Euro Kullanmadan Gezebileceğiniz 7 Avrupa Şehri

“Yok canım o kadar da olmaz” derken o kadar da oldu, Euro aldı başını gitti. Daha da kötüsü olamaz dedikçe daha da kötüsü oldu, ilkokulda övüp durduğumuz “jeopolitik konumumuzun” bir getirisi olarak aklımıza estikçe, vakit buldukça (e tabi bir de acı bir gerçek olarak vize alabildikçe) kalkıp gidebildiğimiz Avrupa bir anda korkulu rüyamıza dönüştü. Yok ya! Şimdi herkes elindekini bırakıp sakince arkasına yaslansın çünkü Euro ile aramızdaki gerginliği bir süreliğine de olsa öteleyebilmenizi sağlayabilecek bir çözümümüz var: Euro kullanılmayan ülkeleri keşfe çıkmak. (Dahice değil mi?) Bunun için öncelikli olarak Avrupa’daki ülkelere girişelim dedik, kim bilir belki sonra bu listenin başka versiyonlarını da hazırlarız. Aranızda Avrupa’da Euro kullanmayan kaç ülke kaldı ki diye düşünenler olduysa bu liste tüm merakınızı giderecektir. Korkmayın, Euro kullanılmıyor diye listeyi pahalılıktan ölen İskandinav ülkeleriyle doldurmadık, daha mantıklı bir yol izledik. Aşağıda euro kullanılmayan avrupa ülkeleri için 7 şehir seçeneği mevcut, gelin hep beraber bakalım.

*Yazıya başlamadan şöyle bir açıklama da yapalım, belki bazılarınız fark etmiştir, bir süredir internet alışverişlerinizde harcamanızın bir kısmını nakit olarak geri kazanmanızı sağlayan Artıway ile bir ortaklığımız var. Kendisi özellikle otel (booking.com, hotels.com gibi), uçak, araba kiralama gibi konular için rezervasyon yaparken sık sık kullandığımız bir site olduğu için ortaklık içinde olmamızın en mantıklı olduğu kuruluşlardan biriydi galiba. “Ay siz reklam mı yapıyorsunuz ben hemen anlarım çok süperim” yorumları gelmemesi adına baştan söylemek istedik. Zaten mantıklı bulmadığımız ya da kişisel olarak kullanmadığımız bir şeyi size önermeyeceğimizi biliyorsunuz. Sonuç olarak aşağıda Euro kullanmayacağınız için bir tık daha ucuza gelmesini umarak gezeceğiniz yerlerdeki rezervasyonlarınızı Artıway üzerinden yaparak gezinizi biraz daha ucuza getirebilirsiniz. Artıway kapsamında hepsiburada.com’dan tutun, Markafoni, Trendyol, Teknosa, Nike hatta urbanoutfitters.com, asos.com gibi sitelere kadar yüzlerce seçenek mevcut ama bizim konumuz seyahat diye onları hiç karıştırmıyoruz, kendiniz kurcalarsınız. Şayet Artıway’e üye olmak isterseniz kendilerinden sizin için 10 TL başlangıç bonusu da kaptık, sadece üye olarak onu da kazanabilirsiniz. OitheBlog’dan 10 TL bonus ile üye olmak, markaları incelemek ve sistemin nasıl çalıştığına dair yönlendirmelerimizi okumak için şuraya tık tık. Hadi yine iyisiniz.

*Bu yazıyı ilk olarak redbull.com.tr için yazmış bulunduk, şuradan orijinaline göz atabilirsiniz.

Belgrad
1. Belgrad

Avrupa’ya gitmek deyince akıllara gelen Paris, Roma, Barselona gibi şehirleri bir kenara koyup yüzünüzü başka taraflara doğru çevirince akıllara gelen ilk yerlerden biri Belgrad. Neden? Öncelikli tercih sebebi diğer pek çok şehre kıyasla gerçekten çok ucuz olması. Yani Paris koşullarında hem şehrin pahalılığı hem de Euro nedeniyle pek de bir şey ifade etmeyecek, size sabahtan akşama kadar kruvasan yedirecek bir bütçe, Sırbistan’in para biriminin Sırp dinarı olması ve genel olarak şehrin ucuzluğu sebebiyle Belgrad’da basbayağı krallar gibi yaşamanızı sağlayabilir. Üstelik bu şehir gerçekten çok eğlenceli! Yani olur da efsane adam Nikola Tesla’nın müzesi, şehre biraz tepeden bakabileceğiniz Osmanlı izleriyle dolu Belgrad Kalesi ya da mimarisine hayran kalacağınız kiliseler ilginizi çekmiyorsa, sadece eğlenmek ve Belgrad gece hayatı için bile burayı tercih edebilirsiniz. Uygun bütçe ile şahane yerlerde yiyip içebileceğinizi ve buraya giderken vize almanız gerekmediğini de ekleyelim. Sevilmeyecek gibi değilsin be Belgrad!

Prag
2. Prag

Güzelliğin somutlaştırılıp şehir planlamasına dökülmüş hali, Kafka’nın depresyonundan ve yazdıklarından sorumlu şehir Prag, Euro’nun kullanılmadığı şehirlerden bir diğeri olduğu için bizi sevinç çığlıklarına boğuyor. Kişisel tarihimizde ilk seyahat ettiğimiz şehirlerden biri olma özelliğini taşıyan ve seyahat sevdamızı ateşleyen şehir olarak geçtiği için Prag’ı sevmememiz mümkün değil. Özellikle Eski Şehir bölgesine vurulacağınız, orta yerinden geçen Vltava Nehri’nin civarında cirit atmaktan bile mutluluk duyacağınız bu şehir, bizce bu listenin tartışmasız favorilerinden! Oralara kadar gitmişken mimarisi ile sizi bayağı şaşırtacak Dancing House’u görmeyi de unutmayın. Bina, dans eden kadın ve erkek figürlerinden esinlenilerek tasarlanmış. Nasıl olacak demeyin, oluyor.

Saraybosna
3. Saraybosna

Vizesiz gidebileceğiniz ve Bosna Hersek’in en büyük şehri olan Saraybosna, öyle çılgın bir eğlence odaklı değil ama, kültürel bir gezi için tam anlamıyla bir nokta atışı. Türk ve Osmanlı dönemine dair birçok tarihi simge ile karşılaşacağınız, yeme içme konusunda sırtınızın kesinlikle yere gelmeyeceği, kültürel anlamda ne denli benzediğimizi gördükçe “hepimiz kardeşiz” moduna geçmenize sebep olacak Saraybosna, 2-3 günlük bir gezi için gerek Türkiye’ye mesafesi gerek kolay gezilebilir büyüklükte olması ile kesinlikle ideal bir şehir. Bu arada yemek demişken, olur da bu yazıdan mütevellit gaza gelip Saraybosna’ya doğru yollara düşerseniz buraların efsane kebabı Cevapi’yi yemeden dönmeyin, pişman olursunuz. Hem midenize, hem Euro’dan ürkmüş bünyenize yeterince hitap edemediysek, buranın tipik Avrupa şehirlerine kıyasla ne kadar uygun fiyatlı bir şehir olduğunu vurgulamak isteriz, bakalım şimdi de “ay burası sıkıcı mıdır acaba?” diye düşünecek misiniz? Sanmıyoruz dostlar, sanmıyoruz…

Minsk
4. Minsk

Arkadaşlar, hayatınızda Friends’deki Pheobe’nin bilim adamı sevgilisi dışında Minsk’e giden kaç insan gördünüz? Hani sırf bu sebepten, bu özgün şanından ötürü bile Minsk’e gidilir ya, keşke yalnız bunun için sevseydik onu…Minsk Sovyetler Birliği’nden ayrılmış olmasının bir sonucu olarak dev binalar ve heybetli meydanlardan oluşan mimarisi ve bir yandan son derece Avrupai havası ile bayağı ilginç bir şehir. Eski ve yeni iç içe geçmiş, gecesi bambaşka, gündüzü bambaşka ve adamı gerçekten bayağı şaşırtıyor. Arada kalmış da bulabilirsiniz, kendine özgü de, orasını bilemeyiz, keşfetmesi sizden. Ancak Beyaz Rusya’yı görmüş olmak bile başlı başına enteresan bir deneyim olduğu için bizce denenir. Euro kullanıyorlar mı? Tabii ki hayır.

Kiev
5. Kiev

Hazır Beyaz Rusya’ya kadar gitmişiz, oradan biraz daha aşağı inip bir eski Sovyetler Birliği şehir daha övelim: Kiev! Burası Ukrayna’nın başkenti olmakla birlikte en büyük şehri. Kiev ile ilgili manasız ve hiç de komik olmayan espriler yapmak yerine şehri gerçekten keşfetmeye gidenlerin vardığı genel kanı şu: “Yahu bu şehir bu kadar güzel miymiş?” Bir diğer kanı ise bizi daha da ilgilendiriyor: “Burası bayağı uygun fiyatlıymış”. Hem kalkıp buradan oralara kadar gitmeye değecek, hem vize istemeyen, hem de Euro ile cebelleşmemize sebep olmayacak şehirler ilgi alanımıza giriyor efenim, kazandın bizi Kiev.

Bükreş
6. Bükreş

Şayet seyahat konusundaki trendleri takip etmek gibi bir huyunuz varsa bu sene dikkatinizi mutlaka çekmiştir, Bükreş “2017’nin en gözde destinasyonları” listelerinde en tepelere göz dikmiş durumda. Neredeyse her liste bizi Bükreş’e gitmeye itiyor, her ünlü yayın Bükreş’in güzelliğinden, keşfedilmemiş bir cevher olduğundan bahsediyor. Şanslıyız, çünkü Romanya’ya bayağı yakınız. Üstelik bu liste için bir diğer kriterimiz olan “Euro bize uzak, Avrupalılara yakın olsun” konseptimize de uyuyor. Eski Şehir bölgesinin güzelliği, gece hayatının canlılığı ve metro ağının genişliği de bonus olarak geliyor. Bükreş gezginler arasında daha popüler bir noktaya dönüşüp turistlerin cebini yakmaya başlamadan gidip bir kontrol etmekte fayda var. Sonrasında “abi ben oraya gitmiştim yaa’cılık” yapmak isterseniz hakkınızdır, çekinmeyin.

Euro Kullanmayan Ülkeler
7. Budapeşte

Liste kapanışını bir diğer efsane ile yapalım: Tuna Nehri’nin ayırdığı Buda ve Peşte’nin birleşiminden oluşan, kötü espriler yapmaya ya da aşk temalı benzetmeler ile klişelere koşmaya müsait şehir olan Budapeşte! Budapeşte, gerek eğlence amaçlı, gerek kültürel amaçlı bir gezi için kesinlikle harika bir seçenek, insana İstanbul’un “eski” hallerini hatırlatıyor. Gitmişken dünya çapında namı alıp yürümüş kaplıcalarında vakit geçirmeden (öyle anneanne işi değil, içinde parti yapılanları bile var), hafta içi ya da hafta sonu fark etmeksizin her daim eğlenceli olan gece hayatına kapılmadan, parlamento binasını gece ışıklandırması ile görmeden dönmek olmaz, zaten tam olarak o an şehir ile aşk yaşamaya başlayacağınız andır. Eğer denk getirebilme imkanınız varsa Budapeşte’ye Avrupa’nın en popüler müzik festivallerinden biri olan Sziget Festival döneminde gitmeniz de önerimizdir. Orada eğlenmeyen hiçbir yerde eğlenemez arkadaşlar, o kadar iddialıyız.

7 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir