Blogger Olmak: Yeni Nesil Bir Mesleğe Adaptasyon Seansı

Aaa blogger mı o? Boş beleş gezip bir de üstüne para kazanan, sadece markaların gönderdiği ürünlerle ömrünü geçiren, hiçbir vasfı olmadan herkesten daha mutlu bir biçimde çoğu kişinin “hayallerini” yaşayan insanlar topluluğunun bir başka üyesi. Kimsenin sevmediği ama herkesin takip ettiği, bir nevi mesleklerin Şeyma Subaşı’sı. Bir kere bu bir meslek değil ki ya, ben de fotoğraf paylaşıyorum bana niye kimse para vermiyor o zaman, e hobi desen hangi insan yalnızca hobi olan bir şeye bu kadar zaman ayırır? Demek ne biçim para kazanıyor da her şeyi bırakmış lansmandan lansmana koşuyor, etkinlikten etkinliğe zıplıyor. Ahhh be, blogger olmak vardı harbiden.

Giriş tatmin etti mi, yoksa biraz daha blogger kötülemek ister miyiz? Biz de blogger olduğumuz için bu alanda istediğimiz kadar atıp tutabilmenin rahatlığı ile girişte “sarcasm” şov yaptık, şimdilik bu kadarıyla idare edelim, izninizle biraz bloggerlık, blogger olmak ve bu işten para kazanmak gibi konulardan bahsetmek istiyoruz.

Ben Çok Geriden Geliyorum, Blogger Ne Demek?

Öncelikle aramıza hoşgeldin. Yontma Taş Devri nasıldı? Avcılık, toplayıcılık falan nasıl gidiyor, ateşi buldunuz mu, etler hala çiğ mi, anlatsana biraz, biz de senin geldiğin yeri merak ediyoruz………..Tamam tamam, ama yani bu blogger ne demek aşamasını da geçmiş olman lazım artık ya, 2018 yılındayız pes.

Aslında son derece kişisel kapsamı olan web sayfaları şeklinde piyasaya çıkan bloglar, çıktığı dönemden bu yana bayağı bi’ şekil/konsept değiştirdi ve günümüzde bloglar pek çok dergiden/yayından daha fazla okunan, hem deneyim, hem bilgi içerikli kaynaklara dönüştüler. Blogger ise tahmin edeceğiniz üzere blog yazan kimselere deniyor (vay be ne kadar iyi bilgi di mi), ama tabii bu sözcük günümüzde somut olarak bir blogu olmayan kişiler için bile kullanılıyor, bir çeşit anlam değişimine uğradı diyebiliriz. Blogger sözcüğü yerine “Influencer” sözcüğünü de duymaya başlamış olabilirsiniz ki, aslında bu çok daha kapsamlı ve mantıklı oluyor, (biliyorsunuz ki Youtube ya da Instagram odaklı içerik üreten kimseler de var) çünkü bu sözcük etkileyen, etki eden kişi anlamında kullanıldığı için aslında cukkk diye oturuyor. Kabul edin veya etmeyin, artık hepimizin tüketim alışkanlıklarında ya da karar verme aşamalarında influencer denilen kimselerin etkisi var. Üstelik bu kişilerin “ünlü” olmayan, sizin bizim gibi insanlar olması da gerekmiyor. Artık oyuncular, şarkıcılar, sanatçılar, aklınıza kim geliyorsa herkes, birer Influencer (ya da zaten öyleydiler ve yalnızca yeni yeni bu ismi kullanmaya başladık) ve bu iş yalnızca akıllara ilk gelen platform olan Instagram üzerinden değil, Twitter, Facebook, Youtube, Snapchat, aklınıza ne geliyorsa hepsi üzerinden ilerliyor.Siz direkt olarak blogger/youtuber/instagrammer takip etmiyor bile olsanız, bir arkadaşınız, kuzeniniz, ofisteki o güzel ayakkabılı kız ya da sokakta yanınızdan geçen o şahane kulaklığa sahip adam, o aldığı şeyi bir influencer’dan görüp aldı ve siz de ondan görüp beğendiniz, sadece bundan haberiniz yok. Daha önce hiç ilginizi çekmeyen bir etkinlik şimdi arkadaş grubunuzun gündemine mi oturdu, asla giymem dediğiniz o kısa taytlar şimdi üniformanıza mı dönüştü, ulan bununla doyulur mu dediğiniz acai bowl’u evde yapmak için adını bile okuyamadığınız bir alet mi satın aldınız? Bilin bakalım bu nereden aklınıza girdi. Cevabı biliyorsunuz.

Biz Bu Bloggerlık İşine Nasıl Savrulduk?

Şimdiii, yıl 2013. Sdfsd gerçekten öyle ya, böyle Malazgirt Savaşı’nı anlatıyor gibi oldu ama, 2013 yılındaydık işte. Biliyorsunuzdur, biz ilkokul arkadaşıyız, biraz büyüyüp gaza gelip birlikte yaşamaya başlamışız, mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz. E blog mlog zaten hiçbir şey yok ortada, (blogger olmak ne demek biliyoruz ama, o kadar geride değiliz, lafımı sokarım…..) okula falan gidiliyor daha, öyle yıllarımızdayız. Beraber bir seyahate çıkmadan önce internetin derinliklerinde kaybolurken şunu fark ettik; E biz bu araştırma işini hep yabancı kaynaklardan yapıyoruz? Yani bir yere gitmeden önce şöyle açıp da okuyacağımız ve net güvenebileceğimiz Türkçe hiçbir kaynak yok. Tabii ki var olan bloglar var ama çoğu bize hitap etmiyor, içinde “Paris’e gidince Eiffel Kulesi’ni kesin görmeniz lazım” gibi öneriler var. Kimse işimize yarayacak, bizim kafamızda bir şeyler anlatmıyor. İşte hayatımızda ilk defa o zaman sadece yargı makinesi gibi çalışan beynimize söz geçirebildik ve dedik ki “çemkirip duracağımıza kendimiz yazalım abi o zaman”. Neticede bir yola girdik ama, o kadar amatörüz, o kadar bilgimiz yok, o kadar para kazanma gayesiyle başlamadık ki ilk sene Instagram açmayı bile akıl edemedik. SEO nedir, bir web sitesi nasıl idare edilir, Instagram açtık diyelim, bu Instagram nasıl bir blogu temsil edebilir, en ufak bir fikrimiz yok. Neticede bu sektör geliştikçe biz de onunla beraber geliştik, deneye yanıla öğrendik, ne yaptığımızı bilmeden ilerledik durduk ve hem seyahate hem yazmaya olan sevgimiz sebebiyle bir şekilde pes etmedik. İlk seneler (evet ya SENELER RESMEN) ne bir proje aldık, ne bir iş geldi, ne para kazandık. E öyle bir beklentimiz de yoktu zaten, öyle bir şey olabileceğini bilmiyorduk çünkü. Bir noktada Hürriyet’in “En Uzman Web Sitesi” ödülünü bize verdiler, o zaman bi’ şüphelenmeye başladık, “ulan galiba şaka maka bir şeyler mi başarıyoruz nedir” falan dedik ama, onun ardından bile öyle markalar üstümüze üşüştü, paraya para demedik, yastıkları parayla doldurduk gibi bir şey olmadı tabii ki. Neticede bu bloggerlık meselesi biz farkında olmadan o kadar vaktimizi almaya başladı ki, bir baktık hakikaten işimize dönüştü. Biz de şaşkınız, biz de halen durup durup “yalnız hakikaten bu işi yapıyoruz ya bi dakika” anları yaşıyoruz, ama şimdilik halimizden mutluyuz.

Blogger Olmak ve Youtuber’lık/Instagrammerlık Aynı Şey Mi?

Öncelikle yoğun İngilizce kullanımı ve katledilmiş Türkçe için özür dilemek istiyoruz, ancak bu kavramlardan söz ederken şu an genellikle insanlar arasında nasıl kullanılıyorsa, biz neye maruz kalıyorsak o şekilde kullanmak istedik, keyfimizden değil. Sorunun cevabına gelecek olursak, hayır, değil. Evet Youtube’da da içerik üretiliyor, evet Instagram üzerinden de içerik üretiliyor, ancak blog yazmak başka bir şey. Bunu blog yazmak daha önemlidir anlamında söylemiyoruz, sadece bir kategori farkı söz konusu.

