli, en baskısız, en “gay friendly” bölgesi. Neredeyse her mekanda bir gökkuşağı bayrağı, stickerı var olmasından da anlayabilirsiniz. Oldukça hareketli, değişken bir bölge olduğu için her gittiğinizde farklı bir dükkan, restoran açılmış oluyor, dolayısıyla şurada şu var, burada bu var diye anlatacağımız herhangi bir şeyi birkaç ay sonra bulamayabilirsiniz bile, o sebeple keşif kısmı biraz da size kalıyor. Başlangıç noktası olarak Plaza de Chueca’yı baz alabilirsiniz. Unutmadan, Gay Pride döneminde, özellikle Haziran ayı boyunca burası ekstra cıvıl cıvıl oluyor, belki özellikle o döneme denk getirmek istersiniz, biz müthiş günler geçirmiştik.

*Malasana: Malasana Madrid’in sonradan popülerleşen, hipster akınına uğrayan, ikinci el dükkanları, barlar, kafeler ile dolup taşan bir bölgesi. Aslında size aşağıda bahsedeceğimiz birçok mekan da bu bölge dahilinde yer alıyor, dolayısıyla bizim önerilere uyacak olursanız bu bölgeyi büyük ölçüde keşfetmiş olacaksınız. Başlangıç için Tribunal metrosunda inip yola koyulabilirsiniz.

Madrid gezisi (1)
*Lavapies:
Lavapies Madrid’in göçmenlerin ve işçi sınıfının yoğun olduğu bir bölgesi. Bundan birkaç sene önce gerçekleştirdiğimiz ilk Madrid gezisi boyunca herkesin ısrarla “oralarda biraz daha dikkatli olun” şeklinde uyarılarda bulunup durduğu bir bölgeydi, ancak anladığımız kadarıyla zamanla bu şekilde değerlendirilmekten çıktı. Zira son gezimizde pek bu gibi yorumlar getirmediler. Neticede bu taraflara yolunuz düşecek olursa Madrid’in bir başka yüzünü göreceğiniz için eğer şehri gerçekten tanımak gibi bir niyetiniz varsa buraya da uğrayabilirsiniz. Aşağıda bu civarda yer alan birkaç mekan önereceğiz, hipsterlar sağolsun buralara da el atmış.

*Salamanca: Geldik Madrid gezisi kapsamında gidebileceğiniz eennn lüks bölgeye. Bu sebeptendir ki en az mekan önerimiz bu bölgeden…….. Şaka bir yana, Salamanca bölgesi gerçekten de o LV, Chanel, Dior gibi markaların cirit attığı, süslü püslü butiklerin yer aldığı bir bölge. Calle de Serrano’ya gittiğiniz takdirde, ki metroya çok yakın, Salamanca’nın göbeğine düşüyorsunuz.

Madrid gezisi (3)
2. Brunch çılgınlığına kapılın.

Madridliler bu brunch işini cidden çok sevmiş durumdalar, adamlar brunch’a gönül vermişler, resmen yaldır yaldır mekanlara akın ediyorlar. Zaten her şeyi olması gerekenden daha geç saatte yapma hastalığına tutulmuş insanlar olarak (akşam 23:00’te yemeğe oturmak, festivalde gece 3:00’te headliner çıkması gibi) öğlen 14:00’te gittiğimizde bile brunch sırası beklememizden mütevellit anladık ki İspanyollar brunch konusunda da bayağı tutkulular. Peki kardeşim peki, ona da uyum sağlarız, tamam peki milletin akşam yemeğine hazırlandığı saatte biz yumurtalı sofraya oturalım, ona da  sesimizi çıkarmayacağız. Neticede biz de kahvaltısını önemseyen, kahvaltı yapmayınca ortalığı ayağa kaldıran bir milletin çocuklarıyız, yolunuz düşerse buyrun siz de bir soğuk ayranımızı için. Madrid’de brunch çılgınlığına kapılabileceğiniz birkaç favorimizi şöyle bırakıyoruz:

Madrid gezisi (2)
*Pum Pum Cafe:
İçeride bedava avokado veriyorlarmışçasına popüler bir brunch noktası. Pek büyük bir mekan olmadığı için de sıra oluyor. Kahvaltı çeşitleri öyle “oha inanılmaz” seviye değil, ancak kötü de değil. Menüde seçenekler arasında şakşuka görünce merakınıza kapılıp sipariş vermemenizi öneririz (bizim bi arkadaş vardı o söylemiş ya……….) çünkü şakşukayla hiç ilgisi olmayan bir şey. İçinde patlıcan olmayan şakşuka, şakşuka değildir İspanyol kardeşlerimiz, hiç kusura bakmayın, BİZİM DE SABRIMIZ BİR YERE KADAR……..

*Cafe Federal: Bir diğer über popüler mekan, üstelik dışında tam keyif yapmalık güzel bir alanı da olduğu için ekstra hoşunuza gidecektir diye düşünüyoruz. Burada da her daim sıra var. Fakat kahvaltı seçenekleri gayet lezzetli olduğu için bizce beklemeye değer.

*HanSo Cafe: Burası için bir “brunch noktası” demek pek doğru değil, çünkü brunch odaklı bir mekan değil, özellikle kahveleri ile ön plana çıkıyorlar. Ancak eğer buraya gittiğinizde “hanso mu hahaha HANZO GİBİ KEH KEH KEH” esprisi yapmayacağınıza söz verirseniz bir şey söyleyeceğiz. Söz mü? Tamam. Burada yapacağınız kahvaltılarda avokado bolluğunda kendinizi kaybedeceksiniz. Adamlar avokadoyu esirgemiyor arkadaş, bizdeki gibi gıdım gıdım koymuyorlar, sizi avokadoya boğuyor, size avokado banyosu yaptırıyor, a-a-a-avokado showwww yapıyorlar. (bunu dı dı dı DJ bilmemkimmm, şeklinde okumanız gerekiyordu) O yüzden hoşunuza gidebilir diye düşündük ve listeye aldık. Bu arada olur da kahve için gidecek olursanız ve canınız tatlı çekerse, içinde fasulye olan, evet evet bildiğimiz fasulye olan bir pastaları var, ve “bir insan kendine bunu yapar mı, sağlıklı besleneceğim diye gururunu ayaklar altına alıp fasulyeden tatlı yapar mı….” demeden bi’ tadına bakın, çünkü gerçekten bayağı lezzetliydi.

Madrid İspanya (9)
*The Toast Cafe:
Buraya gitme fırsatımız olmadı, ancak oralı arkadaşlarımız tarafından çok önerilince es geçmek istemedik, belki siz uğrarsınız. Brunch için oldukça popüler mekanlardan biri, özellikle porsiyonları büyük olduğu için sevdiklerini söylediler ve french toast denememiz konusunda ısrarcı davrandılar. Top sizde.

*Religion Coffee: Aslında kahveci olan, ama kahvaltısıyla da popüler hale gelmiş mekanlar kontenjanından yazdığımız Religion’a giderek de bir taşla iki kuş vurabilirsiniz. Burası bir seviye daha “sağlıklı kahvaltı” arayışında olanlara uygun, aklınızda bulunsun. Bir de biz denemeyi unuttuk ama, gitmeden önce stalklarken mavi renkli bir kahveleri olduğunu gördük. Biliyoruz kulağa biraz salakça geliyor ama belki ilginizi çeker.

Madrid İspanya (13)
3. Meşhur “mercadoları” keşfedin.

Artık Avrupa’nın herhangi bir yerinde karşınıza çıkabilecek bu yerlere alıştık, konseptin hastasıyız. Neden bahsettiğimizi anlamayanlar için bu İspanya’da “mercado” diye geçen yerler aslında bizdeki pazar benzeri yerler. Ancak konsept yakın olsa da daha önce hiç karşılaşmadıysanız farklı bir şeymiş gibi gelecek, çünkü bu yerler genellikle kapalı alanlar oluyorlar ve içeride taze sebze meyve, kasap, şarküteri ürünleri satan yerler bulunmasının yanı sıra hem oturaklı yemek yiyebileceğiniz, hem ayak üstü farklı farklı bir sürü şey deneyebileceğiniz mekanlar da oluyor. (bu noktada aklınızdan pazarda gözleme yediğiniz bir anınız geçtiyse bizdensiniz) Biz gittiğimiz ülkenin mutfağından farklı farklı lezzetleri topluca, minik ebatlarda deneme işini bayağı sevdiğimiz için bu konsepti çok seviyoruz. Üstelik bu yalnızca turistik bir aktivite değil, aynı zamanda lokaller için bir yaşam biçimi olduğundan bunun bir parçası olmak bayağı keyifli oluyor. Aşağıda size birkaç mercado önerelim, artık yakın olduklarınıza yolunuzu düşürür, bir öğünü de böyle festival tadında geçirirsiniz.

*Mercado de San Miguel: Bu konsepti deneyimleyebileceğiniz en turistik yer Mercado de San Miguel. Ama bize kalırsa kalabalıkla cebelleşmek konusunda sorununuz yoksa turistik olmasının pek de bir önemi yok, çünkü gerçekten çok güzel ve burayı kaçırmanızı istemeyiz. İspanyol mutfağına hızlı bir giriş için çok güzel başlangıç. Fiyatlar muhtemelen bir seviye daha “turist fiyatı”, o da acı bir gerçek.

Madrid gezisi (11)
*Mercado de San Anton:
San Miguel’e göre daha az turistik, ancak yine de popüler sayılabilecek bir mercado. Doğruyu söylemek gerekirse burada denediğimiz tapasları biraz başarısız bulduk, o yüzden şayet Chueca tarafındaki bu mercadoya yolunuz düşerse tapasçılarla pek haşır neşir olmadan direkt terasa çıkın. Teras oldukça keyifli, birer Sangria ya da lokal bira yapıştırın gitsin, afiyetler.

*Mercado San Fernando: Hakikaten lokal bir mercadoya gitmek isterseniz, öz hakiki İspanyol mercadosu = San Fernando. ÖZ SAN FERNANDO. Öyle hipster ortam, süslü mekanlar falan yok, lokali bol, turisti az, gösterişi sıfır bir market. Aslında Madrid’in işçi sınıfının yoğunlukta yaşadığı, sonradan hipsterların akın etmeye başladığı, eskiden “oralar biraz tehlikeli” şimdilerde ise “abi çok kreatif bir bölge wowww” diye anılan Lavapies bölgesinde yer alıyor. Zaten civarda yaşayanlar etini, meyve sebzesini buradan alıyor, hatta burada berbere geliyorlar falan. Daha lokal bir deneyim istiyorsanız adresiniz San Fernando. Kapanış niye Afyon’da yol üstü sucukçusu radyo spotu gibi oldu öyle ya?

Madrid İspanya (20)
*Mercado de San Ildefonso:
Malasana tarafına yolunuz düştüğünde, ki düşmediyse bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz, uğrayabileceğiniz, listedeki en “hip” mercadolardan biri. Diğer mercadolara kıyasla öyle lokallerin eve alışveriş için değil de, günün herhangi bir saatinde bir şeyler atıştırmak için geldiği bir yer. Yemek yemeyecekseniz bile bir şeyler içmek adına uğranabilir, çünkü ortam olarak da keyifli.

*Mercado de La Paz: Madrid’in lüks kabul edilen bölgesi Salamanca’da yer alan bu mercado aslında aynı zamanda Madrid’in en eski mercadolarından. (1879’da açılmış) Lüks bölgede yer alması sizi endişelendirmesin, fiyatlara bindirme falan yapmamışlar, öyle bir yer değil. Yine de ilk kez bir mercadoya gidecekseniz bizce yukarıdakilerden birini tercih edin, fiyatlardan değil ama, ortamdan ötürü.

*Önemli not: Bu yazdıklarımız arasında çok turistik olmayanlar siesta saatlerinde kapalı olabiliyor. Yani marketin tamamı değil ama, içindeki mekanlar. Bunun için net bir saat vermek zor çünkü her birinde farklı farklı saatlerde kapalı mekanlara denk geldik, ancak kesiştikleri saatler 14:00 – 16:00 civarı.

Madrid İspanya (16)
Palecio de Cristal’i ne yapın ne edin boş yakalamaya bakın

4. Instagram’ınızı şenlendirin.

Hiç boşuna ayak yapmayın, ne zaman bir geziye çıksanız Instagram’a bir şeyler koyup arkadaşlarınızın sinirini bozmayı içten içe sevdiğinizi biliyoruz. Bu gizemli bir story de olabilir, göğsünüzü gere gere arka arkaya fotoğraf yağdırıyor da olabilirsiniz, her halükarda bundan haz aldığınızı biliyoruz. Yer miyiz biz bunları ya, CİĞERİNİZİ BİLİYORUZ……… O yüzden Madrid gezisi için yola çıkıp da babalar gibi fotoğraflar çekebileceğiniz, hem de vakit geçirmekten hoşlanacağınız birkaç Instagram dostu noktayı buraya yığmadan çekip gidemeyiz, buyursunlar:

*Palacio de Cristal del Retiro: İçeride yüz tane fotoğraf çeksek de doyamadığımız, Retiro Park’ın içinde bir mekan burası. Retiro Park’ın içinde, aslında egzotik bitkileri muhafaza edebilme amaçlı, sera benzeri bir yer olarak yapılmış, ancak günümüzde sergi alanı olarak kullanılmadığı zamanlarda boş oluyor. Giriş ücretsiz, boş olduğu bir anı yakalamak zormuş, biz şansa yakaladık, bizce mutlaka uğrayın.

Madrid İspanya (15)
*Cuesta de Moyano Book Market:
Kitap satılan bir yeri “Instagram’a foto çekem” maddeleri arasına koymaktan hoşnut olacak insanlar olmadığımızı biliyorsunuz. Ancak buranın sorunu, İspanyolca harici pek fazla dilde kitap ile karşılaşamıyor olmanız. İspanyolca biliyorsanız ne ala (özele gelin, telefonumuzu verelim sdfsd), onun dışında İngilizce kitap bile bayağı zor bulunuyor. Yine de pek tatlı bir ortam olduğu için ve görsel olarak hoşunuza gideceği için Retiro Park tarafında gitmişken uğranır.

*Circulo de Bellas Artes: Gelmiş geçmiş en klasik Madrid fotoğrafı olan o fotoğrafı (hani şu içinde Madrid’in en ünlü binası haline gelmiş Metropolis binasının da olduğu şehir fotoğrafı) kendiniz yakalamak isterseniz size bu işin sırrını söylüyoruz; Circulo de Bellas Artes’in terasına çıkmak. Zaten buraya kadar gelmişken aşağıdan da güzel fotoğraf yakalanıyor ama, gün batımına doğru tepeden yakalamanın keyfi bir başka tabii.

Madrid İspanya (17)
*Plaza de la Villa:
Orta Çağ döneminden bu yana Madrid’in en iyi şekilde korunmuş meydanlarından biri Plaza de la Villa. Hakikaten de eski fotoğraflarına bakacak olursanız neredeyse birebir aynı duruyor, bu sebeple görmek ve fotoğraflamak hoşunuza gidebilir.

*CaixaForum’un Dikey Bahçesi: Aşağıda CaixaForum’dan daha detaylıca bahsedeceğiz ama, Instagram dostu noktaları yazarken Caixa Forum’un bir parçası olan dikey bahçeden de bahsetmeden geçmek istemedik. Binanın koskoca bir duvarı bitkiler ile kaplı ve şahane bir görüntü veriyor, bir süre tadını çıkardıktan sonra “ulan ileride böyle mi olacak, doğaya sahip çıkalım, DÜNYAMIZI KORUMALIYIZ ALLAHIM” tribine de sokabiliyor ama, yine de kaçırmayınız.

*Başarılı mural çalışmaları için: La Tabacalera’yı çevreleyen duvarlar ve Tabacalera’dan çıkıp Calle de los Embajadores üzerinde devam ettiğinizde karşınıza çıkacak birkaç mural gidip fotoğraflamaya değer güzellikte.

Fotoğraf: https://www.lavanguardia.com

5. Rocker Grandma ile tanışın, çünkü kaç tane rock müzik seven anneanne göreceksiniz ki?

Aslında burada konumuz bir heykel. Angeles Rodriguez Hidalgo’nun heykeli. (az durun ya anlatacağız aşağıda kim olduğunu) Hikayesi olan, normal koşullarda gidip görmeye heves edeceğiniz bir heykel. Peki koşullar niye normal değil? Çünkü burası şehrin gezeceğiniz noktalarının biraz dışında bir rotada, Vellacas’ta kalıyor, yani doğruyu söylemek gerekirse o taraflarda pek de işiniz yok diyebiliriz. Ancak yine de bu hikayeyi es geçmek istemiyoruz, belki aranızda vakit ayırabilip gidecekler olur, metro ile gitmek pek dert değil çünkü.

Heykeli yapılan kişi 41 yaşında eşini kaybetmiş, 5 çocuğuna bakmak için 2 işte birden çalışarak hayatını sürdürmüş bir kadın.(öyle dramatik bir hikaye gelmeyecek) Tabii heykelini göreceğiniz hali daha ileri yaşları. 80’lerde Madrid’de işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı bir bölge olan Vellacas’ta yaşıyor. Bir gün torunlarından biri ile birlikte bir metal grubu konserine gittikten sonra ilginç bir şekilde metal müzikten çok hoşlandığını fark ediyor ve söylenene göre o günden itibaren neredeyse hiçbir konseri kaçırmıyor. Evet ya, bildiğiniz “Rocker Grandma” oluyor! Zamanla Heavy Rock adlı bir dergide kendi köşesi bile oluyor, o derece. Tabii bu sık görülen bir durum olmadığı için kendisi efsaneleşiyor ve ölümünün ardından yaşadığı bölgede heykeli yapılıyor. Sonra bir başka ilginç durum daha yaşanıyor, bölgede yaşayan bazı kişiler tarafından heykelin elindeki 2 parmak kısmı kırılıyor. Hani şu rockerların yaptığı, serçe parmağının ve işaret parmağının havada olduğu o işaret vardır ya, işte o iki parmaktan bahsediyoruz. Spesifik olarak bu 2 parmağı kırmalarının bir sebebi var; kendisini “komünist anneanne” sembolü haline getirmek istiyorlar. Üstelik bu küçük vandalizm girişimi işe yarıyor ve birkaç sene boyunca bizim rocker anneanne bölgedekomünizmin de sembolü haline geliyor. Neticede sonradan heykel onarılıyor ve tekrar eski formuna kavuşuyor. İlginç hikaye di mi? Bizim zaman kısıtlamamız sebebiyle bu heykeli görmeye bir türlü gidemedik, ama acayip içimizde kaldı. Gidip de göreniniz olursa bize de fotoğrafını gönderin olur mu?


6. 3. dalga kahvecilere dadanın.

Madridli arkadaşlarımızın mütemadiyen “abi Madrid çok değişti, feci değişti, öyle böyle değişmedi” muhabbeti yapmalarının anlam kazandığı noktalardan biri de bu maddede bahsettiğimiz konu ile oldu. Madrid çok değişti derken Güney Amerikalı göçmen sayısındaki ciddi artış, bunun özellikle belirli bölgelerdeki kiraları inanılmaz bir şekilde arttırdığı, uyuşturucu kullanımının eskisinden de yaygın hale gelmesi gibi konulardan da bahsediyorlardı ama, bir yandan da şehirdeki sosyalleşme anlayışının geçirdiği değişimden de dem vurdular. Eskiden Madrid’de dışarı çıkınca ya içki içiyordunuz ya da komple sosyalleşemiyordunuz, resmen bir arası yoktu, tüm sosyalleşme anlayışı içki içmek üzerine kuruluydu. Artık öyle değil, birkaç yıl öncesine kadar sayılı kahvecinin olduğu şehirde 2018 itibariyle 3. dalga kahveciler kol geziyor. Üstelik Avrupa’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi öyle 5’te kapatıp gitmiyorlar, en az 8, 9’e kadar açıklar. Biz kahveyi çok sevdiğimiz için buraya birkaç favorimizi şöyle bırakalım:

Madrid İspanya (5)
*WayCup Specialty Coffee
: Hem kahvelerini hem çalışanlarını pek sevdiğimiz mekan. Güzel havaya denk gelirseniz dışı olmamasına rağmen hemen karşısındaki banklara da çökebilirsiniz, çoğu kahvecinin dış mekanı olmadığı için bu iyi bir alternatif. Danny oralardaysa Turkish bloggerlardan selam söyleyin. (indirim istemeyin abi lütfen sdfsd)

*Acid Coffee: Sessiz sakin bir mahalle arası kafesi gibi dursa da Madrid’de içebileceğiniz en iyi kahveleri yapan mekanlardan biri. Kahveye özel bir ilginiz varsa uğramanızı öneririz.

Madrid İspanya (10)

*The Fix Madrid: Hem kahveleri başarılı hem kahvaltı seçeneği sunan bir mekan. Yine biraz ara sokak tadında bir yerde olduğu için bizce buradan kahvenizi/atıştırmalığınızı kapıp yakınlardaki antik dönem Mısır tapınağı olan Temple of Debod’un oraya gidin. Hem turistik bir noktayı aradan çıkarmış olur, hem de oradaki parkı değerlendirmiş olursunuz.

*Plantate Cafe: Müthiş tatlı bir sahibi olan, küçük ama görsel olarak çok güzel bir kahveci. Kahvelerinin güzelliği bir yana, eğer Madrid ile ilgili bir şeyler merak ediyorsanız sahibiyle muhabbet etmeyi ihmal etmeyin, kendisi Kanadalı, ama uzun süredir Madrid’de yaşıyor.

*Hola Coffee: Tespit ettiğimiz kadarıyla freelance çalışanların da sık sık uğradığı, küçük, sessiz ve kahveleri leziz mekan.


7. Parkları yerlisi gibi değerlendirin.

Şu ülkede park da park, ille de park diye tutturan tayfanın bir parçası olarak Madrid gezimize şunu anladık; hakikaten şehir parklarında vakit geçirmeyen, yazın ortasında kendini parklara bırakmayan, şehrin hengamesinde kendini doğanın orta yerine atmayan biri parkların değerini anlayamaz. Öyle bir şey ki, “park gezip ne yapacağım abi, park işte ağaç falan, ne bileyim işte çiçek miçek” sığlığındaki insanı bile “GOD BLESS PARKÇILIK” noktasına getiriyor, ama tabii bu hissin kralı Madrid’deki parklar gibi baba versiyonlarına denk geldiniz mi yaşanabiliyor. Israrcıyız, Madrid’de bir akşamüstü kapın churros’unuzu, içeceğinizi, El Retiro Park’ın bir yerine atın kendinizi. Bir yerine diyoruz, çünkü devasa bir parktan söz ediyoruz, çılgınlık. Bikinisi ile hiçbir magandaya maruz kalmadan güneşlenen,  huzur içinde kitabını okuyan, çimlerde piknik yapan, yoga yapan ya da öğle yemeğini yedikten sonra işine dönecek olan yerlilerin arasına karışın, döndüğünüzde siz de bu şehre park lazııııım diye sayıklar bir halde olmazsanız bizim adımız da OitheBlog değil!

*Hazır bağ bahçe konusu açılmışken, Real Jardin Botanico de Madrid’e de uğramayı unutmayın.

Madrid İspanya (6)
Gracias Padre’nin tüm iç organlarınızı yakan ama yine de yemeden duramadığınız ceviche’si

8. Lokaller ile birlikte akşam vakti Madrid’in tadını çıkarın.

Gönül isterdi ki buraya Madrid gezisi boyunca partileyebileceğiniz türlü türlü mekan yazalım, ama maalesef gezinin büyük bir kısmında geceleri Mad Cool Festival’da olmamız sebebiyle o işlere pek girişemedik. Fakat yine de sağda solda yemek yediğimiz, festival bittikten sonraki günlerde uğradığımız ve sevdiğimiz birkaç mekanı yazmadan geçmek istemiyoruz, çünkü kilo alınacak bir şey varsa hep beraber alalım……..

*Ojala: Öncelikle şu bilgiyi vermeden geçmek istemiyoruz, Ojala = İnşallah. Yeni bilginiz hayırlı olsun, güle güle kullanın, Endülüs dönemine sevgiler…..Mekan konusuna gelirsek şöyle akşam üstü saatlerinde gidip dışına çökmelik, aşırı basit ama çok lezzetli bir tapas olan Patatas Bravas’ını denemelik, fazla şekerli ama lezzetli kokteylleri olan bir yer. Ek bir bilgi olarak, mekanın içinde oturacak olursanız alt kata inmeyi ihmal etmeyin, çünkü ilginç bir şey yapmışlar, mekanın tüm zemini kum.

*Gracias Padre: Meksika mutfağı sevenler parmak kaldırsın. Biz hastasıyız, o sebeple burayı sevdik, çünkü uyduruk bir Meksika mutfağı örneği değildi. Fakat komik gelebilecek bir uyarıda bulunacağız, taco + margaritha söylerseniz (ikisi de acı) ve o sırada hava 30 derece civarıysa gerçekten ağzınızdan alev çıkaracak, ne bilelim oturduğunuz yerde İsmail Türüt gibi terleyecek noktaya geliyorsunuz, umarız kadınların menopoz dönemi de böyle geçmiyordur………

Sala Equis Madrid
Hem film, hem içki, hem atıştırmalık, bu konsepti beğenmeyen delirmiştir.

*La Musa La Latina: Madridliler La Musa’ya bayılıyor (abi şu mekanın adını İbrahim Tatlıses gibi şiveli bir şekilde okumayı bırakır mısınız, sizin de öyle yaptığınızı biliyoruz sdfsd), şehir genelinde birkaç farklı restoranları var, hepsi de dolup taşıyor. Hatta yukarıdaki Ojala da bunlara ait galiba. Bizim bu lokasyonlarını ziyaret etme sebebimizi şöyle güzelinden tapaslar yemekti. Doğruyu söyleyelim, tapaslarının öyle efsane bir durumu yok. Yani kötü değiller, ancak şahane de değiller. Buna rağmen buraya yazıyoruz, çünkü bu mekanın bulunduğu meydana bayılıyoruz. Özellikle akşamları o kadar hareketli, o kadar keyifli o kadar İspanya’da olduğunuzu hissettiren bir yere dönüşüyor ki, oturup biramızı sangriamızı burada içmeye, muhabbet etmeye bayılıyoruz.  Olur da La Musa’da yer bulamazsanız hemen aynı meydandaki Delic’te Sangria’ya da gömülebilirsiniz, ama yemekleri pek iyi değil.

*Sala Equis: Bu mekanın konseptini çok seviyoruz! Geçmişi de ilginç, çünkü aslında Madrid’in son “porno cinema” yayınlayan yeri imiş ama artık değil tabii, sdfsd çok seviyoruz deyip ilerleyen cümleler ile açık sözlülüğümüzü takdir etmişsinizdir, ama biz o gayeyle sevmiyoruz tabii. Neticede şu an porno kısmı devreden çıkmış ama, sinema konsepti devam ediyor. İçerisi hem bir bar, hem atıştırmalıklar/yemekler var, hem de film gösterimleri yapılıyor. Ayrıca denk gelirseniz çeşitli etkinlikler, konserler de gerçekleşiyor. Bizce kesin uğrayın.

Madrid İspanya (21)
Hadi hadi, koyun Instagram’da da rahatlayın tamam…

*Frida: Frida mekan olarak çok tatlı, hatta iç mekanı tam bir “Instagram Spot” sayılabilir. Kokteylleri de lezzetli, dışarıda oturma olanağı da tanıyor, ancak garip bir şekilde buraya ne zaman gitsek hep çok boş oluyor! Sonradan bu konu üzerine düşününce anladık ki biz yanlış saatlerde gidiyoruz, sanıyoruz akşam saatlerinde daha hareketli oluyor. Dolayısıyla şöyle güzelinden bir kokteyl denemek isterseniz buraya gitmek isteyebilirsiniz, ancak mümkünse 21:00’den itibaren.

*El Paracaidista: Bu öneri de rooftop sevenler için gelsin. Sanıyoruz ki burası bir concept store (sanıyoruz çünkü dönünce anladık) ancak en üst katında oldukça tatlı, cıvıl cıvıl bir rooftop’ı mevcut. 18:00’den itibaren, hatta İspanyol yaşam biçimine uyum sağlayacak olursak mümkünse daha da geç bir saatte gidecek olursanız oldukça keyifli oluyor. Servis konusunda biraz sorunlular, ama kendi içeceğinizi kendiniz alıp hayatınıza devam edebilirsiniz.

Madrid gezisi (8)
Jigsaw, eser sahibi sen misin?

9. Alternatif sanat alanlarını keşfedin.

Eğer bir sanatseverseniz Madrid gezisi boyunca zaten dondurma reklamlarında dondurmadan bir ısırık alıp kendini kaybeden ablalara döneceğinizin garantisini verebiliriz. Üç büyükler zaten göz kaçmaz ama biz yine de yazalım; Prado Müzesi, Museo Reina Sofia ve Museo Nacional Thyssen Bornemisza Madrid’de gezebileceğiniz en baba müzeler. Öyle ki dünyanın en ünlü tablolarından biri olan ve çok yüksek ihtimalle “YA ŞU AN BUNU KENDİ GÖZLERİMLE GÖRÜYORUM” diye bağırmak isteyeceğiniz La Guernica’yı Reina Sofia’da görebiliyorsunuz, bunu da söylemeden geçemezdik. Ancak biraz daha alternatif sanat alanları keşfetmek isterseniz Madrid tabii ki bu konuda da sizi mutlu edecektir. Öyle popomu yayıp oturayım, şehirde yapacak pek bir şey kalmadı demek yok, çünkü hala yapacak çok şey var, kusura bakmayın, Madrid yan gelip yatma yeri değil. Birkaç ilginizi çekebilecek yeri şöyle bir özetlersek:

*CaixaForum: Yukarıda dikey bahçesinden söz ettiğimiz, kutsal müze üçlemesinin ardından yakınlarda olduğu için uğramak isteyebileceğiniz, son dönemlerin en popüler sanat alanı. İçerideki sergiler dönemsel olarak değişiyor, o dikey bahçeyi görmenizde ısrarcı olduğumuz için gitmişken içeride ne var ne yok bi’ bakarsınız.

Madrid gezisi (7)
La Tabacalera’yı çevreleyen duvarları şöööyle bir gezmeyi de unutmayın

*La Tabacalera: Yine yukarıda küçük çaplı bahsettiğimiz, duvarlarını mural çalışmalarının çevrelediği mekan olan La Tabacalera aslında eski bir tütün fabrikası. (adı tobacco’dan çağrışım yapmıştır belki) Bizi Instagram’dan takip edenler bilir, hani şu içi her an Jigsaw ile karşılaşıp kolumuzu bacağımızı kesmek durumunda kalacakmışız gibi görünen ama sonradan bunun bir sanat eseri olduğunu hep beraber fark ettiğimiz yer. Tabii bakmayın bu söylemlerimize, şu anda La Tabacalera hem dönemsel olarak farklı çalışmaların sergilendiği, hem workshopların gerçekleştiği, hem ilginç etkinliklere denk gelebileceğiniz bir sanat alanı. Gitmeden önce programını kontrol ederseniz ilginç performanslara da denk gelebilirsiniz.

*Museo ABC: Canımız İspanyollar bu eski fabrikaları iyi değerlendirmişler, zira “Drawing and Illustration Museum” olarak da özetleyebileceğimiz Museo ABC, aslında Madrid’de bol bol tükettiğimiz Mahou biralarının eski fabrikası-imiş. Şu anda özellikle başarılı bir dönemsel sergiye denk geldiğiniz takdirde ekstra hoşunuza gidebilir, denk gelmezseniz de şöööyle bir göz atılabilir diyoruz.

*Sorolla Museum: Eğer tanıyorsanız zaten “aa burada evi mi varmış dediniz” eğer tanımıyorsanız buyrun size yeni bir İspanyol ressam ile tanışma fırsatı. Burası Joaquin Sorolla’nın evi ve stüdyosu. Aslında Avrupa genelinde birkaç farklı evi varmış, ancak bu ev en iyi şekilde korunmuş olan ve en çok eseri kapsayanı. İlginizi çekerse uğranabilir, Pazartesi günleri kapalı olduğunu unutmayın.

2 Yorum

  • (yayınlamanız için yazmıyorum, sadece okumanız bile bana yetecektir) Gezilerinizi severek okuyorum oitheblog ama festival konusunda halkı yanlış bilgilendirdiniz biraz storylerle vs. Massive Attack kafalarına esti diye değil ses kalitesi rezalet olmakla beraber Franz Ferdinand’ın sesi kendilerininkine karışıyor diye iptal etti. Ayrıca sanırım bilmiyorsunuz ama Arctic Monkeys’in son albümünden 4 veya 5 şarkı çalındı, full yeni albüm vs diye bir durum yoktu – onun yerine sizin bilmediğiniz şarkılar çalındı herhalde. (setlist linkini şuraya bırakıyorum: https://www.setlist.fm/setlist/arctic-monkeys/2018/valdebebas-ifema-madrid-spain-23ebb0eb.html) Basın girişini de aşırı abarttınız, size (festival bileti dışında) 1 adet wifi imkanlı oda bir de sahne önüne geçme hakkından başka bir şey kazandırmadığını biliyoruz, NME filan olmadığınız sürece alex turnerla toz partileri çeviremiyorsunuz yani. Size bundan sonra Glasto filan gibi daha festival gibi festival beee dedirtecek yerlere gitmenizi sevgiyle öneriyorum, zira böyle sonradan icat edilen festivallere güven olmuyor. Sizi kızdırmak vs için yazdığımı düşünmezsiniz umarım, iyi geziler.

    • ya olur mu öyle şey niye kızalım? 🙂 festival hakkında ayrı bir yazı yazarak bunları detaylıca anlatmayı düşünüyorduk aslında, sadece araya benim aşırı uzun süren hastalığım girdi 🙂 festivalden çoğu şeyi aktaramadık, çünkü internet berbattı, o açıdan umduğumuz gibi olmadı yani. dolayısıyla bu gibi durumlardan yazıda söz etme kararı almıştık bu konuyla ilgilenenlerin okuyacağını düşünerek.

      tek şiddetle karşı çıkacağım kısım “aşırı abarttınız” cümlesi olacak galiba, zira bu durum tamamen bizim ilk “basın mensubu olarak festivale gitme” durumumuzdan ve mad cool’dan gelen maillerdeki yönlendirmelerle sonradan yaşadıklarımızın uyuşmamasından kaynaklanıyor. yani öyle hadi süsleyelim, aşırı gösterelim gibi bir niyetimiz yoktu, dolayısıyla pek dostça bir tavırmış gelmedi bizi durumu olduğundan farklı bir şey göstermeye çalışıyormuş gibi nitelendirmen. genel olarak yurtdışında gittiğimiz festivallerden daha başarılı olduğu konusunda da ısrarcıyız, ama bir glastonbury midir, onu denemeden bilemeyiz tabii. 🙂

      sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir