İTALYA

Milano Gezisi Notları: Gezilecek Yerler ve Yeme İçme Rehberi

Bu İtalya cidden acayip bir ülke ya, ben bu kadar insanı mutlu etme garantili bir ülke daha görmedim galiba, hangi şehrine giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın bir şekilde sizi mutlu etmenin bir yolunu buluyor. Eğer keyifsiz, karamsar, bedbaht bir döneminizdeyseniz falan tamamen şu an uydurduğum SEYAHAT DOKTORU titrim ile size acilinden bir İtalya gezisi reçete ediyorum….. Bakın Milano falan şart değil, herhangi bir şehri olur, yeter ki eğer mümkünse kalkın İtalya’ya gidin, şöyle bi’ sokaklarda dolaşın, bi’ yiyin için, bi aşırı doz karbonhidrat alın, %70 daha iyi hissetmezseniz ben de bi’ şey bilmiyorum… 

İtalya’nın en çok boklanan (kusura bakmayın böyle güm diye bok dedik ama) turistik şehri Milano’da geçen günlerin ardından şahlanmış duygularım ile hazır yeri gelmişken bi’ şehri de tekrar savunmak isterim. Kardeşim sizin Milano ile derdiniz nedir? Mis gibi bir şehir, güzel yemek desen var, mimari desen şaheser dolu, sanatsa sanat, medeniyetse medeniyet, alışverişse ZATEN….. Daha ne istiyorsunuz? Leonardo da Vinci’nin sevdiği şehri sevmemek size mi düştü??? Tamam tamam sakinleşiyorum. Sakinleşiyor ve sizi Milano’ya şans vermeye davet ediyorum. Çünkü işin şakası bir yana, eğer Duomo’nun etrafında yuvarlaklar çizerek pek çok turistin yaptığı gibi sürekli aynı bölge içinde dolaşmazsanız bizce burası gerçekten şöyle 3-4 günlük bir İtalya seyahati için gayet de keyif alınabilecek bir destinasyon. Hemen sizi ikna etmek için işin Milano Gezi Notları kısmına geçiş yapıyorum, yazının sonunda “demek Milano’da gezilecek yerler 2 şeyden ibaret değilmiş he” övgüsü bekliyorum…

Eğer Milano gezimizi izlemek ve neler yaptık görmek isterseniz Instagram’daki sabit storylerimize de bekliyoruz, umarım bu süper Milano gezi rehberini okumadan direkt kalkıp oraya gitmezsiniz, neyse…….

Başlamadan gelen not: Bu gezide de diğer tüm gezilerimizde olduğu gibi yurt dışında internet kullanımı için bir e-sim uygulaması olan Airalo’yu kullandık, çünkü operatörlerin internet&konuşma paketi ücretlerinden çok daha makul bir fiyata denk geliyor. Ne kadar süre ihtiyaç duyacağınıza göre istediğiniz paketi seçebiliyorsunuz, uygulamaya ve fiyatlara göz atmak için şuraya bakabilirsiniz.

Milano Gezisi Notları: Havaalanından Merkeze Ulaşım & Şehir İçinde Ulaşım

Milano’da ulaşım konusunda sıkıntı yaşama ihtimaliniz 0. En büyük avantajı yürümeye acayip elverişli, dümmdüz bir şehir olması. Özellikle iyi bir konumda konaklıyorsanız (bunu aşağıda halledeceğiz) pek çok yere kolaylıkla yürüyebilirsiniz. Elbet yürüyemeyeceğiniz kadar uzakta kalan yerler ya da yürümekten perişan olduğunuz için yürümemeyi tercih edeceğiniz anlar olacak, o zaman da kendinizi toplu taşımanın kollarına huzur içinde bırakabilirsiniz, çünkü metro ve tramvay kullanımı da son derece rahat. Rahat olmasının en büyük sebebi kredi kartınızı bir “ulaşım kartı” olarak kullanabiliyor olmanız. Tramvaya bindiğinizde de metroya bindiğinizde de kart okutma yerine kartınızı temassız olarak okuttuğunuzda iş bitiyor, yani “ay nerden bilet alıyoruz, doğru bileti mi aldık acaba” karmaşası yok, tek yapmanız gereken doğru yöne binip doğru yerde inmek, o konuda da zaten Google’dan yol tarifi almak ve o adımları/durakları takip etmek tüm sorununuzu çözüyor. Milano’da ulaşım ile ilgili biraz daha detaya girecek olursak:

-Öncelikle havaalanından şehir merkezine ulaşım konusuna girelim. Milano’da 3 havaalanı var, Malpensa, Linate ve Bergamo. Linate merkeze en yakın olan, Malpensa şehrin uluslararası ana havalimanı, Bergamo ise şehre en uzak olan (zaten Bergamo’nun resmen başka bi şehir olmasından anlayabilirsiniz) ve genellikle “low cost” havayollarının uçtuğu havalimanı. (En uzak dediğimize çok dertlenmeyin, Malpensa da neredeyse aynı uzaklıkta) Biz bu gezide Bergamo’ya uçtuk ve ilk etapta uzak olması biraz gözümüzde büyüse de aslında her şey son derece pratik ilerledi. Havaalanından çıktığınız anda karşınızda Milano’nun merkez istasyonu “Milano Centrale”ye giden 4-5 farklı otobüs firması var, onlardan size saat olarak en çok uyanı seçip şak diye merkeze ulaşabiliyorsunuz, üstünde Centrale yazmasına dikkat etmeniz yeterli. Bilet ücreti tüm firmalarda aynıydı (12 Euro) ve yolculuk 45-50 dakika civarı bir şey sürdü. Dönüş aşaması için de Milano Centrale’ye gidip indiğiniz nokta yakınlarında kalkan otobüslerden saat olarak size uyana binebilirsiniz, dönüş ücreti de aynı. Eğer Malpensa’ya inecek olursanız da şehir merkezine ulaşmak için çoğunlukla Malpensa Express ya da alternatif olarak otobüs kullanılıyor, yolculuk da yine 1 saate yakın. Sanıyorum Türkiye’den Linate’ye en azından şu an için herhangi bir direkt uçuş yok, o yüzden o konuya girmiyoruz.

Milano’da şehir içinde ulaşım için ise biz yukarıda bahsettiğimiz gibi kredi kartı okutup geçmenin huzuruna varınca öyle ulaşım kartı falan almadık. Eğer toplu taşımayı çok sık kullanacağınızı düşünüyorsanız 24 saatlik (7,60 Euro), 3 günlük (15,50 Euro) ya da 10’lü bilet paketi gibi alternatifler de var ama eğer genel olarak şehirleri yürüyerek gezmeyi seviyorsanız bizce o kadar da fazla toplu taşıma ihtiyacı duymayacak olabilirsiniz, yani en azından biz maksimum 4-5 kere falan kullandık herhalde. Fakat daha sık kullanacağınızı düşünüyorsanız ATM Milano Official App’i kullanarak (telefon uygulaması yani) ya da metro istasyonlarındaki makinelerden edinebilirsiniz.

-Metroya hem girişte, hem de çıkışta kartınızı/biletinizi okutmanız gerekiyor, aklınızda bulunsun. Bu durum tramvay için geçerli değil, o sadece binince okutmalı.

-Yine şehir içinde ulaşım için Uber, FreeNow gibi uygulamaları da kullanabilirsiniz, taksi kullanmak isterseniz yoldan taksi çevirmek Milano’da pek de yaygın bir şey değil, durmazlarsa şok olup kişisel almayın…

-Toplu taşıma araçlarında, metro istasyonlarında vs çantanıza, telefonunuza çok dikkat edin, hırsızlık/yankesicilik yaygın, korkutmak istemiyoruz ama hafif bi’ korksanız da iyi olur gibi, en azından biraz uyanık olacak kadar….. Özellikle Milano Centrale civarı insan profili olarak pek şahane değil, oralardayken ekstra dikkatli olmakta ve mümkünse gece geç saatlerde bu civarda “turist turist” takılmamakta fayda var.

Milano Gezisi Notları: Milano’da Nerede Kalınır?

Bu Milano gezisi için seçtiğimiz evden çok memnun kaldık, hem görsel olarak, hem temizlik açısından gayet iyiydi, hatta böyle Milano’daki klasik apartmanlarda olduğu gibi kendi avlusu olması (şu yukarıda gördüğünüz görsel oradan hatta) falan çok hoş hissettirdi, dolayısıyla kesinlikle önerimizdir. Son derece lokal ama turistik bölgelere de yürüyerek yakın olması metro ve tramvaya olan yakınlığıyla da birleşince bayağı avantajlı oldu, şayet bu evde yer bulamazsanız da şu bölgede bir şeyler bakarsanız aynı avantajlardan faydalanabilirsiniz, direkt o bölgede booking araması yapabileceğiniz şekilde linkledik, bütçenize ve zevkinize uyanı seçersiniz. 

Lokal olması benim umrumda değil, ben direkt en turistik bölgede kalmak istiyorum diyorsanız şu bölgeye, görsel olarak daha çekici, şık bir bölgede kalmak istiyorsanız da şu tarafta kalan otellere/evlere bakabilirsiniz. Bizce merkezi olur diye düşünerek Centrale taraflarına yönelmeyin, dediğimiz gibi orada inceden bi’ güvenlik problemi söz konusu, risk almaya gerek yok.

Milano Gezisi Notları: Bu Gezide Neler Yaptık?

Bu bizim Milano’ya ikinci gidişimizdi, ama üstünden uzun zaman geçtiği için turistik noktalara da tekrar gittik, onun üstüne alternatifler de ekledik. Milano turistik yükü Roma vb şehirler kadar fazla olan bir şehir olmadığı için şehrin tadını çıkarmaya, aylaklık etmeye, alışveriş yapmaya, doyasıya yiyip içmeye “bi yerlerde bir şey mi kaçırıyorum” paniği yaşatmadan olanak tanıyan bir şehir ve biz böyle şehirlerde vakit geçirmeyi sevdiğimiz için de bu Milano gezisi bize ekstra keyif vermiş olabilir. Bizimle benzer bir tempoda vakit geçirmek istiyorsanız böyle bir Milano gezisi için 3-4 gün ayırmak bizce gayet iyi bir fikir, hatta 3 gün şehri gezip 1 gün de günübirlik başka bir yere geçilebilir, o konuya aşağıda gireceğiz, şimdi Milano’da gezilecek yerler ile devam edelim.

-“Şehrin 2 tane gezilecek yeri var” esprisinin muhatapı ikili ile başlayalım. Bir Milano gezisi için olmazsa olmaz o 2 yerden birincisi tabii ki Duomo. Tartışmasız bir şekilde hayatımızda gördüğümüz en güzel dini yapılardan biri olan bu devasa ve heybetli katedral size tam bir “işte geldim Milano’dayım be!” anı yaşatacak ve Milano gezisi başlangıcını yapmak için bizce en iyi nokta burası. En kalabalık yeri baştan aradan çıkarmak iyi oluyor, bizden söylemesi… Bu arada Duomo’nun içini gezmek istiyorsanız ücretli olduğunu ve eğer kararlıysanız özellikle turistik bir dönemde gidiyorsanız online bilet almanın iyi bir fikir olduğunu da hatırlatalım. Biletlerin çeşitli versiyonları var, tepelere çıkmak istiyorsanız falan ona göre olanı almaya dikkat edin.

-“Milano’daki gezilecek 2 yerden bir diğeri” esprisinin ikinci muhatabı, Duomo’nun hemen yanında yine mükemmel mimarisi ile zaten mutlaka ilginizi çekecek olan diğer yer ise Galleria Vittorio Emanuele II, İtalya’nın en eski alışveriş merkezi. Bunlar ciddi ciddi Milano’da gezilecek yer diye alışveriş merkezi mi öneriyorlar demeden önce sizi durduralım, bu o bildiğiniz alışveriş merkezlerinden değil, içinde 120 tane fotoğraf çekerken görürüz sizi… Mümkünse hem gündüz hem de gece görmenizi önereceğimiz bu yer çeşitli lüks markalar ve kafelerle dolu, ayrıca Milano’nun aperitivo kültürünün en turistik temsilcisi Camparino ve şehrin en eski pastanelerinden Marchesi 1824’ün bir şubesi de burada yer alıyor. Yeme içme işlerine aşağıda gireceğimiz için burada uzatmıyorum.

-Yukarıda söz ettiğimiz yerlerin civarındayken aynı zamanda dünyanın en ünlü opera salonlarından bir olan La Scala’nın da yakınında olacaksanız, hazır oralardayken en azından dışarıdan şöyle bi’ görmek isteyebilirsiniz. Eğer içini görmek isterseniz bununun için ya bir tura katılmanız ya da içeride bir gösteri izleyecek olmanız gerekiyor. Biletler genellikle aylar önceden tükendiği için bu kararı önceden vermek daha iyi olabilir. Hoş bir detayı da paylaşmadan geçmeyelim, Türk opera sanatçısı Leyla Gencer La Scala’nın en uzun süre sahne alan baş sopranolarından biriydi ve “La Diva Turca” olarak biliniyordu.

-EYY Milano’daki gezilecek yerleri beğenmeyenler… Pardon ama Leonardo da Vinci’nin Son Akşam Yemeği’ni kendi gözlerinizle görebileceğiniz bir şehre burun kıvırırken aklınızdan tam olarak ne geçiyor? Çoğumuzun (biz de görene kadar bilmiyorduk doğrusu) zannettiğinin aksine Son Akşam Yemeği bir tablo değil kocaman bir duvar resmi ve Milano’daki Santa Maria Delle Grazie kilisesinin yemekhane bölümünde yer alıyor. Da Vinci bu eseri yaratırken deneysel bir teknik kullanıyor ancak bu teknik başarılı olmadığı için resim daha Da Vinci hayattayken solmaya ve dökülmeye başlıyor, bunun üstüne zamanla oluşan yıpranmalar da eklendiği için eseri muhafaza etmek için büyük bir gayret veriliyor ve günümüzde de bulunduğu yer özel koşullarda tutuluyor. Bu durum sizi de ilgilendiriyor çünkü içeri alınan ziyaretçi sayısında da kısıtlamalar var ve biletinizi gerçekten aylar, bakın AYLAR öncesinden şuradan almanız gerekiyor. Eğer bilet bulamazsanız siteyi sık sık kontrol edip yer açılıyor mu diye bakabilir, sabah saatlerinde gelmeyen birinin yerine girmek için şansınızı deneyebilir ya da en garantisi şuradaki turlardan birinden bilet alarak bu dünyaca ünlü eseri görmeyi başarabilirsiniz, bilet bulamayanlar için bu konunun çözüm getiren bug’ı budur.

-İtiraf ediyoruz, normal koşullarda biz bi’ şehir için “şu kaleyi gezin süper bi kale” önerisi aldık mı oradan sessizce uzarız. Nedense kale gezmek pek ilgimizi çeken bir şey değil ve son yıllarda bir yer sırf o şehrin turistik noktaları listesine dahil diye kişisel olarak merak etmediğimiz halde o yerlere zorla gitmeyi birkaç sene önce bıraktık. (yaşlanmanın faydaları) Ancak Castello Sforzesco kesinlikle o yerlerden biri değilmiş, bu ne muhteşem bir yapıdır böyle?? İçini ziyaret edecek olursanız yıllarca Sforza ailesinin hizmetinde çalışan Da Vinci’nin izlerini ve Michelangelo’nun ölmeden önce üzerinde çalıştığı ve bitiremediği son eserini de görebileceğiniz bu kalenin avlularını, dış mekanlarını gezmek ücretsiz. İçine girmek niyetinde değilseniz bile bizce dış mekanlarını mutlaka görmelisiniz, etkilendik!

-Eğer Castello Sforzesco’ya kadar ulaştıysanız devasa bir şehir parkı olan Parco Sempione’nin bir ucundasınız demektir, uzaklaşmayın burada işlerimiz var. İşler derken, siz de bizim gibi “bizim niye böyle vakit geçirebildiğimiz parkımız yok” kudurmasını yaşayın istiyoruz, biraz duygu paylaşımı olur, bağ kurarız… Eğer güzel bir havaya denk geldiyseniz çimlerde bir şeyler yemeli içmeli, Milano halkıyla birlikte şehrin tadını çıkarmalı bir mola verebilir ya da parkın diğer ucundaki Arco della Pace’ye doğru geze geze ilerleyebilirsiniz. İçinde Museo del Design’ı da barındıran Triennale di Milano’da ne var ne yok orayı da şöyle bir dolaşmanızı öneririz, bizce ilginizi çeken bir sergiye denk gelirseniz keyif alırsınız. Özellikle tasarıma ilginiz varsa Museo del Design’ın kalıcı koleksiyonu zaten hoşunuza gidebilir, İtalyan tasarımının altın çağından örnekler görmek (bu bir Vespa da olabilir, bir Bialetti moka pot da), hoş bir deneyim olabiliyor.

-Şehrin en fotojenik bölgelerinden biri olan Brera’yı dolaşmak için Via Fiori Chiari ve Via Madonnina sokaklarını baz alabilirsiniz, bunlar en ana sokaklar gibi düşünün ve civarında hoşunuza giden yerlere kafanıza göre girip çıkarak bölgeyi keşfetmek hoş bir aktivite. Hazır bu bölgedeyken şehrin en ünlü sanat müzelerinden Pinocateca di Brera’yı ve çoğu kişinin gözden kaçırdığı müzenin arkasındaki minik botanik bahçesi Orta Botanica ve Biblioteca Braidense’yi (çok güzel bir kütüphane) de görmeyi ihmal etmeyin.

-Hazır müzelerden konu açmışken her biri için “öncesinde mutlaka ilginizi çeken bir şey var mı kontrol edin, programına bakmayı ihmal etmeyin” uyarısında bulunacağımız Fondazione Prada (müzenin kafesi Bar Luce Wes Anderson tarafından tasarlandı, gözden kaçmasın), Pirelli Hangarbicocca (ücretsiz), MUDEC, Nilufar Depot’yu da Milano gezisi programınıza katabilirsiniz. Tekrar söylüyoruz, şak diye gitmeyin, programlarına bakın, ziyaretlerinizden memnun ayrılıp ayrılmayacağınız tamamen buraların kişisel olarak ilginizi çekip çekmediğine bağlı çünkü.

-Gelmiş geçmiş en klişe ve her ülkenin içinden kanal geçen her noktası için kullanılan cümle ile “Milano’nun Venedik’i” olarak bilinen Navigli bölgesi de şehrin turistik noktalarından biri. Bu sefer nedense bi’ türlü çok da hoşumuza gitmeyen bölgeyi görmeyin desek de abartı olacağı için en azından şöyle bi’ turlayın diyeceğiz…. Bölgenin en geniş ve turistik kanalı olan Naviglio Grande civarını baz alarak bir seviye daha sakin olan Naviglio Pavese’yi görebilir, buralar hoşunuza giderse bir “aperitivo saati” hakkınızı buradaki mekanlardan birinde kullanabilirsiniz. Eğer ilginizi çekiyorsa ve Milano gezisi tarihiniz ayın son Pazar gününe denk düşüyorsa Mercatone dell’Antiquariato adlı antika pazarını da dolaşabilirsiniz.

-Milano’da gezilecek yerler genellikle biraz daha “geleneksel” görüntüde olsa da bunun dışına çıkabileceğiniz ve ilginizi çekebilecek yerler de var; mesela Bosco Verticale. Türkçesi ile “Dikey Orman” benzeri bir şey olarak adlandırabileceğimiz bu yer üstünde yüzlerce bitki&ağaç bulunan bir bina ve şehrin daha yeni/modern bölgesi Porta Nuova’da yer alıyor. Eğer merak ederseniz bitkilerle dairelerin içinde oturanlar değil “uçan bahçıvanlar” (Marvel bu süper kahraman adı önerimi değerlendirecektir diye umuyorum) ilgileniyormuş, ultra zengin Milanolular adına dertlenmenize gerek yok yani çok stres yapmayın… Bir diğer aşırı işe yaramaz bilgi de tarihteki ilk influencerlardan Chiara Ferragni’nin burada yaşadığı iddiasıydı, vaktimi bu önemli araştırmaya ayırdım, yaşamıyormuş, çok yakınında yaşıyormuş ama, Pulitzer’imi eve kargolarsınız, rica ederim…

-Milano’da bir “Chinatown” yani Çin Mahallesi olduğunu biliyor muydunuz? Biz de bilmiyorduk. Üstelik tarihi 1920’lere kadar dayanıyor, yani Avrupa’daki en eski Çin mahallelerinden biri. Gidince yapacak çok şey var mı derseniz maalesef cevabımız hayır, ama civardaysanız Çin mutfağını deneyimlemek, Asya marketlerine bi’ göz atmak, atmosfer nasılmış şöyle bir dolanmak için uğranabilir. Bakın civardaysanız diyoruz, lütfen beklentiyi yükseltmeyin. Eğer ilginizi çektiyse buranın ana caddesi olan Via Paolo Sarpi’yi baz alabilirsiniz. Ravioleria Sarpi’de yol üstü birkaç dumpling götürmek popüler bir aktivite, o da aklınızda bulunsun.

-Duomo’yu gezmek yetmediyse ilginizi çekebilecek 2 dini yapıdan da bahsetmek isteriz, bizce ikisini de görmek isteyeceksiniz. Bunlardan biri “Milano’nun Sistine Şapeli” olarak bilinen Chiesa di San Maurizio al Monastero Maggiore. Tabii ki onun kadar iddialı değil ancak yine de dışarıdan bakınca yüksek ihtimalle “herhangi bir kilise işte” diye düşüneceğiniz yapının içinde bu manzara ile karşılaşmak etkileyici. Bir diğeri ise sizi ürkmek ile “neden böyle bir yer var” düşünceleri arasında bir yerde gezdirecek San Bernardino alle Ossa. İnsan kemik ve kafataslarından oluşan bu “abi ben neye bakıyorum şu anda kilisesi” neden varmış onu da bi’ araştırdım, geçmişte bu kilise yakınlarındaki hastanenin mezarlığı dolunca ölenlerin kemikleri bu göreceğiniz odaya taşınmış, uzun yıllar sonra ise barok sanat anlayışıyla duvarlara dizilmiş. Memento mori diyorlar galiba, mesaj alınmıştır….. Her iki kiliseye girmek de ücretsiz bu arada.

-Milano’da aylak aylak yürürken aniden bi bahçenin içinde bi sürü flamingo gördüğümüzü söylesek size ateşli bir hastalık geçirirken gördüğümüz bir rüyayı anlatmaya başladığımızı mı düşünürsünüz? İnanmıyorsanız gidin kendiniz bakın?? Villa Invernizzi’nin bahçesinde bir sürü flamingo yaşıyor, yiyor, içiyor, takılıyor, günlerini gün ediyorlar, çok ciddiyiz… Özel mülk olduğu için içeri girmeniz mümkün değil, ancak dışarıdan bakmak da zaten yeterli. Nasıl ve neden uçup gitmedikleri ise bir sır perdesi, sanırım düzenli olarak beslendikleri ve güvende oldukları için? (Kabul ediyorum google’a flamingolar uçuyor mu yazdık, uçuyorlarmış, bilmemek değil öğrenmemek ayıp)

-Peki bu sefer de Milano’da aylak aylak yürürken aniden DEV BİR ORTA PARMAK HEYKELİ GÖRDÜK desek bu sefer tamam abi biz bunları akıl hastanesinde yetkili birilerine teslim edelim, bunlar yakında Cihangir meydanda nah heykeli olduğunu da iddia eder der misiniz? Demeyin, vallahi gördük… Maurizio Cattalan tarafından yapılmış L.O.V.E. adlı bu orta parmak heykeli Milano Borsa Binası’nın tam önünden size bakıyor. Tabii hal böyle olunca insan “bu eserin nasıl bir açıklaması var” diye düşünüyor o da şöyleymiş: Arkada göreceğiniz borsa binası Mussolini döneminde “faşist mimari” ile yapılmış bir bina. Sanatçı faşist selamı veren bir elin parmaklarının diğerlerini keserek sadece orta parmağı bırakmış. L.O.V.E’ın açılımı ise Libertà (Özgürlük), Odio (Nefret), Vendetta (İntikam), Eternità (Sonsuzluk). Şimdi daha etkileyici oldu di mi.

-İlla bi yeri bi başka yere benzetmezsek öleceğiz hastalığına yakalanmış insanlığın bir başka benzetmesine geldik, “Milano’nun Burano’su”nda, Via Lincoln’deyiz. Gerçekten de diğer İtalya şehirlerine kıyasla biraz daha gri sayılabilecek Milano için beklentilerin üstünde renklilikte, çok güzel, estetik bir sokak, insana hemen “burada yaşasam hangi evi isterdim” hayalleri kurdurtuyor. Aslında 1870’li yıllarda bölgede çalışan işçilerin yaşaması için küçük ve uygun fiyatlı bir proje olarak yapılmış, ancak günümüzde daha “lüks” bir hissi vardı, tabii içlerinde kimler yaşıyor bilemiyoruz. Civardaysanız bu sokaktan geçmek hoş olabilir, gerçekten güzel ve Milano genelinden farklı hissettiren bir görüntüsü var. 

-İçine girip gezebileceğini bir ev-müze olan Villa Necchi Campiglio (aynı zamanda Milano’daki ilk özel bir mülke yapılmış yüzme havuzu burada) ve dışını tamamen kaplayan sarmaşıklar ile mükemmel görünen Villa Mozart (içine giremiyoruz, yalnızca dışarıdan) aynı sokak üzerindeler, iki yeri bir arada görebilirsiniz.  

Casa Campanini’nin kapısındaki devasa ve ihtişamlı kadın heykellerini eğer yakınlardaysanız mutlaka görmelisiniz, tam bir “bu İtalyanlar da bu işi yapıyolar be kardeşim” anı yaşatıyor. Özel mülk olduğu için içeri girmeniz mümkün değil ama avlusuna bi kafa da uzatabilirsiniz. Genel olarak Milano’da bol bol avlulu apartman olduğu için zaten şehir genelinde yürürken bu kafa uzatma işini bir alışlanlık haline getirebilirsiniz, tabii yaşayanları rahatsız etmeden, sonra arkamızdan konuşmasınlar…

-Mezarlık dolaşma fikrinin düşündüğünüz kadar tuhaf olmadığını doğrulamak için bir açık hava heykel müzesi tadında denilebilecek Cimitero Monumentale’yi dolaşabilirsiniz.

Milano Gezisi Notları: Milano’dan Günübirlik Gidilebilecek Yerler

Bir Milano gezisinin en büyük avantajlarından biri de civarda günübirlik olarak gidebileceğiniz bir sürü yer olması, yani Milano gezisi diye çıktığınız bu yolculukta isterseniz başka şehir, isterseniz abartıp başka bir ülke daha bile görüp dönebilirsiniz. Hatta biraz fazla seçenek olduğu için olay aralarından hangisini seçeceğiniz paniğine bile dönüşebilir, biz size bazı seçeneklerinizden bahsedelim, karar sizin.

-Como Gölü ve Civarı: George Clooney’i buranın belediye başkanı zannetmeye çok yakın olduğumuz Como Gölü ve civarı ünlülerin tercihi olması dışında Milano’da günübirlik yapılan geziler arasında 1 numara da olabilir. Rehberimiz şurada, eğer gidecek olursanız döneme göre çılgın tren kalabalıklarıyla karşılaşma ihtimalinizin yüksek olduğunu hatırlatalım, gülü seven Como’ya metrobüste gibi gitmeye de katlanır mıymış onu siz söyleyin. Yok kardeşim ben plan programla uğraşmak istemiyorum derseniz direkt sizi götürüp getirecek bir tura katılabilirsiniz, bunun günübirlik İsviçre gezisi ile birleşik versiyonları da var, tekne turları da var (ki Como için olmazsa olmaz denilebilir) puanı yüksek olan turlardan aklınıza yatanı bütçenize göre seçip hiçbir şeyle uğraşmadan gezebilirsiniz.

-Bergamo: Her zaman bir “geçiş şehri” muamelesi yaptığımız Bergamo’yu özellikle Milano’ya Bergamo Havaalanı aracılığıyla gidiyor ya da oradan dönüyorsanız tercih edebilirsiniz, zaten oraya ayak basmışken bir İtalyan şehrini daha görmek gayet mantıklı bir fikir.

-Verona: Romeo ve Juliet’in şehri olması sebebiyle adını mutlaka duyduğunuz Verona’yı biz de Milano’dan geçip görmüştük, bizce 1 günde turistik anlamda bayağı bi’ kısmı görülebilir, rehberimiz şurada. Yine kendiniz organizasyona girmeden götürülmek isteyen bir hizmet bağımlısıysanız sizi anlıyoruz, şuradakiler gibi turlara katılabilirsiniz, sadece Verona değil başka yerleri de plan program yapmadan görmenizi sağlayabilir.

-Bologna: Trenle 1 saat uzaklıkta, bizim son derece keyif aldığımız bir şehir, direkt Bologna Gezi Rehberimizi buraya bırakalım, orada yeterince bilgi mevcut, isterseniz Instagram profilimizde Bolonya storylerimizi de izleyebilirsiniz hatta, orada da bol bol bilgi var. Burda Milano’da başlayıp Modena ve Parma’dan devam ederek Bologna’da biten bir gezi planı devreye girebilir bu arada, özellikle gastronomi odaklı bir gezi için, ama günübirlik değil çok şehir içeren bir rota planı daha iyi olur, yeterince vaktiniz varsa bi’ üstüne düşünülebilir.

-Lugano: Günübirlik başka bir ülkeye geçebilirsiniz derken ciddiydik, 1 günlüğüne İsviçre havası alıp gelmek güzel bir fikir. Como ve Lugano’yu birleştirmek de mümkün, bunu kendiniz de planlayabilirsiniz, şuradaki yüksek puanlı günübirlik turlardan birine de katılabilirsiniz, yine karar sizin.

Söz konusu İtalya olunca bu listenin uzayıp gitmesi gayet kolay olduğu için daha fazla alternatif gidilecek yer önermeyi bırakıyorum, Milano gezisi diye girdik İtalya şehirleri sıralı tam listeye döndü??

Milano Gezisi Notları: Yeme İçme Önerileri

*İtalya’nın her şeyine bayılıyoruz da kahve kültürüne bir türlü pek bayılamıyoruz, genelde kahveleri bize aşırı kavrulmuş geliyor. Bu konuda acayip de gelenekçi oldukları için istisnai yerler hariç İtalya’da kahve konusunda genelde “idare ediyoruz“. Milano yeni nesil kahveciler konusunda İtalya’nın diğer şehirlerine kıyasla daha açık görüşlü olsa da burda da yüzde yüz aradığımızı bulduğumuzu söyleyemeyiz, galiba bu konuda en iyi anlaştığımız şehirler her zaman İskandinav şehirleri olacak, neyse… Milano gezisi boyunca içtiğimiz en iyi kahveleri Orsonera ve La Bruma’da içtik. Ditta Artigniale, Cafezal, Bugan Coffee Lab ve Signor Lievito da yine kahve için tercih edebileceğiniz yerler, hiçbirine bayıldık diyemeyiz ama gidilmeyecek bir durum da yok gibi diyelim.

*Kahveden konu açmışken normal koşullarda herhangi bir gezide özellikle gidin demeyeceğimiz bir yerden de bahsedelim, Starbucks’tan? Gayet ciddiyiz, size bi’ Starbucks şubesini gidip görmenizi önereceğiz, çünkü burası İtalya. 2018 yılına kadar İtalya’da tek bir Starbucks şubesi yoktu, ta ki Starbucks Reserve Milano açılana kadar. İtalyanların kahve milliyetçiliği sebebiyle biz buraya şube açacaksak böyle bir şey açalım bari demiş olmalılar ki hayatımızda gördüğümüz en ihtişamlı, en devasa, en ABİ BURDA NELER OLUYOR dedirten şubeyi açmışlar. Binası ayrı, içinde bar/içki ve farklı demleme teknikleri ile yapılan Starbucks’ta daha önce hiç görmediğiniz şeyler olması ayrı mesele. Bir şey içmeyecekseniz bile bizce ilginç bir deneyim olduğu için gidip görmelisiniz.

 *Kahvaltı için tartışmasız favorimiz Nowhere oldu. Yediklerimize bayıldık (instagram profilimizdeki storylerde neler yediğimizi isimleriyle detaylı paylaştık, kesinlikle bakmanızı öneririz) ayrıca kahve konusunda da başarılılardı. Bunun dışında Pan (belli bir saate kadar sadece fırın ürünleri var ona göre) ve aynı zamanda bir çiçekçi olan Atelier Prato da kesinlikle gayet iyi seçenekler. Daha geleneksel yerlere gitmek isterseniz Milano’nun en eski pastanelerinden Marchesi 1824 (orijinal şube Santa Maria alla Porta’da, sabah hızlı hızlı kahvesini içen İtalyanları gözlemlemek için de keyifli) ya da Pasticceria Sissi’ye şans verebilirsiniz, birini seçecekseniz direkt Marchesi. Geleneksel yerler genellikle tatlı ağırlıklı bu arada, İtalyanlar kahvaltı işini bizim kadar sallamıyor ve genelde kahve&tatlı bir hamur işi şeklinde geçiştiriyorlar.

*Yediğimiz en iyi gelato’yu (İtalyan dondurması diye özetleyelim, klasik dondurmadan daha yoğun kıvamlı ve bizce kesinlikle ÇOK daha lezzetli) Ciacco’da yedik, mutlaka şans verin. Artico Gelateria’ya da şans verilebilir, ama diğeri kadar efsane olmadığı kesin. Il Massimo del Gelato ise gelatoya doyamayanlar için bir başka seçenek.

*Yüzde yüz gitmeniz gereken bir sandviççi: Bar Quadranno. İstediğiniz peynir ve şarküteri ürünleri ile sandviçinizi yaptırın ve bu anın tadını çıkarın. Mesela mortadella ve mozarellalı ya da prosciutto, Brie peyniri ve mayonezli… İnanın yazarken bile kendimden geçtim, yaşasın kaliteli malzeme ile yapılan basit yiyecekler.

*Tüm gezi boyunca en memnun olduğumuz restoran kesinlikle Osteria Serafina’ydı, özellikle şehre özgü Risotto alla Milanese’yi kesinlikle burada denemeniz gerekiyor, bizim için şehirde bu yemeği en iyi yapan yerlerden bir diğeri olan Ratana’nın da üstünde bir seviyedeydi. Çok seveceğimizi zannederek gidip en az etkilendiğimiz yer Rost oldu, bunun yerine keşke Trippa’da yer bulabilseydik, ancak orada olduğumuz her gün doluydu, umuyoruz ki siz bulursunuz. (Menüye bakmayı ihmal etmeyin, biraz fazla sakatat içeriyor olabilir) Japon mutfağını çok sevdiğimiz için bir akşam yemeği hakkımızı Bentoteca’dan yana kullandık ancak kötü olmasa da Milano’daki sınırlı sürenizi buraya ayıracak kadar iyi olduğunu düşünmüyoruz. Rovello 18’de ise yine pek çok güzel şey yedik, ancak yine de son ziyaretimizden tek bir favori seçecek olursak bu Osteria Serafina olurdu.

*Eğer Milano’nun klasik ve sevilen restoranlarından denemek isterseniz Langosteria, Giacomo ve Paper Moon Giardino seçeneklerinden birine bakabilirsiniz, bunlar bütçe olarak daha yüksek seçenekler bu arada, gitmeden menülerine göz atarak karar vermekte fayda var.

*Eğer daha rahat bir gece geçirmek isterseniz 4 farklı mutfağın bir arada olduğu, istediğiniz yerden istediğinizi alıp masanıza oturup şarabınızı/biranızı içebileceğiniz konsept olarak da hoşumuza giden Sidewalk Kitchens hoşunuza gidebilir. Mesela biz burayı bi’ yerde yeterince karnımız doymayınca ikinci akşam yemeğimizi yemek için değerlendirdik lol

*Aperitivo için (en özet haliyle İtalyanların, akşam yemeği öncesi bir şeyler atıştırma&içme ritüeli) en klasik yerlerden bir Bar Basso, lokallerin çok ilgi gösterdiği bir yer, yer bulmak zor, ancak bulunca ortam olarak keyifli. Bunun dışında Bar Nico, Nombra de Vin, Cantina Isola, Ugo, Mom Cafe, Moebius, San Milano aperitivo ya da akşam bi’ şeyler içmek için gidebileceğiniz bazı yerler. 

*İtalya gibi bir yerdeyken bile maalesef büyük sevdalısı olduğumuz için utanmadan bir bilgi vereceğiz; maalesef bu şehirde Five Guys var. Geçmiş olsun…

*İlginizi çekerse Fondazione Prada’nın içinde Wes Anderson’ın tasarladığı ve gerçekten de son derece o tasarlamış gibi görünen Bar Luce var, oraya kadar gidecek olursanız belki uğrarsınız.

*Sevildiğine inanamadığımız ve bi’ eriyen peynir gördük diye hemen ikna olup “ya belki fena değildir” diye kandığımız gerçekten de çok çok kötü bir pizzacı olan Spontini’ye lütfen gitmeyin. Bakın sizin için Oitheblog bu oyuna nasıl gelmiş demenizi ve rezil olmayı göze alarak gittiğimizi itiraf ettik, lütfen gitmeyin… İlla pizza istiyorsanız Duomo yakınlarında Piz (inanılmaz değil ama kötü de değil) ya da artık şehrin klasiklerinden sayılabilecek Dry tercih edilebilir.

Milano Gezisi Notları: Milano’da Alışveriş

Milano’da alışveriş yapmayacaksanız da nerede yapacaksınız? Moda denince akla gelen ilk şehir olabileceği için şehirdeyken bütün markaların “e bi Milano şubemiz de olmasın mı ya” yarışına girdiğini fark ediyorsunuz. E tabii bu durum birçok ünlü tasarımcının zaten İtalyan olmasıyla ve İtalyanların üst seviye estetik anlayışıyla da birleşince ortaya sonsuz alışveriş seçeneği çıkıyor. Bu alışveriş işi kişisel zevklere ve ayrılmak istenen bütçeye göre değiştiği için size onlarca marka ya da zaten tabii ki Milano’da şubesi olacağı aşikar olan designer markalar önermeyeceğiz, şööyle bi’ aklımıza gelenlerin ufak özetini yapalım dedik.

*Öncelikle ikinci el/vintage alışveriş ile ilgiliyseniz bunun için mükemmel bir şehirdesiniz, çünkü özellikle ünlü markaların Vintage ürünlerine erişim diğer pek çok şehre kıyasla tabii ki çok daha fazla. Eğer konuya ilginiz varsa eminiz zaten bir sürü dükkan tespitinde bulunursunuz, ilk kez bu işlere girişecekseniz Bivio’ya bi’ şans vererek başlangıç yapabilirsiniz. Eğer buradaki ürünleri kurcalamak, incelemek size keyif veriyorsa o zaman bu hobi de hoşunuza gidecek olabilir, ona göre ekstra yer araştırmasına girişirsiniz. 

*Eğer concept store tarzı birçok markanın bir arada olduğu mağazalardan hoşlanıyorsanız 10 Corso Como ve End. Hoşunuza gidebilecek iki seçenek.

*Milano’da şubesini bulabileceğiniz ve en azından şimdilik Türkiye’de bir şubesi olmayan bazı ilgimizi çeken mağazaları da şöyle bi’ özet geçelim: Uniqlo (burası Türkiye gibiydi zaten, abartısız %70 falan Türktü), Arket, Muji, Brandy Melville, & Other Stories, Polene ve Urban Outfitters. 

*Eve götürmelik market alışverişi hevesiniz varsa Esselunga, Carrefour, PAM gibi marketlere bakabilirsiniz, zaten mutlaka denk gelirsiniz. İlginizi çekiyorsa Eataly de var bu arada, orası da bi kurcalanabilir.

Milano Gezisi Notları: Birtakım İpuçları

-Şehirde kişi başı kuver ücreti alınması çok yaygın, yani kazıklanmıyorsunuz, bir yerde oturup yiyip içiyorsanız bunu genellikle alıyorlar. Hızlıdan bir şeyler atıştıracaksanız bu işi barda ayaküstü yapmayı tercih edebilirsiniz, o zaman böyle bir ücret yansımıyor.

-Daha geleneksel bir yerde kahve içecekseniz aman “latte” sipariş vermeyin, çünkü latte isterseniz sadece SÜT veriyorlar, evet dümdüz süt. Yok efendim öğleden sonra cappucino isterseniz size bıçak çekerler, 10 kişi birleşip sizi döverler ve haberlere çıkarsınız gibi söylemlere takılmayın ama, turistlere alışkın bir şehir, içten içe yargılıyorlarsa da sorun çıkarmıyorlar, internet abartması yani…

-Pek çok restoran 15:00-19:00 ya da benzer saatlerde kapatabiliyor, o yüzden bir mekana kafanıza göre yola çıkmadan önce saatleri kontrol etmekte fayda var. Bu arada akşam yemeğini de bizden birazcık daha geç yiyorlar, mesela rezervasyonlarınızı 20:00 ve sonrasına yapabilirsiniz, mutfak kapanır paniğine gerek yok, günden daha fazla faydalanmanıza olanak tanıyabilir.

Milano pek çok fuar ve etkinliğin gerçekleştiği bir şehir, o yüzden gideceğiniz zaman otel falan bakarken ücretlerde bi anormallik görüyorsanız öyle bir döneme denk gelme ihtimalinizden şüphelenebilirsiniz, Milano gezisi planı yapmadan önce şehirde bi’ şeyler oluyor mu bi kontrol etmekte fayda var.

-Son bir kez hatırlatalım, Milano gezisi boyunca tabii ki genel olarak güvende hissedebilirsiniz ama özellikle Centrale tarafında ya da Duomo gibi çok turistik noktalarda çantanıza, eşyalarınıza dikkat edin.

Published by
oitheblog

Recent Posts

Brighton Gezi Rehberi: Gezilecek Yerler & Birtakım Öneriler

Bizi şaşırtan, beklentilerimizi alt üst eden, kibarlığı bir kenara bırakacak olursak “lan bu şehir böyle…

7 ay önce

Londra Gezisi Notları: Gezilecek Yerler & Birtakım Öneriler

Bu sene toplamda neredeyse koca bir ayı Londra’da geçirmiş olmamızın ardından lafı hiç dolandırmadan vardığımız…

8 ay önce

Berlin Gezi Notları: Aramızda Bir Gerginlik Mi Var?

Bilmemkaçıncı Berlin gezi notlarımıza beklenmedik bir giriş ile başlıyorum, çünkü bu seferki Berlin seyahatimiz biraz……

9 ay önce

Kopenhag Gezisi Notları: Bir Yaz Gezisi Rüyası

Demek ki neymiş, bir şehre hangi mevsimde gittiğimizin gerçekten çok ama ÇOK büyük bir önemi…

10 ay önce

Seyahat Sürecinizi Kolaylaştıracak Birtakım İpuçları

Yıllardır bu kadar seyahat etmemizin, hatta seyahat etmeyi bir meslek haline getirmemizin ardından elbette bizim…

12 ay önce

Londra Gezi Rehberi: Şehir Hayatının Zirve Noktası

Londra Gezi Rehberi için girişe tek bir cümle yazacak olsam o cümle şu olurdu: Londra…

1 sene önce