Biliyorsunuz, Youtube video içerikleri üzerine kurulu, “5 DAKİKADA 335 ÇİĞ KÖFTE YEME CHALLANGE” ya da “EN İYİ ARKADAŞIMLA BİRBİRİMİZİ TOKATLADIK” gibi “derin” içerikleri saymazsak pek tabii Youtube’da da kaydadeğer içerikler üretiliyor. Ancak gözlemlediğimiz kadarıyla Youtube ile ilgili durum biraz daha farklı, çünkü Youtube’u en çok çocuklar/liseliler izliyor ve bunun da etkisiyle inanılmaz hızlı bir içerik tüketimi söz konusu. Çeşitli trendler ve akımlar ortaya çıkıyor, dalga dalga yayılıyor ve 1 ay önce inanılmaz popüler olan bir şeyi 1 ay sonra kimse hatırlamıyor bile.

Bloglarda ise durum biraz daha farklı, çünkü pek çok kişi artık blogların devrinin sona erdiğini iddia etmeye çalışsa bile bize kalırsa işler pek de öyle değil. Bizim kişisel yorumumuza dayanarak, blogların daha farklı bir yeri olmasının en büyük sebebi, bu her anlamda tüketim çılgınlığı yaşanan dönemde halen okuyan insanlara hitap ediyor olmaları. Yani şöyle düşünün, 140 karaktere (gerçi artık 280 di mi) duygu durumumuzu sığdırabildiğimiz, Instagram gibi bir yerde altta yazan 3 satırı bile okumayıp yalnızca görsel kısmını tüketmeye alıştığımız, her şeyin en hızlı, en pratik, en kısa, en direkt versiyonunun tercih edildiği bu dönemde bir şeyler okumak isteyen birileri hala var ve bu insanlar hala herhangi bir konuda bilgi almak için bir makale/yazılı bir içeriğe ulaşmayı tercih ediyorlar. Aslına bakarsınız buna öyle “nostaljik” hale gelmekte olan bir şey muamelesi yapmak da doğru değil. İşin “ayy okumak ne güzel, yaşası okuyan insan kısmına” vurgu yapmaya çalışmıyoruz yani. Şöyle düşünün, halen bilgisayar almadan önce, bir seyahate çıkmadan, herhangi kategoriden bir ürün satın almadan önce Google’a girip önünüze çıkanları okuyor, onlarca sayfa arasında dolanıyorsunuz. Bir Influencer’ın Instagram’da paylaştığı ve reklam olduğu için mi yoksa gerçekten beğendiği için mi paylaştığına bir türlü emin olamadığınız, ama bir şekilde aklınıza düşen o ürünü internette araştırıp gerçek deneyimlere ulaşmaya çalışıyor, yazılı kaynaklardan araştırıyorsunuz. İşte bizce bu işin asla bitmeyecek kısmı ve bloglar da tam olarak bu noktada devreye giriyor. Blog dediğimiz şeyin illa ki bilmemne.blogspot.com tadında, kıytırık tasarımlı, sağda solda Google reklamlarının cirit attığı ve mayın tarlasında dolaşıyor gibi hissettiğiniz, berbat görsellerle dolu bir platform olması gerekmediği gibi, artık herkes, ama herkes bir şekilde farkında olarak veya olmadan ne konu üzerine olursa olsun yaptığı araştırmayı bloglardan da faydalanarak yapıyor. Bu yüzden blogculuk ölmeyecek, BLOGLAR VARDIR, DURMA HAYKIR diye yürümek istiyorum şu an sokaklarda sdfs.

Bir Blogger Ne Yapar, Neden Bloggerlık Tam Zamanlı Bir İş Kategorisindedir?

Aslında bu kısım biraz bloggerlığın ne denli hayatınıza dahil olduğuna bağlı. Yani bir blogunuz olabilir, bu bloga düzenli olarak içerik giriyor olabilir ve bunun üzerinden bir gelir sağlamasanız bile çok faydalı içerikler üretiyor olabilirsiniz. Blogger olmak gibi bir niyetiniz olmak zorunda değil, isteyen herkes blog açabilir. Fakat biz işin bunu hobi olarak değil, bir iş olarak yapanlar tarafına yöneleceğiz, çünkü bu kısmı merak ettiğinizi biliyoruz.

Blogların geçmişi bayağı gerilere dayansa da bloggerlığın bir meslek olarak kabul edilmesi aşamasına geçmek bayağı zorlu. Tam olarak “anneanneme ne iş yaptığımı anlatamıyorum ve beni işsiz sanıyor” mesleği diyebiliriz, ki maalesef bu durum yalnızca anneannelerimiz için değil, kendi yaş grubumuzdaki insanlar için bile geçerli. Herkes blogları okuyor, herkes bu içeriklerden faydalanıyor, herkes influencerları takip ediyor, ama kimse bunun bir meslek olduğunu kabul etmiyor gibi bir durum söz konusu. Yani bir yazıyı gidip dergiye ya da gazeteye yazdığınızda her şey herkes için tamam, ama bunu internet üzerinden yapıyorsanız o zaman bir anda “eee yani ne iş yapıyorsun anlamadım” oluyor. Dolayısıyla bloggerlığı bir meslek olarak edinme niyetiniz varsa bu duruma alışmanız lazım. Hani polis çevirse ve ne iş yapıyorsun kardeş dese “ee şey bloggerım ben ESTEE LAUDER ÇOK SÜPER” diyemezsiniz mesela, geçmiş olsun……….


Bir blogger ne yapar kısmına gelecek olursak, tabii ki temel iş içerik üretmek. Özellikle bloggerlık ve sosyal medya artık tam anlamıyla birbirine entegre olduğu için, yani Instagram’ı olmayan bir blogger artık pek de sektörde tutunamayacağı için bu, hem blogunuz hem de sosyal medya sayfanız için düzenli olarak içerik üretmek anlamına geliyor. Günümüzde markaların ve kuruluşların sosyal medya kısmı ile ilgilenmek için ayrı departmanları olduğunu ve insanlara bunu yapmaları için aylık maaş ödediklerini düşünürsek artık bu kısmının da ayrı bir iş olduğunu kabul etmek çok da güç olmayacaktır sanıyoruz. Bu noktada önemli olan bir kısım da kafanıza göre “ay ben bu hafta paylaşım yapmayacağım ya canım istemedi” gibi bir lüksünüz olmaması. Hem blogunuzu hem sosyal medya sayfalarınızı sürekli olarak aktif tutmanız gerekiyor, çünkü aksi takdirde cart curt değişen algoritmalar içinde kaybolup gidiyor ve daha az geri dönüş almaya başlıyorsunuz.

İçerik üretmek derken kast ettiğimiz şeyi de biraz daha açmak gerekiyor, çünkü bu hem yazılı, hem görsel içerik üretmeyi kapsıyor. Eğer bu işe gerçekten emek veriyorsanız işler öyle 2-3 selfie çekip paylaşmaktan ibaret olmuyor, fotoğraflarınızın kalitesi, düzenlemesi, belli bir standartı olması gerekiyor ve bu da tabii ki belli programlara/uygulamalara hakim olmanız anlamına geliyor. Aynı şekilde bırakın işin makale yazdığınız kısmını, Instagram’da fotoğrafınızın altına yazdığınız ve o hiçbir şeymiş gibi duran kısım için bile kayda değer bir şeyler oluşturmanız gerekiyor, çünkü yoksa insanlar sizi niye takip etsin?

Tabii bir de bu işin teknik kısmı var. Eğer blogunuzun Google’da tepelerde çıkmasını, yani daha fazla insana ulaşmayı istiyorsanız öyle “enn güzel yazıyı ben yazayım bu iş tamam” demekle olmuyor ve iş yazı kısmıyla bitmiyor. SEO denilen şeyi öğrenmeniz, bununla ilgili gelişmeleri takip etmeniz, içerikleri ona göre oluşturmanız ve tabii ki bir web sitesini en azından basic seviyede yönetebiliyor olmanız gerekiyor.

Kendimizden örnek vererek işi şöyle bir maddelendirecek olursak belki daha açıklayıcı olur.

*Biz bir iş günümüzde ne yapıyoruz?
*Site için yeni içerikler/makaleler oluşturuyoruz. Yazı kısmı yani. İşin en önemli kısmı diyebiliriz sanırım. Özellikle bir içeriğimizin ortalama 12-13 sayfa civarı olduğunu düşünürsek.
*Şu anda düzenli olarak yazdığımız bir yayın olmasa da (önceden 6 ay kadar GQ Türkiye’nin seyahat bölümü bizdeydi mesela, ya da 2 sene boyunca Tempo’da yazdık, bu gibi işler) bazen başka yayınlar için içerikler ürettiğimiz oluyor. Bunların blogda yayınladıklarımızdan farklı olmasını istediğimiz için daha farklı yazılar hazırlıyoruz.
*Markalar için projeler geliştirerek bir reklam ya da tanıtım işini kitlemiz için uygun hale getiriyor ve markaya doğru yönlendirmede bulunuyoruz. Birçok influencer çatır çutur hiç üstüne düşünmeden reklam paylaşıyor olabilir, bizde iş öyle değil, ciddi kafa patlatarak yapıyoruz. (bunu aşağıda daha detaylı bir şekilde anlatacağız, çünkü aslında bu en “iş iş” kısmı)

*Haftanın içeriklerini planlıyor ve oluşturuyoruz. Hem blog, hem sosyal medya için. Bu gününe göre anlık da gelişebiliyor, çok sistematik olmayı sevmiyoruz, ama bir düzeniniz olmak durumunda. Yani tabii ki özellikle story kısmında gelişen saçma sapan hallerimiz anlık gelişen şeyler, ama örneğin bir proje söz konusuyla bunu nasıl ve ne şekilde paylaşacağınızı planlamak durumundasınız.

*Günlük sosyal medya yönetimi işleri. Yorumlara cevap vermek, mesajları cevaplamak, fotoğrafların doğru zamanlamalarla paylaşım gibi gibi. Bu kısmı hafife almayın, çünkü sizi takip eden kişi sayısı arttıkça sırf bu cevaplama işine bile ciddi bir süre ayırmak anlamına geliyor.

*Fotoğraf düzenliyor/editliyoruz. Blog için çektiğimiz ve Instagram için çektiğimiz fotoğraflar iki bambaşka kategori, tamamen farklı telden çalıyorlar. Her ikisi için ayrı ayrı düzenlemeler yapmamız gerekiyor, bu da ciddi bir zaman gerektiriyor tabii ki.

*Her gün değil ama, yine de belli bir düzen içinde sitenin teknik işleri ile ilgilenmek gerekiyor. Sitede bir sorun çıkabiliyor, sorun çıkmasa bile güncellemeler gerekebiliyor, özetle siteyi ayakta tutmanız gerekiyor.

*E pek tabii bir takım toplantılara ve görüşmelere gidiyor, markalar, ajanslar, kuruluşlarla bir araya geliyoruz. Bunun dışında bir takım lansman ve etkinliklere de katılıyoruz ama açıkçası ilgimizi çekmeyenlere gitmiyoruz, öyle lansman lansman dolaşmak gibi bir huyumuz yok, bize biraz manasız geliyor.


*İşin seyahat kısmı öncesi/sonrası neler yapıyoruz?
*Gideceğimiz ülkeye ilişkin yoğun bir araştırma sürecine giriyoruz. Kültürüne, mutfağına, tarihine, sanatçılarına ya da o ülkeye özgü konulara ilişkin ne kaynak varsa dört bir koldan girişiyoruz. Ama bu sadece internet araştırması değil. Kitap, belgesel, filmler, biriktirdiğimiz kaynakların incelenmesi gibi konuları da kapsıyor.

*Gezmeyi planladığımız yerlerin listelerini çıkarıyor, harita üzerinde tek tek lokasyonlarını işaretliyor, günlük rotalarımızı planlıyoruz. Öyle “woww çok spontane takılıyoruz yaşasın gezginlikkk” tadında geçmiyor, çünkü temel gayemiz kaliteli içerik oluşturabilmek ve bunun için sistemli hareket etmek gerekiyor.

*Yeme içme kısmı için ayrı listeler oluşturuyoruz. Bu mekanları tek tek araştırıyor, kategorilendirmeye çalışıyor ve farklı tarzda gezginlere hitap edebilecek çeşitlilik yaratmak için ona göre mekanlar belirliyoruz. Öyle aa şurası güzelmiş ya diye bir yere gittiğimiz çok nadirdir yani.

*O ülkenin bloggerlarına, sosyal medya hesaplarına dalıyor, orada neyin trend olduğunu, lokallerin neye ilgi gösterdiğini tespit etmeye çalışıyor ve daha “yerlisi gibi” bir deneyim yaratmaya çalışıyoruz.

*Gezi esnasında Instagram için ayrı, blog için ayrı fotoğraflar çekiyoruz ve binlerce fotoğraftan bahsediyoruz.

*Gezi boyunca doğru saatlerde, en çok ilgi çekebilecek fotoğrafları paylaşıyor olmamız gerekiyor. Bunları seyahat boyunca tek tek editlememiz, düzenlememiz ve altlarına bilgi içerikli metinler hazırlamamız gerekiyor.

*Yine gezi boyunca story üzerineden bol bol paylaşım yapıyor, sesli olarak ve video üzerinden de size şehri gezdiriyoruz. Bu bir yandan rotamızı izlerken ve bir yandan fotoğraf çekerken bir yandan da sürekli olarak video çekmemiz anlamına geliyor.

*Döndükten sonra içeriklerimizi gezinin üstünden çok zaman geçmeden hazırlamaya özen gösteriyoruz. Gezi rehberini ayrı, yeme içme rehberini ayrı, gece hayatını ayrı, gittiğimiz ülkeye göre ayrıca rehber çıkarabileceğimiz spesifik bir konu varsa onu ayrı yazıyoruz. Şöyle düşünün, sırf Amerika gezimiz için 10+ içerik çıktı ve bunlar ortalama 15 sayfa falan.

*Gezi boyunca çektiğimiz binlerce fotoğrafın içinden içeriklere uygun olabilecek fotoğrafları eleyip düzenlememiz gerekiyor, çoook uzun süren bir başka süreç.

*İçerikler tamamlandıktan sonra sosyal medya kanallarımız üzerinden duyurusunu yapıp bunlar için de ayrı içerikler hazırlamamız gerekiyor.

Markalar Neden Bloggerlara/Influencerlara Reklam Veriyor, KİMSİNİZ OĞLUM SİZ ŞEBEKE MİSİNİZ?

Çok basit, çünkü aslında bu yeni nesil meslek, markalara reklam yapabilecekleri yeni bir platform sunuyor. Evet X markası gidip televizyona da reklam verebilir, gidip billboardlara çarşaf çarşaf reklam da asabilir, ama onun yerine Ayşe’ye ya da Mehmet’e gidiyor, neden? Çünkü eğer doğru kişiye giderse daha az para ayırarak ulaşmak istediği hedef kitlesine ulaşabiliyor, bu 900.000 kişi değil de 100.000 kişi oluyor, ama o ürünü ya da servisi almayı gerçekten değerlendirebilecek daha doğru kişiler oluyor. Üstelik online olarak birçok şeyi halledebildiğimiz bu çağda herhangi bir ürüne direkt yönlendirme yapılabilen, trendleri influencerların belirlediği ve direkt olarak satın almaya yönlendirebildiği platformlardan bahsediyoruz, neden sadece televizyona ya da gazeteye bütçe ayırsınlar ki?

Bloggerlar Nasıl Para Kazanıyor & Marka İşbirlikleri Nasıl Oluyor?

Şimdii, tahmin edersiniz ki bizim de yaşamımızı sürdürmek için para kazanmamız gerekiyor. Bizim özelimizde konuşacak olursak bunu bir döngü gibi düşünebilirsiniz, para kazanmazsak seyahat edemez ve içerik üretemeyiz, seyahat etmezsek içerik üretemez ve para kazanamayız. Dolayısıyla temel gayemiz olan seyahat etme işini sürdürebilmek adına tabii ki bizim de manyaklar gibi çalışıyor olmamız gerekiyor ve hayallerimizi gerçekleştirmeye devam edebildiğimiz sürece bu gecesi gündüzü olmayan bir tuhaf yeni nesil işi devam ettirebilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bu bölüm boyunca kendi özelimizde konuşarak devam edeceğiz, çünkü gerçekten birçok influencer markadan gelen her şeyi üzerine hiçbir şey düşünmeden çat çut paylaşıp blogunu/sosyal medya hesabını reklam panosuna çeviriyor. Bizi birazcık tanıyorsanız ve bu sebeple bu yazıyı okuyorsanız zaten asla bu şekilde bir çalışma mantığımız olmadığını biliyorsunuzdur. Kullanmadığımız, beğenmediğimiz, deneyimlemediğimiz hiçbir şeyi paylaşmadığımız için galiba bu alanda marka işbirlikleri konusunda en seçici davranan bloglardan biri olabiliriz. Bu sebeple aşağıda anlatacaklarımız tamamen bizim tarzımız ve bakış açımız üzerinden, herkesi bu şekilde yapıyor diye düşünmeyin yani.

En basit haliyle anlatacak olursak aslında süreç şu şekilde işliyor: Bir marka ya da markayı temsil eden bir ajans sizin profilinizin kendisiyle örtüşebileceğini düşünerek size geliyor, projeye ilişkin ufak bir bilgilendirme yaparak sizden bütçe teklif etmenizi istiyor. Siz de Influencer olarak markaya bütçe geçiyorsunuz ve anlaşabilirseniz proje gerçekleşiyor. Bu proje uzun süreli bir anlaşmaya da dönüşebiliyor, tek bir reklam projesi üzerine de kurulabiliyor, o tamamen nasıl geliştiğine ve markaya bağlı. Tabii dediğimiz gibi, bu en basit kısmı. Çünkü bu noktada bir Influencer’a düşen en önemli kısım gelen projeyi laps diye uygulamak ve üzerine hiç düşünmemek yerine bu işi gerçekten hedef kitlene ve konseptine uygun hale getirmek. Bu da bizim açımızdan işin en çok kafa patlatılan kısmı oluyor zaten. Şunu demek istiyoruz, çoğunlukla seyahat üzerine paylaşımlar yapan ve mütemadiyen partileyen bir üniversite öğrencisiyseniz, sonra kalkıp bebek bezi reklamı yaparsanız insanlar tabii ki sizi samimi bulmaz ve samimiyet şu an bu alanda en kilit sözcük olarak düşünülebilir. Hayır demeyi bilmeniz gerekiyor. Bir diğer demek istediğimiz şey ise, eğer geleneksel medyada uygulanmaya çalışan reklam tekniklerini bir sosyal medya sayfasında uygulamaya çalışırsanız, ki çoğu marka halen bunun yanlış olduğunu anlayabilmiş değil, takipçileriniz buna olumlu bakmayacaktır, hem kitlenize hem de değişen dünyaya, yeni reklam yöntemlerine uyum sağlamanız ve yaratıcı olmanız gerekir.

Tüm bunlar size karmaşık gelmiş olabilir ve bu bloglar/sosyal medya işi nasıl bu noktaya geldi diye düşünebilirsiniz, eğer işin içinde değilseniz gayet normal. Şöyle düşünün, bir dergide zaten üst üste 50 sayfa reklam göreceğinizi bilir ve bunu yadırgamazsınız, radyoda araya reklam girince şok olmazsınız, televizyon izlerken dizinin arasına 20 dakika reklam girince bile belki biraz küfür eder, ama bunu garipsemezsiniz, çünkü bu artık alışılagelmiş bir şey. Geleneksel medya dediğimiz şey yani. Ama influencerlık kavramı bu diğer saydığımız geleneksel medya mecralarına kıyasla daha yeni kabul edilebileceği için ve insanların kişisel yaşantısıyla da doğrudan ilişkili olduğu için henüz diğerleri kadar kabullenilemedi. Instagram’da bir mesaj uzaklığında olan, yorum yapabildiğimiz, diyalog kurabildiğimiz o insanlar nasıl olur da reklam yapar, ünlü mü kardeşim bunlar diye düşünüyor, buna engel olamıyoruz. Aleyna Tilki hiç işe yaramayan bir zayıflama çayı reklamı yapsa umrumuzda olmuyor ama, sosyal medya üzerinden yüz binlerce insana hitap eden birisi herhangi bir ürünün reklamını yapınca “yettin artık reklam yapmasana” diyoruz. Halen çoğumuz Instagram ya da Youtube üzerinden para kazanılmasını yadırgıyor, bunun bir meslek olabileceğini kabullenemiyor, her reklam olduğunu düşündüğümüz şeye “aha yakaladık seni reklam yapıyorsun” tepkisi veriyoruz. Hep beraber bu işe alışacak mıyız; onu kesin olarak zaman gösterecek.

*Bu yazının devamı gelecek, öyle çat diye bitmesi bu yüzden. Sevgiler.

9 Yorum

  • Kavramları ve yeni nesil reklam stratejilerinin nasıl işlediğini çok iyi anlatan bir yazı olmuş. Biz de gerek blogumuz için, gerekse YouTube ve Instagram’ımız için içerik üretirken benzer reklamlama endişesi içinde oluyoruz. Çünkü samimiyetten uzak olan kişi ve bloglara biz de pek bir iyi gözle bakmayanlardanız. Geleneksel medya kafasını bu kadar eleştirip, bu kadar karşı mecrayı elinde tutabilen bir gençlik var ve hala bu insanlara samimiyetten uzak, alakalı-alakasız ürünü pazarlama kafasıyla reklamlı içerik oluşturmak komik geliyor. Ama tabii canımız OİTHE öyle mii? Elbette değil. 🙂

  • Yazının devamını mutlaka bekliyoruz efenim. Hatta en önemli kısımlardan birisi (ya da benim en merak ettiğim ve cevabını bulamadığım kısım) marka işbirlikleri ve projeler için marka ile iletişim kısmı nasıl oluyor? Mesela siz e-posta atıp markaya mı ulaşıyorsunuz yoksa marka mı size ulaşıyor? Bu kısımda ajanslarla iletişim nasıl oluyor? Çünkü blogum var, hasbelkader girip çıkan da var ama markalara ulaşmada izlenmesi gereken yöntem nedir? Biz mi gidip markayı bulacağız yoksa yeterince ziyaretçi sayısı olunca marka mı bizi bulsun diye oturup bekleyeceğiz, bu kısmını gelecek yazılarda biraz daha açmanızı reca ediyoruz.

  • Evet bloglar hala okunuyor. Tam da dediğiniz gibi bir konuda karar verme amacındaki kişi, güvenilir kaynak arayışıyla bloglara geliyor. Bir de yazı, sözcüklerden ve resimlerden daha iyi bir ifade biçimi bence. Bloglar bitiyor konusu tam bizim millete uygun bir muhabbet. Çünkü özgün içerik üretmek emek ve bilgi işi. O da bizimkilerin işine pek gelmiyor. Sosyal medyanın her türlü alavere, dalavere olan kısmı daha cazip geliyor.

  • Bayıldım! Epey uğraşmışsınız doğrusu ve devamını merakla bekliyorum. Bu işi gerçekten kaliteli ve özenerek yapıyorsunuz. İlham kaynağım oldunuz, blog açıyorum:)

  • Gayet güzel, dolu ve doyurucu bir yazı yazmışsınız. Açıkçası bir kez daha neden sizin yazılarınızı okuduğumu hatırlattınız bana. Bir yerlere gezip fotoğraf çekmek herkes tarafından yapılabiliyor. Ancak “iki kelimeyi bir araya getirmek” herkesin harcı olamayabiliyor. Özellikle bir “gezi ve yaşam blogu” olduğunuzu düşündüğümüzde bu kadar iyi yazabilmek daha da dikkat çekiyor. Meraklı olanlar için baş ucu kaynağı gibi.

  • blogger diyince *juan de los muertos* adlı Küba menşeli bir filmde geçen bir sahne aklıma geldi.
    -Sara ne yapiyor?
    +Blogger.Internette saçma sapan şeyler yazan kişilerden.

    İnce mesaj var tabi bu sahnede.

    Saygılar,

  • Iste neden sizin iceriklerinizi severek okuyoruz bunun cevabi bir yazi daha 🧠 bana bazen arkadasimmis gibi verdiginiz cevaplarda is icabimiydi yani uhu uhu demiyor opuyorum ahsbdjdndjd

  • Neden oitheblog seviyoruz’un cevabı olmuş. Eğlendirirken düşündüren içerikler 🙂 Ben de yaklaşık 4 yıldır blog yazıyorum. Son günlerde youtuber olayı yüzünden acaba bloglar artık okunmuyor mu ya diye düşünüyordum. İçime su serpildi. Blog için bir Instagram hesabı açmıştım fakat 1 haftadır “no social media no tv” mottosuyla İstanbul’da yaban hayatı yaşamaya çalışıyorum. Instagram’a geri döner miyim bilmiyorum, şu an kafam çok rahat ama Insta olmadan bir şey olmaz demeniz bir düşündürdü beni. sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir