Sicilya gezisi boyunca duygu durumumuz için tek bir tema seçecek olsam bu kesinlikle “şaşkınlık” olurdu. Tamam İtalya çok güzel, tamam gittiğimiz ve gideceğimiz her şehrinde büyülenecek bir şeyler mutlaka çıkıyor, biz zaten gittiğimiz her yerde sevecek bir şeyler bulmaya programlıyız. Ama bunca İtalyan şehri gördükten sonra artık bizi bu seviye şaşırtabileceğini, “abi biz yanlış şehre mi indik acaba şu an” dedirtebileceğini kesinlikle düşünmüyorduk? Bu Sicilya gezisi bize bu şaşkınlıktan doğan o kadar büyük bir haz verdi ki, hep beraber dünyanın geri kalanını görme hevesimiz körüklendi desek abartmış olmayız. Elbette daha önce Sicilya’nın İtalya’nın geri kalanından daha farklı olduğunu duymuşluğumuz vardı ama BU KADAR farklı olduğunu kesinlikle bilmiyorduk?? Şöyle söyleyeyim; Hayatında ilk kez İtalya’ya gidecek birinin ilk gittiği yerin Sicilya olması durumunda anlatacağı İtalya ile Milano ya da Roma vb. şehirlerine gidince anlatacağı arasında inanılmaz bir fark olur. Ülkenin kuzeyinden güneyine gittikçe (yani Milano’yu en tepe, Roma’yı orta ve Napoli’den aşağısını ve Sicilya’yı en güney gibi düşünün) kültürel olarak belirgin bir fark olduğu, hatta kuzeylilerin güneylilere “burun kıvırdığı” ve güneylilerin ise kendilerini “gerçek İtalyan” olarak kabul ettiğini siz de mutlaka duymuşsunuzdur. Bizim Sicilya gezisi de tam olarak Milano gezisinin üstüne denk gelince herhangi bir tarafa hak vermemekle birlikte aşağı yukarı ne demek istediklerini anlamış olduk.
Bu kültürel farkın ve Sicilya’da dolaşırken kendinizi bazen İtalya’da, bazen İspanya’da ve bazen bir Kuzey Afrika, Orta Doğu şehrinde hissediyor olmanızın, hatta bazen de Küba ya da Güney Amerika şehirlerini hatırlatıyor olmasının (başka ülke kalmadı zaten di mi) sebebi yüksek ihtimalle bölgenin tarihin çeşitli dönemlerinde İtalyan, Norman, İspanyol, Arap gibi farklı medeniyetlerin hakimiyetinde olmasından kaynaklanıyor. Yani kuzeydeki o kusursuz mimari ya da güneye kıyasla çok daha düzenli hissettiren görüntüleri Palermo’dan kesinlikle beklememelisiniz. Burada kaos, gürültü, yıpranmış ama kendi içinde estetik binalar ve “ben gerçekten İtalya’da mıyım” dedirten bambaşka bir kültür var. Hatta ilk 1-2 gün “ulan buranın mafyası falan da sorun değil miydi, ben bu şehirde güvende miyim acaba” hissi bile oluşuyor ancak zamanla o görüntü ve durumun tamamen Sicilya’nın kültürel özelliği olduğunu anlıyor ve buranın İtalya’nın geri kalanından çok daha farklı olduğunu kabulleniyorsunuz.
Özetle Sicilya gerçekten bambaşka bir dünya ve gittiğimiz için inanılmaz mutluyuz, o yüzden sizi de daha fazla teşvik etmek için hemen Palermo Gezi Rehberi içeriğimize geçiş yapıyoruz.
Başlamadan gelen not: Eğer Sicilya gezimizi izlemek ve neler yaptık görmek isterseniz Instagram’daki sabit storylerimize de bekliyoruz, ayrıca diğer İtalya rehberlerimiz için de şuraya bakabilirsiniz.
Başlamadan gelen not 2: Bu gezide de diğer tüm gezilerimizde olduğu gibi yurt dışında internet kullanımı için bir e-sim uygulaması olan Airalo’yu kullandık, çünkü operatörlerin internet&konuşma paketi ücretlerinden çok daha makul bir fiyata denk geliyor. Ne kadar süre ihtiyaç duyacağınıza göre istediğiniz paketi seçebiliyorsunuz, uygulamaya ve fiyatlara göz atmak için şuraya bakabilirsiniz.
Palermo Gezi Rehberi kapsamında bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir konu ile başlayalım, sonra bunlar niye bizi uyarmadı demeyin. Sicilya’ya ne zaman gideceğinizin gerçekten büyük önemi var, çünkü aslında bir yaz tatili destinasyonu gibi görünse de hem Palermo hem de Sicilya’nın geri kalanı için bize kalırsa gitmenin çok da keyifli olmayacağı dönemler var. Afrika’ya yakın bir noktada olmasından da yola çıkarak buranın gerçekten pis bir sıcağı olduğunu ve özellikle şehir keşifleri de yapmak istiyorsanız yaz sıcağında gezmenin gerçekten bunaltıcı olacağını en baştan söyleyelim. Dolayısıyla bir Sicilya gezisi planlamak istiyorsanız ve hem plaj hem keşif bir arada olsun istiyorsanız bunu Haziran başları ya da Eylül ayında yapmak bizce en ideal dönemler. Biz Sicilya gezimizi Haziran başında gerçekleştirdik ve “nasıl olsa çok sıcak değil yaaa zaten bugün hava bulutlu” kerizliğimiz sebebiyle hem 2-3 saatte ıstakoza döndük ve çok sıcaktı, hem de daha yazın başı olmasına rağmen plajlar ve şehir oldukça kalabalıktı, hal böyle olunca Temmuz – Ağustos aylarında nasıl olacağını hayal bile edemiyor ve bu satırları gezi sonrası güneş kremi kullanımına rağmen kolumuz bacağımız soyulurken yazıyoruz… Özellikle Ağustos ayını bizce mümkünse listenizden çıkarın, çünkü bu ay İtalyanların “yaz tatili ayı” gibi bir şey de olduğu için yabancı turistlerin üstüne bir de yerliler ekleniyor ve insan kalabalığından plajda kumu bile göremediğiniz noktaya gelebiliyor. Eğer denize girmek değil sadece gezip tozmak istiyorsanız Nisan, Mayıs hatta Ekim de değerlendirilebilir, ama bizce hazır gitmişken ideal dönem kovalıyorsanız her şeyi bir arada yapabileceğiniz ayları seçmek daha iyi olur.
Haritadan bakınca Sicilya o kadar da büyük değilmiş gibi görünse de aslında epey büyük bir adadan bahsediyoruz, yani öyle bazı ufak Yunan adaları gibi 3-4 gün gideyim tüm Sicilya’yı dolaşıp geleyim derseniz bu fikrinizi mümkünse bir İtalyan’la paylaşmanızı öneririz, sizinle güzel bi dalga geçsinler… Dolayısıyla Sicilya rotası planı yaparken aslında göz önünde bulundurmanız gereken en önemli şey bu geziye ne kadar vakit ayırmak istediğiniz. Sicilya gezisine gittiyseniz plajda elinizde spritz aylaklık edecek, elleriniz buruşana kadar denizde duracak, akşam üstü saatlerinde elinizde gelato sokakları gezecek, bu harika bölgenin tadını çıkaracaksınız, başka türlüsü inanın keyifli olmaz. Sicilya’ya kadar gitmişken daha fazla yer göreyim paniğine kapılırsanız gerçekten de asıl meseleyi kaçırmış olursunuz. Dolayısıyla size Sicilya gezisi rotası için birkaç öneride bulunalım;
*Eğer 4-5 gün gibi bir süreniz varsa adanın doğu ya da batı taraflarından birine odaklanmayı tercih edin. Mesela biz daha fazla vaktimiz olmasına rağmen “chill” bir gezi istediğimiz için batı tarafında Palermo, Mondello Plajı ve Cefalu rotası yaptık. Eğer isterseniz bu rotaya San Vito Lo Capo, Zingaro, Scapello, Trapani gibi yerler de eklenebilir. Bu organizasyonları yapmak gözünüzde büyüyorsa Palermo’dan günübirlik tekne turuna katılmak da iyi bir fikir olabilir bu arada, bu linklediğimiz turun yorumları bayağı iyi, siz de bi’ göz atarsınız. Bu şekilde civarda gidilebilecek, plan programla uğraşmadan götürülüp getirileceğiniz zevkinize uyan günübirlik turlara falan şuradan göz atabilirsiniz, bu bölgede yapacak çok şey olduğu için seçenek bol.
*Eğer yine 4-5 gün gibi bir süreniz varsa ve Katanya tarafı daha çok ilginizi çektiyse (hem Palermo hem Katanya’ya Türkiye’dek direkt uçuş var) Katanya, Taormina, Etna, Syracuse, Noto gibi yerlerden oluşan bir rota çizilebilir, o zaman da adanın farklı bir tarafını keşfetmiş olursunuz. Bu tarafta günübirlik Etna Yanardağı gezisi ya da tekne turu gibi aktivitelere da tabii ki girişilebilir, onlara da şuradan aklınıza yatan, puanı yüksek şirketlerden biri ile gidebilirsiniz.
*Eğer şöyle en az 10 gün, hatta mümkünse 2 hafta falan gibi bir süreniz varsa işte o zaman araba kiralayıp dev bir Sicilya gezisine çıkmak bayağı keyifli bir plan olabilir, hatta o zaman daha derin bir araştırmaya girişip rotanıza daha alternatif noktalar da ekleyebilirsiniz. Adanın gerçekten büyük olduğunu tekrar hatırlatalım, dolayısıyla böyle bir plana girecekseniz aradaki mesafeleri göz önünde bulundurarak planınızı yapmanız gerekir ve çeşitli yerlere otobüs/trenle ulaşılsa da bizce böyle büyük bir plana girişecekseniz araba kiralamak daha iyi fikir olabilir. Sicilya’da korkunç şekilde araba kullanıyorlar ve yayayken bile 5 dakikada bir hayatınız film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiyor, o ayrı bir mesele……
Bu Sicilya gezisi boyunca turistik muristik demeden Palermo’nun tam anlamıyla göbeğinde konakladık ve ilk kez ayak bastığınızda “burası güvenli bir şehir değil mi sankiiii” hissi yaratan bu şehir için bizce en doğru kararı almışız. Gezi boyunca herhangi bir güvenlik problemi yaşamamış olsak da Palermo gerçekten bambaşka bir dünya olduğu için bizce burada pek alternatif bölgelerde macera aramaya gerek yok, direkt turistik, her yere kolay yürüyebileceğiniz, kalabalık, güvenli bir noktada kalmak doğru tercih. Güvenlik durumunu şöyle açıklayalım; Güvensiz bir şehirde değilsiniz, ama Danimarka’da da değilsiniz yani, coşmanın alemi yok.
Biz Palermo’da tam olarak şurada konakladık ve özellikle konum olarak görmek istediğimiz her yere yürüme mesafesinde olması sebebiyle gayet memnun kaldık. Çok merkezi ve çok “Sicilyalı” hissettiren bir sokakta olması ve minik balkonu da bonus olarak geldi. İlk karşılaşmamızda apartmanın giriş bölümünde bir tadilat olduğu için ve biz onun tadilat olduğunu anlamadığımız için “bu gezide de inşaatta kalıyoruz galiba” korkusu yaşattı ama sonra normal bi’ durum olduğunu anlayınca her şey normalleşti, olur da siz gittiğinizde hala bitmemiş olursa panik olmayın yani, evin içinde her şey yolunda… Bir de daireye çıkan merdivenler oldukça dar, büyük bir bavulunuz varsa küçük çaplı zorlayabilir. İşletme sahibi de inanılmaz iyi biriydi bu arada, iletişim açısından falan da süperdi, bi’ probleminiz olursa sırtınızı ona yaslayabilirsiniz….
Eğer olur da bizim kaldığımız evde yer bulamazsanız ya da bir sebepten başka bir yeri tercih etmek isterseniz direkt şu bölgeyi tercih edebilirsiniz, dediğimiz gibi, bizce Palermo’da hatta genel olarak Sicilya’da aşırı alternatif bölge arayışına girip macera aramaya gerek yok. Bir de tren istasyonu civarında kalmayı komple es geçerseniz daha iyi olabilir, oralar akşam saatlerinde biraz daha huzursuzluk verici oluyor, zaten bu durum genel olarak pek çok Avrupa şehri için geçerli.
Sicilya gezisi için araba kiralamanız gerekip gerekmediği aslında tamamen nasıl bir rota oluşturacağınızla ilişkili. Örneğin bizim gibi çok da geniş kapsamlı bir geziye çıkmayacak ve Palermo sınırları & civarı içinde hareket edecekseniz tren/otobüsle gayet rahat hareket edebilirsiniz, hatta araba park yeri bulmasıydı, rezalet araba kullanmalarıyla uğraşmasıydı derken direkt araba başınıza bela olur bile diyebiliriz. Kültürel olarak benzerliklerimiz olumlu yönler ile beraber olumsuzlarda da kesişiyor, mesela burada da “değnekçi” durumları var, zaten park yeri bulmak bir eziyetken bir de üstüne ücretsiz park etme hakkınız olduğu yerlerde bile sizden para talep eden gergin adamlar belirebilir. İtalyanca gergin diyalog dinlemek de keyifli olmuyor desem yalan olur ama en iyi gergin diyalog başkasının gergin diyalogudur….
Eğer uzun süreli bir Sicilya gezisi planlıyorsanız o zaman araba kiralamak mantıklı bir seçenek olabilir, çünkü büyük bir ada olduğu için ve bazı yerlere toplu taşıma ile ulaşmak pek de mümkün olmadığı için kendi temponuzda dolaşabilmek ve istediğiniz her yere gidebilmek için arabaya ihtiyaç duymanız muhtemel. Çok alternatif yerlere gitmeyecekseniz Palermo – Katanya gibi ana yerler için yine kolay ulaşım seçenekleri mevcut, ancak alternatif yerlere gitmek, daha bi’ “keşif” hissi yaşamak istiyorsanız Sicilya’da araba kiralama fikri hoşunuza gidebilir.
*Biz Palermo, Mondello ve Cefalu ile sınırlandırdığımız bir gezi gerçekleştirdiğimiz için araba kiralamadık, bu rotayı izleyecekseniz Mondello’ya 806 numaralı otobüsle, Cefalu’ya ise Palermo Centrale’den trene binerek kolaylıkla gidebilirsiniz. Sadece Temmuz-Ağustos döneminde ekstra kalabalık olması ihtimalli, ancak bu durum İtalya’nın herhangi bir yeri için geçerli olabilir, dolayısıyla yazın İtalya planı yaptıysanız zaten bunu göze almış olmak gerekiyor. Zaten araba kiralayacak olsanız da bu kalabalığın park yeri bulma versiyonunu yaşayacaksınız. Eğer araba kiralamadan daha fazla yere gideyim, ama bunun plan programı da gözümde büyüyor diyorsanız bu da anlaşılır, o zaman şuradan sizi götürüp getirecek yüksek puanlı bir şeyler bulmak bir çözüm olabilir.
*Daha önce “Crazy Taxi” adlı oyunu oynamış mıydınız? Arabayla yokuşlardan uçarak, taklalar atarak, sağa sola çarpıp çatıların üstünden falan geçerek ulaşım sağlanan o oyun… Oynamadıysanız lütfen kendinizi eksik kalmış hissetmeyin, nasıl olsa Sicilya’da bunun gerçek hayat deneyimini yaşayacaksınız…. Sicilyalılar korkunç, bakın KORKUNÇ araba kullanıyorlar, en son Gürcistan’da arabadayken bu kadar stres olmuş ve hayatımı yeterince dolu dolu yaşadım mı sorgulamalarına falan girmiştim, burasının da eksik kalır yanı yok, hatta belki fazlası var. Dolayısıyla eğer araba kiralamak niyetindeyseniz kendinizi bu duruma hazırlayın. Kullanmak niyetinde değilseniz de hazırlayın çünkü yayayken de pek güvende hissedeceğinizi sanmıyoruz, karşıdan karşıya geçmek, ne bilelim ara sokakta motorların arasında yürümeye çalışmak falan hepsi ayrı birer mücadele… Araba kiralayacaksanız mutlaka kapsamlı sigorta seçeneklerinden birini seçin, gerek yok diye düşünmeyin, umarım gerek olmaz ama inanın ihtimalsiz değil….. Tüm bunların üstüne hala MERAĞINIZ varsa Sicilya’da araba kiralamak için Sixt, Avis, Budget gibi bilinen şirketleri ya da Palermo formalarının üstünde bile göre göre gözümüzün alıştığı Sicily by Car’ı kullanabilirsiniz. Bu kadar korkuttuğumuza bakmayın bu arada ya, sadece sizi realiteye hazırlamak istedik, biz daha geniş kapsamlı bir Sicilya gezisi gerçekleştirecek olsak %100 araba kiralardık.
*Palermo gezi rehberi için son bir ulaşım detayı ile bu bölümün kapanışını yapalım; Palermo Havaalanı’ndan Palermo şehir merkezine ulaşım. Bu konuyla ilgili sıkıntı yaşayacağınızı düşünmüyoruz, çünkü hem tren, hem de otobüs seçenekleriniz var ve 45-50 dakika gibi bir sürede şehir merkezine ulaşıp oradan otelinize geçebilirsiniz. Eğer rezervasyonunuzu booking’den yaptıysanız ücretsiz havaalanı taksisi sürprizi de gelebiliyor, bu özellikten de faydalanabilirsiniz. Şayet taksiye binmek niyetindeyseniz bir sabit ücret var, tourist info’ya uğrayıp güncel sabit ücretin ne olduğuna emin olarak kazıklanmak ihtimalinizin önüne geçebilirsiniz, çünkü evet, burada da taksicilerin sizi kazıklama hevesi mevcut. İşi sağlama almanın bir diğer yöntemi de Uber kullanmak, onda da zaten bizde olduğu gibi normal taksi geliyor ama baştan ücreti görmüş olduğunuz için taksicinin iş çevirme ihtimali olmuyor.
Palermo’da gezilecek yerler aslında öyle koca bir listeden oluşmuyor, zorlasanız en turistik noktaları 1 günde şöyle bir görmek bile gayet mümkün. Ancak bizce bu tempoda dolaşmak bir Sicilya gezisi için işin özünü tamamen kaçırmak anlamına geliyor, çünkü daha önce de söylediğimiz gibi Sicilya tam bir aylaklık etme, anları daha yavaş yaşama, bulunduğunuz ortamın keyfini çıkarma bölgesi, aceleye gelecek yer değil, zaten siz aceleye getirmek isteseniz de Sicilyalılar buna olanak tanımıyor, boş bi çaba.
Palermo özelinde konuşacak olursak şehrin dokusu, mimarisi ve genel havası diğer İtalyan şehirlerinden o kadar farklı ki, gördüğünüz rastgele bir sokak ya da girdiğiniz rastgele bir kafede bile insana her şey ilginç geliyor, dolayısıyla bu şehirden etkilenmeniz için uzun bir Palermo’da gezilecek yerler listesine ihtiyacınız yok, ama biz tabii ki size o listeyi de vereceğiz.
Şehrin en turistik noktası ara sokaktan kafanızı uzatınca “vay efendim vayyy vay vay” dedirtecek ihtişamlı Palermo Katedrali. Ne yaparsak yapalım güzelliğini kendi gözümüzle gördüğümüz seviyede yansıtamadığımız bu katedral şehrin Bizans döneminde kilise olarak var olmuş, Arap döneminde camiye dönüştürülmüş, sonra Normanlar tekrar kilise yapmış falan derken ortaya İtalya genelinde gördüğünüz katedrallerin çok dışında, ortaya karışık bir mimariye sahip, acayip kendine özgü ve muhteşem bir bina ortaya çıkmış. İçini ücretsiz olarak görebilirsiniz, ancak tepesine çıkmak isterseniz bilet almanız gerekiyor.
Palermo’nun en turistik ve görsel olarak hoşunuza gidebilecek noktalarından bir ile devam edelim, orijinal adıyla Piazza Vigliena ama çoğu kişiye göre Quattro Canti. Palermo’nun iki en ünlü, turistik ve ana caddesi Via Maqueda ile Via Vittorio Emanuele’nin kesiştiği ve bir turist olarak muhtemelen birkaç kez yolunuzun düşeceği bu meydan kavisli olarak yapılmış 4 bina ve üzerlerindeki heykeller ile gerçekten tam fotoğraflık, tabii kadraja sığdırmayı başarabilirseniz. Binalar ve heykeller de belli bir mantık üzerine kurulu bu arada öyle rastgele yapılmamış. Alt katlar mevsimleri simgeleyen çeşmeler, orta katlar İspanyol kralları (bir dönem İspanya egemenliğindeydi ya, ondan), ve üst katlar da şehrin azizleri-imiş.
Burayı şöyle bir görüp kafanızı yukarı kaldırdıktan sonra ana caddelerden gezmediğinizi turlamak üzere yolunuza devam edebilir, turistik eşya, hediyelik alma hevesiniz varsa onu da bu civardaki dükkanlarda giderebilirsiniz, en turist ağırlıklı yerlerden biri olduğu için en çok bu civarda hediyelik eşya satılıyor.
Palermo’da gezilecek yerler listemizde hemen Quattro Canti yakınlarındaki bir başka güzel meydana geçelim; Piazza Pretoria. Ortasındaki ihtişamlı çeşmeye (buna çeşme mi denir emin değilim çünkü bu çeşmeyse diğer çeşmelere başka isim bulmamız lazım ÇEŞ olabilir belki) baktıkça işlerin biraz tuhaflaştığını hissediceksiniz, çünkü ilk bakışta hemen dikkat çekmese de YOĞUN bi çıplaklık ve genital bölge çeşitliliği var, insan böyle zoomlu zoomlu fotoğraflar çekerken bi “bi dakika abi noluyo” anı yaşıyor açıkçası… Zaten halkı ve hemen karşısında kalan manastırdaki (sonra orada bi işimiz olacak, yazının aşağılarına gelmeyi bekleyin) rahibeleri de bi huzursuz etmiş olacak ki bu çeşmeye “utanç çeşmesi” adını vermişler. Tabii işin şakası bir yana Trevi Çeşmesi kadar olmasın bu da şahane bir eser, kaçırmak olmaz.
Sicilya denilince bir şekilde aklınızın ucundan The Godfather geçmiyorsa ya geçen sene doğdunuz ya da en sevdiğiniz film Maskeli Beşler 9. Peki şimdi neden o konuya geldik diyeceksiniz, çünkü Godfather’ın oldukça epey ünlü bir sahnesi (hangi sahne olduğunu söylersem 36 sene öncesinin filmi için spoiler verdik diye suçlanabiliriz, o yüzden söyleyemem) Teatro Massimo’da çekildi. He zaten bu olmasaydı da mutlaka Teatro Massimo’yu görün, mümkünse bir bilet kapıp bir gösteri izleyin, o da olmazsa harika bir bina olduğu için (aynı zamanda Avrupa’nın en büyük 3. opera salonu) en azından yarım saatlik olanından bir rehberli tura katılın der miydik? Derdik…
Avrupa’nın en eski kraliyet sarayı nerede olabilir diye sorsalar tüm cehaletimle Avusturya’da falan olduğunu iddia edecek olsam da cevap Palermo’ymuş dostlar, ve evet, Palazzo dei Normani tam olarak orası. Palmiyelerle dolu, çölde vaha gibi hissettiren Villa Bonanno Parkı’nın içinden geçerek buraya doğru yürüyebilir, şehrin farklı medeniyetlerin egemenliğinde olduğu dönemlerin bir aradalığını tek bir çatı altında görebileceğiniz buranın kapsamında bir şapel olan Cappella Palatina’yı ziyaret edebilir, kraliyet odalarını gezebilirsiniz. Eğer yaz aylarında gidecekseniz ve burayı mutlaka görmek istiyorsanız kendi resmi web sitesinden online bilet almayı değerlendirebilirsiniz, aksi takdirde birtakım kuyruklar bekleme ihtimaliniz olabilir.
Evet, başlık bir halk türküsü gibi oldu biliyoruz. Ama n’apalım, Sicilyalılar bu sokak pazarı işini, bas bas bağırarak sizi daraltmayı, kişisel alansız bırakmayı ve 40 derece sıcaklıkta 6 saat tezgahta açıkta durmuş deniz ürünü yemeniz konusunda ısrar etmeyi çok seviyorlar, belki İtalyanca türküsü bile vardır, löşentami pazzarreee gibi bir şey… Hal böyle olunca size Sicilya gezisi boyunca gitmeniz için söz edebileceğimiz birçok sokak pazarı var. Aslına bakarsanız bizce bunlardan 2 tanesine gitseniz yeterli gibi, ama siz de iflah olmaz bir sokak pazarı sevdalısıysanız ve hepsini gezmek istiyorsanız sizi durduracak değiliz. Bir bahsedelim de, kararı kendiniz verirsiniz.
Mercato di Ballaro: Palermo’daki tarihi pazarlardan en eski, en kalabalık ve en yoğun olanı. Bas bas bağıran İtalyan pazarcılar, sokak yemekleri, meyve, sebze, balık, ev yemeği, cannoli, spritz satan seyyar arabalar falan herrr şey bir arada. Bizler için çok şok edici bir ortam olmasa da bir Norveçliyi falan travmatize edebilecek ya da instagram’ına 27 story attıracak türden sonsuz bir kaos. Tek bir sokak pazarına gidecekseniz burayı seçin, sıcakta gidiyorsanız güneşin alnında bekleyen yemekleri yiyip yemeyeceğinize de midenizin sağlamlık durumuna göre kendiniz karar verirsiniz. Mümkünse öğlen 2’ye kadar falan gitmeye çalışın, en canlı saatleri o zaman. Bakmayın böyle sarkastik yazdığımıza bu arada, gayet eğlenceli ortam, bizce görülmeli, sonrasında birer spritz eşliğinde kültürel benzerlik analizimizi yaparsınız zevkli oluyor.
Mercato Antico: Burası yukarıdaki konseptten farklı, çünkü bu bir antika pazarı. Her Pazar saat 13:00’e kadar Piazza Marina’da kuruluyor. Bize göre Palermo’da kesin gitmeniz gereken ikinci pazar burası. Zannetmeyin ki çok alışveriş yaptık, eve torba torba antika eşya getirdik, inanın bir çöp bile almadık. Buranın hoşumuza gitme sebebi tamamen ortamı, o acayip “Sicilyalı” hissi ve tam orta yerindeki Giardino Garibaldi’deki ağaçlar… Lütfen buraya kadar gitmişken o parka girip ağaçların inanılmaz güzelliğini görmeyi ihmal etmeyin, “ne ağaç övdün beee” diyenler, görünce anlayacaksınız.
Bu ikili dışında Mercato del Capo ve Mercato di Vucciria da araştırmalarınızda denk geleceğiniz iki diğer sokak pazarı. Bizce bunları pas geçebilirsiniz, ancak mutlaka uğramak isterseniz Vucciria’nın özellikle akşam saatlerinde zirve noktasını yaşadığını ve bizim o “zirveden” pek de hoşlanmadığımızı ekleyelim. Burası Ballaro gibi gündüz kurulan bir sokak pazar değil akşam salaş bir yemeğe, bi şeyler içmeye vs gidilen bir nokta olarak anlatılsa da gerçekten hoş hissettirmeyen bir ortamdı ya üzgünüz… Son ses summer hits 2002 dinleyen kafası iyi erkek topluluklarının içinden geçtiğiniz ve “şu an soyulmak mı üzereyim yoksa kültürel bir deneyim mi yaşıyorum” ikilemi içinde dolaştığınız bir ortam şeklinde özetleyebiliriz. Hep öyle midir bilmiyoruz, bilmek de istemiyoruz, bi daha gitmeyiz…..
Tamamdır, artık bi’ Sicilya gezisi için olmazsa olmaz bir aktiviteye geçiş yapıyor ve merkezden biraz uzaklaşarak yüzmeye gidiyoruz. Mondello Plajı Palermo’dan bir otobüse atlayarak (806 numara) gerçekten çok kısa bir süre içinde (20-25 dakika falan yani) ulaşabileceğiniz, hem tesis olan hem tesis olmayan noktaları ile istediğiniz yeri seçebileceğiniz bir plaj. Suyu tertemiz, hatta yer yer “cam gibi” diyebileceğimiz kadar temiz, etrafta birçok tesis, yeme içme yeri, dükkan, restoran da var. Yani mayonuzu içinize giyip şehirden otobüse atlayıp bir plaj günü geçirip sonra da rahatlıkla Palermo merkezine dönebilirsiniz ve bizce bunu kesinlikle yapmalısınız.
*Mondello’da gezilecek bir yer yok diyebiliriz, buraya gitmekteki ana amacımız plaj. Zaten denize doğru ilerlediğiniz zaman buranın sahil şeridi Via Regina Elena üzerinde bir tarafınızda yazlık villalar, bir tarafınızda deniz, ayağınızda terlikleriniz şıpıdık şıpıdık yürüyeceksiniz. Biraz ilerlediğinizde ise günümüzde içinde bir restoranı barındıran The Charleston’ı göreceksiniz. Onlar dışında burada bir yerleri gezmeyi zorlamanın bir alemi yok, huzur içinde plajda spritz üstüne spritz götürebilirsiniz. Bu arada burası bizim güneşte haşlandığımız yer, aman diyelim, hava bulutlu bile olsa güneş kremini ihmal etmeyin, Afrika’ya yakınlığınızı ciddiye alın, bakın hala soyuluyoruz….
*Eğer Sicilya gezisi planınızı Temmuz-Ağustos aylarında gerçekleştiriyorsanız burası gerçekten çok ama ÇOK kalabalık olabileceği için en azından Mondello planınızı hafta sonuna denk getirmezseniz kendinize çok büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Biz Haziran başında ve hafta içi gitmemize rağmen oldukça kalabalıktı, o dönemleri düşünemiyoruz….
Her yeri Ege’yle kıyaslama ve Ege övme timi kurucu başkanları olarak her gittiğimiz yerde sevecek bir şey bulsak da söz konusu deniz tatili oldu mu biz genellikle yurt dışında denize girince memnuniyetsizlik gösterir, “abi bizim ülkemiz CENNET….” moduna gireriz. Ama bu Sicilya gezisi sonrası bi’ başka ülkenin daha bu konuda cennet yakıştırmasını hak edebildiğini kabul ettik, çünkü Cefalu’nun denizini beğenmeyen de artık kalksın gitsin bi doktora görünsün be kardeşim…
Palermo’dan günübirlik olarak Palermo Centrale’den kalkan trenle 40-50 dakika gibi bir sürede gidebileceğiniz, hem acayip fotojenik, hem denizi şahane bir sahil kasabası Cefalu. (ÇEfalu diye okunuyor, kefalden bahseden bir Karadenizli gibi düşünün) Zaten sosyal medyanın seyahat içeriği tarafında biraz olsun vakit geçirmişliğiniz varsa burayı görmemiş olmanız imkansız, çünkü burası Sicilya’nın en ünlü ve popüler noktalarından biri, görünce “heee burası orası mıymış” diyeceğiniz türden.
*Cefalu’ya gitmek gerçekten çok kolay, hiç gözünüzde büyümesin. Palermo Centrale’ye (merkez istasyonu yani) gidiyorsunuz, sıraya giriyorsunuz, pardon diyorsunuz Cefalu’ya bir bilet alabilir miyim… Eski usül, online bilet falan devreye girmeden şak diye çözülüyor. Tren saatleri internette yazıyor olsa da istasyona gittiğinizde farklı bir tablo ortaya çıkabiliyor, bu olumlu anlamda da olabilir olumsuz anlamda da. (Yani ek seferler de olabiliyor mesela) Bilet sırasıyla karşılaşma ihtimalinizi de göz önünde bulundurunca istasyona biraz erken gitmek ve hatta biletinizi aldıktan sonra işi uzatmayıp bir an önce trenin oraya gitmekte fayda var, çünkü yer kapmazsanız 50 dakika ayakta gitmeniz de gayet muhtemel.
*Cefalu hem gezmelik hem yüzmelik bir yer. Üstelik gezi yükü de öyle fazla değil, şöyle bi’ kasabayı turluyor, birtakım güzellikler görüyor ve sonra denize kavuşuyorsunuz gibi düşünün. Ama isterseniz 1-2 gün kalıp çok daha iyi zaman geçirebilir, daha sakin takılarak tadını çıkarabilirsiniz, ona vaktinize göre karar verirsiniz. Tabii sakin takılmak derken buranın acayip turistik bir yer olduğu ve özellikle Temmuz-Ağustos aylarında pek de “kafa dinlemelik” bir yer olmadığını eklememiz lazım ki beklentilerinizi gerçekçi tutun. Eğer gerçekten sakinlik istiyor, gerçekten chill bir “Sicilian Summer” yaşamak istiyorsanız kendi plajı olan tesisler tercih edilebilir, mesela şu otel Cefalu’da kalmak için seçebileceğiniz en hoş yerlerden. Sanıyoruz buranın plajından otelde kalmasanız da faydalanılabiliyor bu arada, ancak bunun için önceden rezervasyon yapmak gerekebilir, aklınızda buraya gitmek varsa halletmeyi unutmayın.
*Eğer kendi plajı olan bir otelde falan kalmıyorsanız gidebileceğiniz görsel olarak en çekici, en “ayyyy ben gerçekten Sicilya’dayım” anı yaşatan plaj kesinlikle Spiaggia del Porto Vecchio. Buranın tesis olan bölümü de var, sağ tarafa doğru beton olan tarafta milletin denize cup cup atladığı noktadan direkt aksiyonlu bir şekilde denize de girebilirsiniz. Bu tarafa kadar gelmişken Porto Pescara’nın oradan güzel bi’ fotoğraf yakalamayı da ihmal etmeyin. Zaten bu plajın oradan ileriye doğru baktığınızda da yan yana tesislerden oluşan uzuun ana plajı göreceksiniz. O yöne doğru ilerlediğinizde yan yana bir sürü tesis göreceksiniz. (Bunlara “lido” deniyor) İsterseniz bu tesislerde şezlong&şemsiye ücreti ödeyerek (10-20 euro arası değişiyor) hizmet alabilir, yok kardeşim ben hizmet bağımlısı değilim derseniz havlunuzu kumun üstüne atarak herhangi bir ücret ödemeden plajdan ve denizden faydalanabilirsiniz.
*Cefalu’da gezilecek yerler dediğimiz gibi öyle kabarık bir liste değil. Zaten Cefalu’ya ulaştıktan sonra istasyondan çıkıp Via Roma’ya inerek ve oradan Corso Ruggero’ya doğru devam ederek aslında Cefalu rotanıza çoktan başlamış oluyorsunuz. Yolu takip ederken civar sokakları ve tabii ki Duomo di Cefalu’yu da görerek ilerlerseniz aslında zaten neticede denize ulaşıyorsunuz. Bizce plajda vakit geçirmeyi de kapsayan günübirlik bir gezi için daha fazlasını zorlamanın da bir alemi yok.
*Eğer ilginizi çekiyorsa Orto Botanico di Palermo’yu gezebilirsiniz. Eğer ücretli olarak gezecek kadar ilginizi çekmiyorsa bile binası çok hoş olduğu için en azından belli bir noktaya kadar göz atabiliyorsunuz, önünden geçecek olursanız aklınızda bulunsun.
*Biz hakkımızı yüzmeden yana kullanınca zamanımız kalmadı ama Palazzo Butera’nın içi çok hoş görünüyordu, ilginizi çekip çekmediğine bi bakabilirsiniz.
*Teatro Massimo’nun şanının gölgesinde kalan Teatro Politeama Garibaldi de mimari olarak çok güzel, oraya da bi’ göz atabilisiniz.
Bakın baştan söyleyelim, Sicilya mutfağı bizim İtalya’daki favori mutfağımız sayılmaz. Ama bunu gerçekten “sevmedik” anlamında söylemiyoruz, sadece çoğumuz gibi İtalyan mutfağını özellikle bazı bölgelere odaklandığımızda o kadar seviyoruz ki, Sicilya sıralamada biraz daha aşağılarda kaldı. Tabii ki Sicilya’da da makarnaydı, hamur işiydi işte artık İtalyan mutfağı denilince aklınıza neler geliyorsa onlar var. Ancak pek çok açıdan da burada belirgin farklar var. Mesela Sicilya mutfağı yoğun şekilde deniz ürünleri ağırlıklı, özellikle sardayla ya da ançuezle yapılan pek çok makarnaya denk geliyor hatta bazen isteseniz de kaçamıyorsunuz bile. Sokak yemeği kültürü de İtalya’nın geri kalan şehirlerine kıyasla çok daha yaygın ve “bu adamlar buldukları her şeyi kızartıyorlar mı” diye düşündürtecek kadar çok kızartma içeriyor. Kuzeyde risotto yiyorlarsa burada o pirinçten top yapıp kızartıyorlar, nohutla bir şey yapılıyorsa burda o nohutu başka bir forma sokup yine kızartıyorlar falan… Bu durum muhtemelen oldukça sıcak bir iklim söz konusu olduğu için geçmişten gelen bir muhafaza etme yönteminin adanın mutfağına dönüşmesi ile ilişkili, üstüne yağ bolluğu da eklenince kızartma ağırlıklı bir mutfak doğmuş herhalde? Tabii bu bölgenin farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olmasının hatta Kuzey Afrika’ya yakınlığının etkileri de büyük, bazı yemeklerde kullanılan baharat ve ürünlerde Arap etkisi gerçekten de hissediliyor.
Neyse, neticede “Sicilya mutfağı” diye apayrı, kendine özgü bir şey kesinlikle var ve bu Sicilya geziniz boyunca İtalya’nın geri kalanından farklı bir yerde olduğunuzu size yoğun şekilde hissettirecek şeylerden biri, dolayısıyla bizce fikir edinmek açısından mutlaka bu lezzetlere şans vermelisiniz.
Cannoli: Daha önce İtalya’ya gittiyseniz muhtemelen karşılaştığınız, ama çıkış noktası Sicilya olan kızartılmış rulo hamurun içine doldurulmuş taze ricotta kremasıyla yapılan bir tatlı. Fırınlarda ve sokak lezzeti olarak sık sık karşınıza çıkacak. İtalya’nın geri kalan yerlerinde daha küçük formlarda karşılaştığımız cannoli burada pek çok yerde DÜRÜM BOY şeklindeydi, bayağı iki elinizde tutmanız gerekecek türden, e bunu sorun edecek değiliz tabii.
Arancini: Kızartılmış pirinç topu şeklinde özetleyebileceğimiz, içi domatesli kıymalı sos ya da beşamel gibi lezzetler ile doldurulan, İtalya’nın geri kalanında karşılaşacaklarınızdan çok daha büyük ebatlarda, çoğunlukla sokak lezzeti olarak karşınıza çıkacak bir başka kızartma. Genelde çok büyük ebatta oluyor bu arada, önce 1 tane söyleyip tadın, beğenirseniz başka alırsınız.
Iris: Genelde rehberlerde çok sık karşılaşılmayan, dışı kızartılmış, içi yine ricotta kreması ve çikolata parçacıkları ile dolu, böyle yumuşacık, ekmek gibi, ne bilelim bulut gibi bir şey. KESİN yiyorsunuz.
Parmigiana di Melanzane: Kızartılmış (tabii ki) patlıcanların domates sos ve peynirle birlikte fırına verilmiş hali. Bu arada Sicilya’da patlıcanın her versiyonunu i na nıl maz yapıyorlar ya, lütfen Sicilya gezisi boyunca bol bol patlıcan yemeyi ihmal etmeyin. Mesela Caponata da buraya özgü patlıcanlı bir lezzet. BOL patlıcanlı yemek tatmanız lazım ya, düşünün ki bunu karnıyarık ve şakşukanın ülkesinden yazıyoruz…
Pasta alla Norma: Hazır patlıcan demişken, bu da domates soslu, patlıcanlı, tuzlu ricottalı makarna, Katanya’nın klasiklerinden, güzeline denk gelirseniz çok güzel, eh iştesine denk gelirseniz pek aklınızda kalacak bir lezzet değil, umarız güzeline denk gelirsiniz. Hazır makarnadan konu açmışken Pasta con le Sarde de sardalya ile yapılan bir başka Sicilya’ya özgü lezzet, onu da tadabilirsiniz.
Granita: Sicilya’nın sıcağı ile başa çıkmak için üretilmiş bir tatlı diyebileceğimiz granita bildiğimiz “kırılmış buz tatlısı”. Ne diyo bu dediniz di mi, biraz daha detaylandırayım. Hani kokteyl yapmak için falan buzları kırarsınız böyle kristalleşir ya, onun bir meyve püresi ya da fıstık, badem ezmesi ve şekerle birleştirildiği ferahlatıcı bir tatlı gibi düşünün. İşin enteresan taraflarından biri de bunu brioche ekmeği banarak yemeleri. Biliyoruz kulağa şaheser gibi gelmiyor ama kötü değildi, o sıcakta neden oraya çıktığını anlayabiliyoruz, sadece fıstıklı falan değil de meyveli olanlara yönelseniz daha çok hoşunuza gidebilir.
Brioche con Gelato: Hazır ekmek arası buzdan konu açmışken (yalan mı…) burada gelato’yu yani İtalyan dondurmasını da brioche arası yediklerini söylemiş miydik? Öz hakiki Nogger dondurma diyebilir miyiz? Deneyin bakalım…..
Panelle & Crocche: Yine özetleyecek olursak nohut unundan yapılan krakerimsi bir kızartma ve yanında patates kroket. Sokak lezzeti hali ekmek arası, restoranda söylerseniz tabakta karışık geliyor, beklediğimizden daha lezzetliydi, olaylı bir tarafı yok.
Menüde ne görünce en azından bi tane sipariş verip tadına bakmalısınız çözdüysek şimdi Sicilya gezisi notlarımızın Palermo yeme içme rehberi kısmına geçiş yapabiliriz.
Sabahları gitmek için favorimiz şehrin yerlilerinin de çok sevdiği, hatta bize “sizin burada ne işiniz var” bakışları attıkları ve bu duruma bayıldığımız Bar Vabres oldu. İtalyan kahve kültürü ile arası pek iyi olmayan insanlar olarak (kahveleri bize çok kavrulmuş geliyor) kendi zevkimize en yakın kahveleri de burada içtik, hamur işi ürünlerini de sevdik. Özellikle cannoli ve beklenmedik bir şekilde en popüler ürünlerinden biri olan arancini’yi de burada tadabilirsiniz, zaten buradakileri sevmezseniz genel olarak bu iki yiyeceğe şans vermeyi direkt bırakabilirsiniz gibi öyle diyelim.
Kahve için diğer gidebileceğiniz yerler şehrin bir klasiği olan ve “kalp krizi mi geçiriyorum” paniği yaratacak kadar sert kahvelere sahip, sahibini gülerken görmenin mucize gibi bir şey olduğu Bar del Corso, sabah/öğlen atıştırmalık bir şeyler de bulabileceğiniz Vago – Rizzutto ve biraz daha “modern” kahveci diyebileceğimiz Morrettino Lab. Morretino’nun birkaç şubesi var, kahvaltı ve kahve konusunda iyi olduğunu düşündüğümüz şube marinada olan, hem şehrin farklı bir noktasını da görmüş olursunuz.
Muhtemelen hayatınızda yiyeceğiniz en iyi cannoli’yi yiyeceğiniz I Segreti del Chiostro (diğer aday Bar Vabres’te) asla kaçırmamanız gereken bir yer. Öyle geçerken “şurası neymiş yaa” diye girebileceğiniz bir noktada değil, çünkü bir manastırın içinde ve tarifi de bu manastırdaki rahibeler geliştirmiş, ilginç? Cannoli’yi alacağınız yere ulaşana kadar manastırın içinden, koridorlardan, avlulardan geçiyor ve öyle varıyorsunuz, deneyim olarak da eğlenceli yani.
Şehrin diğer klasikleşmiş, kafanıza göre canınızın çektiği bir şeyleri deneyebileceğiniz başka yerleri de var tabii ki. Pasticceria Oscar 1965, Pasticceria Costa, Pasticceria Cappello bunlardan bazıları, hiçbirinde yediğimiz hiçbir şey kötü değil, ama kaçırmayın diyeceğimiz seviyede olduğunu da düşünmedik, en azından yukarıda yazdığımız yerlere önecelik verirsiniz, bunlar arada “e hadi bi tatlı götürelim” seçeneği olur.
Yukarıda Sicilya’da yemeniz gereken lezzetler bölümünde önerdiğimiz şeylerden Iris’in en güzel versiyonunu şehrin tarihi kafelerinden Ideal Cafe Stagnitta’da yedik. Kahvelerini sevmedik ama onu da söylemiş olalım…
Restoranlarda yediklerimiz arasında favorimiz Sardina Pastabar’daki ıstakozlu makarna oldu, genel olarak diğer yediklerimiz de güzeldi, buraya bi rezervasyon yapılabilir. Osteria Ballaro ve Grano Granis de kötü değillerdi, ama büyük bir etkilenme yaşamadık, yine de yukarıda söz ettiğimiz Sicilya mutfağına özgü lezzetleri tadabileceğiniz yerler. Corona Trattoria’ya gitmek istiyorduk ama telefonlarını açmadılar, oraya kadar gidip yer bulamama riskini almak istemedik, belki siz şansınızı denersiniz. Gelenekselin biraz dışına çıkmak isterseniz Ojda’ya uğrayabilirsiniz, ama sanki yemekten çok bi’ şeyler içmeye gitseniz daha mutlu eder gibi. Son olarak Archestrato di Gela’nın pizzaları seviliyor, Sicilya pek pizza odaklı bir destinasyon değil ama insan İtalya’da olunca pizza yemek istiyor, turistiz kardeşim napalım.
Aperitivo (İtalyan happy hour’ı diyelim, özetle akşam yemeği öncesi bi şeyler atıştırma&içme, sosyalleşme aktivitesi) ya da akşam bi şeyler içmek için net favorimiz Dal Barone oldu, çok sevince birden fazla kez gittik, o sokağın atmosferi de çok güzel çünkü. (Dua Lipa’nın da favorisiymiş lol) Bunun dışında Ferramenta, ve Barone ile aynı sokaktaki Botteghe Colletti de tercih edilebilir. Biz gitmedik ama rooftop&günbatımı aktivitesi için Seven adlı mekan seviliyor, ama turistik olduğu için rezervasyon gerektiriyor olabilir, bi’ bakarsınız.
Gelato yemeden tabii ki dönmeyeceksiniz… Artık brioche arası mı yersiniz, dümdüz dondurma formunda mı yersiniz orası size kalmış, Cappadonia Gelati’de ikisi de var. Hazır soğuk tatlılar dosyasını aralamışken granita’yı da Caffeteria del Corso’da yiyin gitsin.
Sokak lezzetlerine merakınız ve midenize güveniniz varsa Mercato di Ballaro’da bol bol tadım yapabilirsiniz ama deneyebileceğiniz iki sokak lezzetinden de bahsetmeden geçmeyelim. Biri Nino u Ballerino (sakatat içeren bir sandviç sandviçleri ünlü, biz yemedik) diğer de panelle &crocche sandviçi için popüler olan Friggitoria Chiluzzo. İlginizi çekerse tadarsınız, güzelse bize de söyleyin merak etmiştik, afiyet olsun..
Bu İtalya cidden acayip bir ülke ya, ben bu kadar insanı mutlu etme garantili bir…
Bizi şaşırtan, beklentilerimizi alt üst eden, kibarlığı bir kenara bırakacak olursak “lan bu şehir böyle…
Bu sene toplamda neredeyse koca bir ayı Londra’da geçirmiş olmamızın ardından lafı hiç dolandırmadan vardığımız…
Bilmemkaçıncı Berlin gezi notlarımıza beklenmedik bir giriş ile başlıyorum, çünkü bu seferki Berlin seyahatimiz biraz……
Demek ki neymiş, bir şehre hangi mevsimde gittiğimizin gerçekten çok ama ÇOK büyük bir önemi…
Yıllardır bu kadar seyahat etmemizin, hatta seyahat etmeyi bir meslek haline getirmemizin ardından elbette bizim…