Hayatım boyunca dünyada en çok görmek istediğim yerlerden biri oldu Küba. Gözümde büyüttüm de büyüttüm. Sonra gün geldi, 23 yaşıma geldim ve benim bile nasıl olduğunu anlamadığım bir hızda gelişen karar sürecinin sonucunda kendimi uzun bir Küba macerasının içinde buldum. Tabii şimdi kafalarda oluşacak ilk soru “Beklediğin gibi çıktı mı?” olacaktır. Kafamda bu kadar beklentiyle gittiğim ve bırakın beni hayal kırıklığına uğratmamayı, hayatımda gittiğim en güzel yerlerden biri olarak kafama kazındı bile. Öyle ki, ülkece delirmenin eşiğine geldiğimiz bu dönemde, Küba’dan geri dönüşüm bir kabus etkisi yarattı bile denilebilir. Rüyalarımda ve İstanbul sokaklarında aylaklık ederken daldığım hayallerimde, hala Küba’dayım.
Küba’yı anlatmak da, gezip görmeden anlamak da zor. İnternette faydalı bilgi az, laf kalabalığı çok. Dolayısıyla olayın küçük bir yazı dizisi tadında ilerleyeceğini şimdiden söylemeliyim. Özellikle oradayken tanıştığım insanlardan edindiğim bilgileri de paylaşmaya çalışacağım. Çünkü Küba’yla ilgili oldukça az bilgiye sahibiz ve bence mutlu insanların güzel ülkesini daha fazla tanımayı herkes hak ediyor.
Yerlisinden Dinlediklerim ve Sistem Üzerine
Küba’nın gezip görme meselesine girişmeden önce böyle küçük çaplı bir bölüm eklemenin şart olduğunu düşündüm. Orada ne öğrendiysem aklıma kazımakla kalmayıp, not almış da bulundum ve konuya kişisel saçma deneyimlerimi de katarak maddeler şeklinde anlatmanın daha akıcı olacağını düşündüm. Buyursunlar;
Önce sisteme ilişkin şöyle bir özet geçmek gerekirse:
- Her Küba vatandaşının devlet tarafından verilmiş bir evi var.
- Eğitim ve sağlık hizmetleri ücretsiz. (Üstelik Küba sağlık konusunda en gelişmiş ülkelerden biri olarak kabul ediliyor.)
- Her ay, her Küba vatandaşına, belirlenen miktarlarda süt, beyaz et, kırmızı et, şeker, tuz, un, yumurta vs. gibi gerekli ihtiyaçları veriliyor. Çocuklar için yaşlarına/gelişim süreçlerine göre hangi yiyeceklere daha çok ihtiyaçları olduğu tespit edilmiş ve onlar için daha farklı bir sistem oluşturulmuş.
- İnsanların ne kadar maaş aldığına dair dolaşan söylentiler sonucunda dayanamayıp bunu da sorduk ve söylenene göre ortalama bir maaş 400 CUP, bir doktorun maaşı ise 1200 CUP’a kadar ulaşabiliyor. Alım gücünün ne olduğunu anlayabilmek için konunun daha detayını sorguladığımızda bir litre sütün 4,7 Peso olduğunu öğrendik. Ben hesabına giremiyorum, orasını size bıraktım.
- Fidel Castro halk tarafından inanılmaz seviliyor. 1959 yılında Che, Camilo, Raul ve diğer kahramanlarla, Batista’ya karşı gerçekleştirdiği devrim sonrası, halk minnet duygusunu kaybetmemiş. Öyle ki, Fidel bir süredir hasta olduğu için dışarı çıkamamasına rağmen, yakın zamanda 1 kereye mahsus sokağa çıkmasıyla, tüm halk sokaklara dökülerek Fidel’i görmek ve selamlamak için adeta akın etmiş.
- Fidel devrim yapmak için dünyaya gönderilmiş gibi bir adam. Devletin başında olduğu dönemle ilgili orada dinlediğim bir şey inanılmaz hoşuma gitti. Kendileri şehrin biraz dışında kalan bir bölgede bir inşaat başlatıyor ve birkaç konut inşa edilmesini sağlıyor. Bu konutların özelliği ise, evi olmayan kimseler tarafından inşa edilmesi. Proje tamamlandıktan sonra ise, evi inşa eden herkese, binadan bir daire veriyor, kısaca kendi evlerini kendilerinin yapmasını sağlamış oluyor. Bence müthiş fikir.
- Konusunu açmışken değinmeden geçmeyeyim. Che, Raul ve Camilo’ya da inanılmaz bir sevgi besliyorlar. Özellikle Santa Clara bölgesinde her noktada Che’ye dair bir şeyler görebilmeniz mümkün. Camilo ise ülkemizde tanınmamasına rağmen, Küba Devrimi’nin önde gelen liderlerinden biri ve o Che’nin kocaman siluetinden tanıyabileceğiniz devrim meydanındaki diğer kişi Camilo Cienfuegos. Kendisi maalesef 27 yaş lanetiyle, kendi kullandığı uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybediyor ve izine rastlanamıyor.
- Ülkenin her yerinde ve televizyon kanallarında sürekli karşınıza çıkacak bir diğer isim ise, dünya Hugo Chavez. Ölümünden önce Küba’da petrol çıkarılmasından, eğitim oranlarının yükseltilmesine kadar birçok konuda o kadar çok destek olmuş ve o kadar yatırım yapmış ki, Küba halkı tarafından çılgınlar gibi seviliyor. Zaten sabah kalkıp televizyonu açtığınızda, Fidel ile Chavez’in birbirlerine sarıldıkları, orada burada beraber yürüdükleri görüntüler izlemeye başlıyorsunuz.
- Ülkenin başında dönem itibariyle Fidel’in kardeşi Raul Castro var. Raul da tıpkı Fidel gibi, devrimin önde gelenlerinden, “Comandante” tabiriyle anılan bir önder. Fidel’e göre daha az otoriter, daha yumuşak olduğu söyleniyor. Kübalıların Raul Castro devletin başına gelene kadar, iş ile bağlantılı bir sebepleri olmadığı sürece yurtdışına çıkma yasağı vardı. Ancak Raul’un gelmesiyle bu yasak kaldırıldı. Fakat Tony ve diğer Kübalılar, ülkeleri tarafından kendilerine böyle bir şans tanınmış olsa da, gitmek istedikleri ülkelerin kendilerine vize vermemelerinden yakınıyorlar. Bu sebeple Türkiye Küba’da çok popüler. Çünkü bizden vize almakta güçlük çekmedikleri için burada gelip yaşadığını söyleyen birçok Kübalı ile tanıştım. “Aa Bodrum’a gidince Doktor Özgür’e selam söyle” diyen bir müzisyen bile oldu.
- Kübalıların cep telefonu/televizyonu olmadığı düşüncesi doğru değil. Gördüğüm evlerin neredeyse hepsinde televizyon vardı. Cep telefonu ise herkeste olmasa bile birçok insanda görülebiliyordu.
- Raul döneminde ülkeye gelmesi umulan yeniliklerden biri de internet. Başkent Havana dışında ülkenin hiçbir yerinde internet yok. Havana’da ise şahsen internet bulabilmeyi başardığım tek yer kaldığım otel oldu. Onun da yarım saati 5 CUC, yani 5 Dolar gibi bir şeydi. Eylül 2014 itibariyle insanların kendine ait birer emaili olması planlanıyor ancak henüz kesinleşmemiş. İnternet yaygınlığının ise zamanla gelişmesini hedefliyorlar.(Düşünün ki sizinle tanışmak için yanınıza gelen biri, sizinle irtibatta kalmakta ısrarcı davranırsa, ve telefonu ya da bir ihtimal de olsa internet erişimi yoksa, size ev adresini yazıp veriyor)
- Özellikle başkent Havana’ya inanılmaz bir turist akını var. Çünkü Herkes “Fidel’in Kübası”nı görme peşinde. Orada tanıştığım ve sayesinde çok şey öğrendiğim Kübalı bir rehber olan Tony Morfa, tüm turistlerin Fidel’in Küba’sını görmek için geldiğini, ve bu yüzden turizm konusunda adeta bir patlama yaşandığını söylüyor. Turizm Küba için inanılmaz bir gelir kaynağı.
- Ülkenin en önemli şehirleri Havana, Santiago de Cuba, Trinidad, Santa Clara ve Cienfuegos olarak kabul edilebilir. Varadero‘yu kişisel olarak sevmesem de, turizm anlamındaki katkısından dolayı o da listeye dahil edilebilir.
- Birçok Kübalı’nın aksine, orda bir rehber olan Tony’nin Çek Cumhuriyeti, Fransa, ve birkaç ülkeye daha gitme şansı olmuş. “Oralarda yaşamak ister miydin?” diye sorduğumda bana verdiği cevap şu oldu: “Biz ülkemizi çok seviyoruz. Burada çok mutluyuz. Yalnızca ekonomik açıdan problemler yaşadağımız dönemlerde zorluk çektiğimiz oluyor. Ancak bu sorun dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşanabilir. Ülkemden gitmek gibi bir isteğim yok.”
- O filmlerde, belgesellerde, internete gördüğünüz eski Amerikan arabaları gerçekten o kadar yaygın. Üstelik “ay bugün de şu renklilerden birine mi binsek” demenizi gerektirecek türden değil. Her yerdeler, bineceğiniz taksiler, halkın kullandığı arabalar hep eski Amerikan arabaları. Tabii ki yeni arabalar da var, ancak oradayken onları kullanmak isteyeceğinizi sanmıyorum. Eski Amerikan arabalarının tek sorunu arada bir sizi yarı yolda bırakabilme ihtimalleri, ki bence bu riski almaya kesinlikle değer. Hem merak etmeyin, her gün defalarca kullanmama rağmen bir kez bile başıma böyle bir durum gelmedi. (Yine de sorumluluk kabul etmiyorum, sonra orada bana sövmeyin.)
- Küba’da evlerin ve binaların %95’inde cam yok. Panjur ya da demir kullanıyorlar. Zaten hırsızlık gibi durumlar özellikle diğer Latin Amerika ülkelerine kıyasla çok az gerçekleştiği için, tüm evlerin kapıları camları açık. Geçerken hepsinin içini görüyor, anlık da olsa hayatlarına dahil olmuş gibi hissediyorsunuz. He içeri girip “hele bi’ soğuk ayranını içelim” derseniz de reddetmezler zaten. Öyle girişimlerde bulunabilirsiniz. Ayran yerine şeker kamışı suyu falan isterseniz daha iyi olur.
- Küba’da evler oldukça küçük. Zaten ülkede hiçbir şeyin aşırısı yok. Her şey “olması gerektiği kadar”. Evlerde çok az eşya var. İşin bir diğer enteresan tarafı ise herkesin sülalece yaşaması. Örneğin siz Kübalı bir ailenin çocuğusunuz. Evde anne, baba, kardeşler, anneanne, dede şeklinde bir yaşam sürdürüyorsunuz. Evlenirseniz eşiniz de yanınıza geliveriyor. Daha da büyük bir aileye dönüşüyorsunuz. Evlendiğiniz zaman ayrı bir evde yaşama hakkınız var, ancak maddi açıdan topluca yaşamak daha elverişli olduğu için, insanlar genellikle birlikte yaşamak durumunda kalıyor. Bu gibi durumlar için alternatif çözümleri ise, evlerinin üzerine kat çıkmak.
- Evlilik konusu gelmişken yine yerlisinden öğrendiğim enteresan bir devlet girişimi ve sonuçlanma sürecini de anlatayım. Küba’da insanların, yine işle bağlantılı olmadığı sürece, otelde kalmak gibi bir şansı yok. Çünkü maddi açıdan buna ayırabilecekleri bir bütçeleri de yok. Bu sebeple Fidel Castro yeni evlenenler için ortaya bir fikir atıyor. Yeni evlenenler, 2 gün boyunca otelde kalma şansına ve odalarında soft içecekler+bir adet pastaya erişim hakkına sahip oluyorlar. Devletten balayı paketi kıyağı gibi düşünün. Ancak bazı Kübalılar, bu işi fırsat bilip, aynı hizmeti birkaç kez alabilmek için defalarca evlenip boşanmaya başlayınca, bu sistem kaldırılıyor.
- Ülkenin ulusal sporu beyzbol. Sokaklarda Real Madrid/Barcelona formalarıyla futbol oynayan çocuklar da görebilirsiniz, tüm bacağını Ronaldo dövmesi ile kaplatmış bir adam da. Ama yine de beyzbol çoğunlukta. Bunun için ayrılmış sahalarda, meydanlarda beyzbol oynayan çocuklar görebilmeniz mümkün.
- Küba’nın en önemli kaynaklarından ikisi şeker kamışı ve tütün. Şeker kamışını nasıl yiyeceğiniz ve puro meselesine ise bir sonraki post’ta detaylıca değineceğim.
- Ülkedeki okuma yazma oranının günümüz itibariyle rakamsal değerini veremesem de, bu konuda inanılmaz iyi bir noktada olduklarını biliyorum. Ülkece eğitime ve sanata çok önem veriliyor. Zorunlu eğitim 12 yıl. Binlerce çocuk, daha çok küçük yaşlardan itibaren salsa eğitimi alıyor ve sanatla uğraşmaya teşvik ediliyorlar.
- Kübalılar, inanılmaz sıcakkanlı insanlar. Evet bu genellemeyi yapabileceğiniz kadar sıcakkanlılar. Sokakta bir anda yanınıza gelip oturabiliyor, abartıp sizi beğendilerse öpücükler gönderiyor, gece dışarı çıktığınızda mutlaka sizi dansa kaldırıyorlar. Sokakta göz göze gelirseniz iyi günler/iyi akşamlar diyorlar. Nerelisin diye sorup Türkiye cevabını aldıklarında ise genellikle söyledikleri 3 şey var; Atatürk, İstanbul, Bodrum.
- Eklemeden edemeyeceğim, Küba halkı müthiş flörtöz. Ama bunu sevimli bir biçimde yapıyorlar. Dolayısıyla rahatsızlık duymak yerine durumu sevimli bulmaya başlıyorsunuz. Yine de son günlere doğru bir bunalma, rahatsız olma durumu yaşanabiliyor tabii.
- Küba’da müziksiz bir gün geçirmenizin imkanı yok. O popoyu sallayacak, o ayağınızla ritim tutacaksınız arkadaş. Her sokaktan yükselen Guantanamera, Comandante Che Guevera ve Chan Chan seslerine eşlik edecek, kendi sözlerinizi uyduracaksınız. Ara sokaklarda yürürken evlerin içinden sokağa taşan müzik sesi ile dans eden Kübalıların arasına karışacak, “Ah ulan keşke biraz daha kalsaydım”ın hayallerini kuracaksınız.
- Bir önceki maddede kendimi kaybettim, işin bilgi içerikli yanına geçiyorum. Ülke de müzik gerçekten önemli bir yer tutuyor. Ülkenin en önemli sanatçısı olarak Beny More’u kabul ediyorlar. Tabii Buena Vista Social Club’ın da önemi büyük.
- Küba’yla ilgili bir şeyler izlemek isterseniz, yine yerlisinden aldığım bilgiler sonucu size şöyle bir şeyler önerebilirim;
- –Strawberry and Chocolate (Fresa y Chocolate)
- La Muerte de un Burocrata
- Che: Part 1&2
- Siz de benim gibi sokak sanatı seveniyseniz, Küba sizi bu konuda oldukça tatmin edecektir. Sokaklarda Avrupa ve Amerika’da görebileceklerinizin aksine, komünizm ile yoğurulmuş, sistemi yansıtan, size “Ben Küba’dayım” dedirtecek eserler görebilmeniz mümkün. Sık sık görebileceğiniz duvar yazıları ise, “Hasta la Victoria Siempre” ve “Patrio o Muerte”. Yani diyor ki, “Vatan ya da Ölüm”.
- Garip bir bilgi olarak, Küba’ya Amerika tarafından uygulanan ambargonun, çeşitli sebeplerle birleşmesiyle, zamanında ülkede tuvalet kağıdı erişimi konusunda bir kriz yaşanmış. 2014 itibariyle dışarıdaki tuvaletlerde tuvalet kağıdı bulma ihtimaliniz biraz düşük. Artık yanınıza 36’lı tuvalet kağıdı mı alırsınız ne yaparsınız bilmiyorum ama, en azından bir otelde kalırsanız böyle bir sorun yaşamayacağınızı söyleyebilirim.
- Tabii ki ülkede her şey toz pembe, hiçbir sorunları yok gibi bir durum yok. Zaman zaman dilenen insanlar görebilirsiniz. Turist olduğunuzu fark edip yanınıza gelerek sizden onlara bir şeyler vermenizi isteyecek insanlar olabilir. Eğer imkanınız varsa bence yardımcı olmanızın bir sakıncası yok. Ancak Fidel bu duruma çok kızıyor-imiş, “bu ülkede emek verirsen karşılığını da alırsın” demiş-imiş, bilemiyorum…
Bana bu kadar Küba yetmedi daha fazlasını istiyorum diyenler için (ufak kapitalist göndermemi ince görenleri selamlıyorum) şöyle bir şeyler önereyim; Küba ile ilgili yeme içme, konaklama, ulaşım gibi detaylar için şuraya, Havana gezi rehberimiz için şuraya, Cienfuegos, Santa Clara, Trinidad ve pek de Küba sayılmayan bölge Varadero’yu kapsayan bir rehber için ise buraya bakabilirsiniz. Adios amigos.