Marmaris&Datça Gezi Notları: Bir Road Trip Hikayesi

Bu sene dank etti ve aramızda mütemadiyen konuşulan bir diyalog haline geldi; Biz Türkiye’yi yeterince keşfedemedik galiba. Akabinde hayıflanıp durmak yerine kararlar alındı, Çeşme, Bozcaada, Bodrum, Kuzey Ege gibi sık gittiğimiz yerlerden vazgeçildi ve “herkesin bu kadar seviyor olmasının bir sebebi olmalı” diyerek yeni destinasyonlar belirlendi: Marmaris ve Datça.

Bir kere baştan söyleyelim, buraların olayı bir başka, araştırdıkça o koyu da göreyim, şurada da denize gireyim, buranın da doğası muhteşemmiş diye diye görmek istediğiniz yerler listesi Das Kapital uzunluğuna erişiyor. Bu sebeple iyi planlamakta fayda var. Bu noktada imdadınıza biz yetişeceğiz, çünkü en iyi rotayı çıkarabilmek adına uğrayabildiğimiz kadar fazla noktaya uğrayıp şahanesinden bir plan çıkarmış bulunduk. Elbet ilk ziyaretimiz olduğu için gözden kaçırdığımız, atladığımız yerler olmuştur, ancak genel hatlarıyla ilk deneyiminiz için oldukça güzel bir plan çıkardığımızı söyleyebiliriz.

Karşınızda Marmaris Datça Gezi Notlarımız!

Datça
Marmaris&Datça Gezi Rotası

Efenim yukarıda da belirttiğimiz gibi çok yer, çok seçenek, gereğinden fazla güzellik söz konusu olunca bir takım yerleri elemek durumunda kalarak kendimize çıkardığımız rota şu şekildeydi:

  1. 50 dakikalık bir yolculuğun ardından Dalaman Havalimanı’na iniş ve araba kiralama.
  2. Dalaman’dan gezimizin en uzak noktası olan Datça’ya doğru yola çıkış ve yol üzerinde Akyaka keşif gezisi.
  3. 2 gün boyunca bol deniz, bol güneş, bol Can Yücel, özetle gidip de sevmeyenini bulamadığımız güzeller güzeli Datça.
  4. Datça’dan Marmaris’e geçiş, 2 gün boyunca Marmaris’in türlü bölgelerinde kaybolmalar, kayboldukça daha da sevmeler, “yaşasın yaz!” nidaları.
  5. Sürprizli gün: Dönmeden önce Göcek ile samimi dakikalar.
  6. İstanbul, “Neden geldim İstanbulacılık”, bir takım geri dönme çabaları, Welcome To Egzozlu Şehir Hayatı.

Gördüğünüz gibi pek neşeli ilerleyen road trip hikayemizin sonu hüzünlü bitiyor. Lakin eğer planımız ile ilgi çekebildiysek şimdi başlıklara ayırarak konunun biraz daha detaylarına inelim ve ballandıra ballandıra anlatalım diyoruz. Yerinizde olsak bu yazıyı kışın okumazdık, insanın için bir hüzün kaplıyor yahu!

Citroen C4 Cactus
Dalaman’da Araba Kiralama Meselesi

Bu noktada araba kiralama meselesini detaylandıralım. Biz arabamızı Sixt, Budget, Avis, Europcar gibi bilinen seçenekleri değerlendirip fiyat aldıktan sonra anladığımız kadarıyla Türkiye’de yeni aktifleşmiş olan Garenta’dan kiraladık.  (çünkü her yere çılgınca reklam dayamışlardı) Kendisi 5 günlük küçük çaplı road trip planımız için bize en uygun fiyatı verdi ve bize hiçbir sorun yaşatmadıklarını söyleyebiliriz. Araba kiralama meselesi ile ilgili verebileceğimiz en lüzumlu tavsiyelerden biri aracı Dalaman Havalimanı’ndan kiralamanız. Bu şekilde civarda gezip dolandıktan sonra uçak ile hızlı bir şekilde dönme kararı aldıysanız, arabayı son gün havalimanında bırakarak şehir içinde bir noktaya bırakıp sonra havalimanına ulaşma derdinden kurtulabilirsiniz.

-Bütçeyi merak edenler için tarihin en uyuz arabalarından biri ilan ettiğimiz Citroen Cactus’e 5 gün için 570 TL ücret ödedik. Aracın yakın tüketiminin baya düşük olduğunu ekleyelim. Evet yoldaki her sarsıntıyı hissediyorsunuz ve kiralık araç olduğu için her detaydan kaçınmayı ihmal etmemişler, ancak yine de benzin meselesi oldukça uyguna geliyor.

-Bu noktada arabanızı seçerken dikkat etmeniz gereken önemli bir unsur var: Yolların durumu pek de parlak değil. Bol bol tırmanacak, mıcırlı yollara girecek, gerekirse uçurum kenarında drift yapacaksınız (şaka şaka). Dolayısıyla araba seçiminizi yer yer zorlu olabilecek yol koşullarını göz önünde bulundurarak yapmakta fayda var.

-Eğer arabayı dönüşümlü olarak kullanacaksanız ek sürücü ekletmeyi unutmayınız efenim.

-Bu arada, planınızı biraz daha geliştirip, Dalaman’dan başlayayım, Milas Havalimanı’ndan döneyim gibi olaya girişirseniz, birçok araba kiralama firması arabanızı teslim aldığınız bayilerinden farklı bir bayiye teslim edebilme imkanı da sağlıyor, aklınızda bulunsun.

İşte Geldik Buradayız, Biz Bu İşte Ustayız

Bilirsiniz, tatilin ilk günü her zaman aşırı neşeli, normalde az güleceğiniz esprilere gözünüzden yaş gelerek güldüğünüz, henüz dinlenmemiş ve bir süre sonra dinlemekten sıkıntılar basacak playlistlerinizin olduğu, özellikle road trip yapıyorsanız I am a Passanger üstü Aeromith-Crazy’nin dinlendiği aşırı heyecanlı bir gündür. Haliyle bizim günümüz de Dalaman Havalimanı’nda abartılı bir neşe ile başladı. Yolumuz uzun (değil), koşullar çetin, kararımız belli, birazdan kiralayacağımız arabamızla önce rotamızın en uzak noktası olan Datça’ya gideceğiz, böylece dönüşte havalimanına yakın olacağımız için araba teslimi işi de külfet olmayacak, of Allahım ne kadar da mantıklı ve bilinçliyiz! Hazır bu kadar bilinçliyken kendimize bir güzellik daha yaptık ve güzergahımız itibarıyla mantıklı bir seçenek olan Akyaka’ya doğru yol aldık.

Azmak Çayı
Akyaka&Azmak Civarı

 Elbet Akyaka’ya uğrama, Datça’daki günlerimizden yemeye karar vermemizin bir sebebi vardı. Her sene olduğu gibi bu yaz da gittiğimiz, genellikle çok sevdiğimiz Çeşme’den bu sene hiç haz almamıştık. İstanbullu işletmecinin ele geçirdiği, asık suratlı, “bak elimin tersindesin” demeden durmanın zor olduğu insanların kol gezdiği bir ortama dönüştüğü için şurada bir rehber yazmakla kalmayıp hakkında atıp tutmuştuk bile. Bu sebeple artık yazlarımızı geçireceğimiz bir alternatife öyle ihtiyaç duyduk ki, sevdiğimiz birkaç farklı kişiden duymuş olmamız nedeniyle Akyaka’yı es geçmek olmazdı.

Akyaka, Marmaris ile Muğla’nın tam ortasında bir yerlerde, Gökova Körfezi’nin kıyısında yer alıyor. Arabanız olsun veya olmasın fark etmez, Akyaka’ya ulaşım zor değil. İster Marmaris’ten otobüse binin, ister Muğla’dan, ister Dalaman Havalimanı’ndan servise, tercih sizin. Bizim arabamız olduğu için işler daha da kolay oldu, Dalaman’dan kısa bir süre de Akyaka’ya ulaşmayı başardık ve güzelliğine karşı koyamamamız nedeniyle asıl hedefimiz olduğu için kendimizi direkt Azmak Çayı civarına attık.

Bölge sakinleri bölgenin giderek popülerleşmesinden şikayet ede dursun, Çeşme, Bodrum tatil beldelerinin ardından burası insana aslında bayağı sakin geliyor. Evet özellikle Azmak civarında bir günübirlikçi, çöplerini toplamadan ortalığı dağıtıp giden piknik bağımlısı popülasyonu tabi ki var. Ancak yine de Instagram’a #huzur hashtag’li fotoğraf koymak için değil, gerçekten huzur arayışında olduğunuz için sakin bir yer bulmaya çalışıyorsanız buralar sizin için biçilmiş kaftan. (o ne biçim laf ya) Azmak’ın suyunun güzelliği, berraklığı, suyun içindeki en küçük detayı bile görebiliyor olmanız inanılmaz bir his. Üstelik henüz popüler tatilcilerin gazabına uğramadığı için ortalıkta büyük bir tesis, açık büfede kendinizi kaybederek hiç yemeyeceğiniz şeyleri tabağınıza profesyonel bir biçimde dolduracağınız HER ŞEY AMA HER ŞEY DAHİL HADİ AKLINIZI KAÇIRIN tesisleri ile dolup taşmıyor. Bu civarda konaklayacaksanız küçük butik otellerde, garip beklentiler içine girmeyeceğiniz küçük tesislerde kalmanız gerekiyor. Umarız da hep böyle kalır, ki çok yüksek ihtimal kalmayacaktır.

-Tereddüt etmeyin ve Azmak’ta yüzün. Evet buz gibi, evet içinde devcileyin yosunlar var, ama sonra pişman olursunuz!

-Bu civarda kalacaksanız No:22 Riders Inn bölgedeki en güzel alternatiflerden biri. Yok biz konaklamayacağız derseniz en azından bir akşamüstü mojito’su için uğrayabilirsiniz.

-Akyaka=Kitesurf. İlginiz, merakınız, deneme isteğiniz var ise iyi yere kapak attınız.

-Azmak yakınlarında kalacaksanız buranın sivrisineklerinin bir acayip olduğunu hatırlatalım. Aramızdan birisi sivrisinek magneti olduğu için test edildi onaylandı, bunlar sinek değil VAMPİR arkadaşlar. Kovuyorsun arkasını toplayıp geliyor, vuruyorsun sen kim köpeksin diyor, öyle bir şey. O yüzden önleminizi alıp da gidin.

Can Yücel Sokak Datça
Datça’yı Keşfediyoruz: Can Baba’nın Elbet Bir Bildiği Vardır

Datça deyince aklımıza ne geliyor? Deniz değil, kum değil, güneş değil, önce Can Yücel geliyor. “Beni kuzum Datça’ya gömün!” demiş, boşuna mı demiş, boşuna mu bu kadar sevmiş? Can Baba’nın elbet bir bildiği vardır. Biz de elimizde Can Yücel kitapları, kafamızda söyledikleri, e doğruya doğru aklımızın bir köşesinde de denizinin, doğasının güzelliği ile ilgili duyduklarımız, onun izinde burayı keşfedeceğiz kafaya koyduk!

Datça’da Nerede Kalınır?

Biz Datça’da nerede konaklayacağımız konusunda bir nokta atışı yaptık ve iyi ki Villa Aşina’yı seçtik. Aşina’nın gülümseten bir hikayesi var; Orada tanıştığımız dünya tatlısı Arzu Hanım’dan ve tesisin sahibi Bülent Bey’den dinlediğimize göre aslında bir inşaat mühendisi olan Bülent Bey, buraya bambaşka bir proje için geliyor, fakat beklenmedik gelişmeler sonucu kendini Aşina’yı işletirken buluyor. İlk etapta “ben ne anlarım canım otel işletmekten?” diye başladığı serüveni resmen Datça’nın en samimi ve güzel butik otellerinden birini yaratmasıyla sonuçlanıyor! Bülent Bey ve eşi dünyanın birçok ülkesini dolaşmışlar, Bülent Bey bazen eşine “eh yeter artık” dedirtecek kadar çok eşya, obje, sanat eseri biriktirmiş ve odalar dahil otelin dört bir yanını koleksiyonuyla donatmış. İnsan etrafını incelemekten iki adımı zor atıyor.

-Bülent Bey yemekleri bizzat kendisi mutfağa girip hazırlıyor, bu sebeple otelde bir şeyler denemek niyetindeyseniz kendilerine önceden bildirmekte fayda var.

-Otel lokasyon olarak çok iyi bir noktada. Datça merkeze çok yakın, müthiş bir manzaraya sahip ve civarınızda birçok koy mevcut. Datça’ya tepeden bakarak havuza girmek ya da salıncakta sallanmak falan isterseniz tam yerine geldiniz.

Villa Aşina Datça
Kargı Koyu

Otele yerleştik, oteli övdük, oteldekiler ile kaynaştık, şimdi istikamet en yakınından başlayarak Datça’nın dillere destan koyları. Otelimiz Villa Aşina’yı baz aldığımızda bize en yakın olan koya gidiyoruz ilk: Kargı Koyu. Beklentimiz büyük, acayip bir deniz ile karşılaşacağız! Lakin merkeze yakın olmasından kaynaklı kalabalığından, plaj kabul edilemeyecek bir sahil şeridine sahip olmayışından ya da var olan birkaç küçük tesisin yarattığı kaostan mıdır bilinmez, öyle pek de vurulmuyoruz hani. Her şeyi de çok beğenmeyeceğiz ya canım?

Sonra kendimize birkaç ders çıkarıyoruz:

  1. İnternette her gördüğün abartılı blogger yorumuna inanma.
  2. Beklentini yüksek tut tabi tutmasına ama, *okunu da çıkarma. (Kaç kez Can Yücel dedik, küfürsüz mü geçecektik canım?)
  3. Datça’nın denizi kum değil, taş, kaya, çakıl, allah ne verdiyse, bu sebeple deniz ayakkabısı satın al ve bunun hayatının sonuna kadar bir sır olarak sakla, çünkü deniz ayakkabısı dünyanın en çirkin şeyidir.
Hayıtbükü

Tamam Kargı Koyu pek hayalimizdeki gibi çıkmadı. Ama şimdi sırada daha da efsane yerler var, pek hazır, pek heyecanlıyız. Datça Merkez’e göre sırasıyla “bükleri” keşfedeceğiz. İlk istikamet Hayıtbükü.  Of suyu amma güzel, ah burası da taşmış ama olsun buna değer diyerek suya atınca kendimizi, tamam diyoruz Datça’yı seviyoruz ve seveceğiz. İlk görüşte aşk değil de, tanıdıkça sevip bağlandığımız bir ilişkimiz olacak belli.

Bu arada, Hayıtbükü küçük, el değmemiş, çok kalabalık olmayan, sakin bir nokta olmasına rağmen bir şeyler atıştırabileceğiniz, 3-4 tesis mevcut. Biz sizi tabi ki deniz kenarında ev patatesi&kızartma ikilisini yemeye zorlayacağız, çünkü olması gereken budur. Bunun için istikamet Berke Cafe. Çok değişik, çok özel olduğundan değil abartmayalım gereksiz yere, bildiğimiz anne kızartması yaptıkları için.

-Hayıtbükü’nün hemen öncesinde küçük ama sempatik Kızılbük var, onu es geçtik ama müthiş görünüyor o ayrı.

-Buranın denizi diğer büklerin içinde tek kum&taş karışık olanı. Diğerleri komple taş, deniz ayakkabısı alın ve bu sırrınızı mezara kadar götürün, tekrar hatırlatalım.

datça denizi
Ovabükü

Hayıtbükü’nü öve öve tekrar yollaya düşüyoruz. Bükler civarındaki tabelalar gayet iyi olduğu ve her bükün arasındaki mesafe 8-9 dakikadan fazla olmadığı için birinde denize giriyor, birinde kuruyoruz, birinde çayımızı içip diğerinde kahve siparişi veriyoruz. Şımardık biraz evet.

Ovabükü Guardian tarafından Türkiye’nin en iyi plajı seçilmiş. “Brilliant ! –The Guardian”, “Amazing ! – Washington Post” şeklinde klişelere de maruz kalmış dünyaca ünlü bir yer. Denizi 3-4 adım gittikten sonra aniden derinleşip adamı tedirgin ediyor ama bir o kadar da güzel. Hayıtbükü’ne göre biraz daha büyük, buna rağmen biraz daha boş ve daha az tesis var. Tesis dediysek sakın öyle “Jölölöl Beach” mantığında Hande Yener’e maruz kalmalı beach gibi düşünmeyin tabi, küçük esnaf, kendi halinde güzel insanlar hep.

-Ovabükü’nden Palamutbükü’ne geçerken üzerinde hiçbir tesis bulunmayan, minik ama muhteşem güzellikte bir koy var. Gözden kaçırma ihtimalinizin çok yüksek olduğu bir patikadan arabayla ya da yürüyerek inebilir ve kimseler olmadan bir başınıza denize girebilirsiniz, aklınızda bulunsun.

Palamutbükü

Sakinliğin dibine vurduğumuz, kendimizi emekli albay sanmaya başladığımız, huzurdan kendimizi şaştığımız saatlerden sonra sıra meşhur Palamutbükü’ne geçince işler biraz daha farklı bir hal aldı. Palamutbükü upuzun, kocaman bir plaj. Tabi ki denizi şahane, insanların birbirine rahatsızlık verdiği türden olmasa da kalabalık, yer bulmak güç, inceden bir popüler tatil beldesi kalabalığı hakim. “Burada güneşlenecekseniz para ödemeniz gerekiyor” tabelaları, beach mantığının atası olan yerler bile mevcut. Olsun, ona da adapte oluyoruz, buz gibi denize girip Bozcaada’nın AYAZma’sına selam çaktık ve Datça ile dostluğumuzu bir kademe daha ilerlettik.

Gün boyu bükleri keşfettikten sonra şöyle bir kanıya vardık: Hangisinin favoriniz olacağı gittiğiniz döneme hatta güne göre değişiyor. Bir gün Hayıtbükü’nün suyu daha bulanık oluyor, diğer gün Palamutbükü’nde hiç beklenmedik bir rüzgar esiyor. Sonuç olarak hepsi bir şekilde şahane ve evet hepsi taşlık. Kum peşinde koşmayacak, beach kovalamayacaksanız, elbet birini sevecek, sevmezseniz 9-10 dakikada diğerine geçeceksiniz. Burada hayat mutlu olmanız için işleri bayağı kolaylaştırıyor, bir yolu bulunur.

Knidos Datça
Knidos

Tüm bu “bir elimde cımbız, bir elimde ayna, umurumda mı dünya” anlarının ardından bu sefer Datça’nın en uç noktasına, Knidos Antik Kenti’ni keşfetmeye koyulduk. Burası Ege ile Akdeniz’in buluştuğu, zamanında sanat, bilim ve mimarlığın başkenti olarak kabul edilmiş bir kente ev sahipliği yapmış, önemi büyük. 1987 yılında başlamış olan arkeolojik kazılar halen devam ediyor. Öyle ki bir bakıyorsunuz kazı alanının içine girmişsiniz, bir adım atıyorsunuz “ulan ben tarihe basıyorum galiba şu an, bunun etrafını şöyle bir çevreleselermiş daha iyi olmaz mıymış?” diyorsunuz. Tarihteki ilk çıplak olarak tasvir edilmiş Afrodit heykeli buradan çıkma, İskenderiye Feneri’nin mimarı bu topraklarda yaşamış, ünlü ressamlar, doktorlar, bilim insanları yürüdüğünüz yerlerden yürümüş, öyle de garip bir his üzerinde yürümesi, insanı bambaşka düşüncelere, hiç sorgulamadığınız şeyler sorgulamaya itiyor.

-Ulaşımı biraz zorlu denilebilir, çünkü yollar gerçekten tehlikeli ve ürkütücü. Sıcakta gezmesi de pek zor olduğu için mümkünse akşamüstü saatlerinde gidip hava kararmadan dönmek daha iyi bir fikir sanki.

-Alanı gezmek için 10 lira gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Yanınızda Müze Kart’ınız var ise ücretsiz.

-Lokallerden de öğrendiğimize göre Knidos’taki tek restoranın işletmesi neredeyse her sene değişiyor ve çoğunlukla olumsuz eleştiriler alıyorlar. Biz bir çay içmek için gittiğimizde bile kendilerinden gerçekten NEFRET ETTİK. Sonradan restoranın yemeklerinden zehirlenenler bile olduğunu öğrenerek bir şey yemeye kalkışmadığımıza da şükrettik,  dolayısıyla söz konusu mekanı da ona göre değerlendiriniz efenim.

Eski Datça
Eski Datça

Can Yücel dediniz durdunuz, nerede ulan Can Yücel dediğinizi duyar gibi olduk. (Aşk olsun, biz size böyle mi yapıyoruz?) Datça’yı Can Yücel’in izinde keşfetmek istiyorsanız izlerini en çok göreceğiniz yer Datça Merkez ya da Knidos değil, Eski Datça bölgesi. Eski Datça insanıyla, taş evleriyle, dar sokaklarıyla, Alaçatı gibi İstanbullu işletmeciye teslim olmamış, olan kısımları da güzel insanların eline kalmış bir güzel ömür uzatma kaynağı. Zaten küçücük, şöyle bir dolaştınız mı oranın yerlisi gibi hissediyor, gördüğünüz ilk yere atıveriyorsunuz kendinizi sanki yıllardır oranın insanıymış gibi.

Can Yücel’in evi de burada yer alıyor. Hatırlarsınız, 2011 yılında bir takım kendini bilmezler tarafından mezarı parçalanmıştı. O sebeple sorumluları bulunana(!) kadar kapıları Can Baba’nın evini gezmek görmek isteyenlere kapalı. Lakin yine de kapısına kadar gitmek isterseniz Eski Datça’nın ana caddesi sayılabilecek Çarşı Caddesi üzerinde kalan Can Yücel Sokak’tan girip yolu takip ettiğinizde evine ulaşabilirsiniz. Evin kapısında Can Yücel’e ait birkaç şiir, mezarının başına gelen iğrenç olaya dair bir sitem yazısı ve BirGün gazetesinde yayınlanmış “Keşke sen de burada olsaydın!” başlıklı bir yazı yer alıyor. Altında Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün ve diğer kaybettiğimiz canlarımızın fotoğrafları var, insan ağlamadan duramıyor. Keşke “O” da olsaydı gerçekten, doğru söylemişler..

-Eğer Can Yücel’in oturduğu yerlerde oturmak isterseniz Can Baba’nın arkadaşı da olan Orhan’ın Yeri’ne gidip bir bademli kahve patlatabilir, duvarlardaki Can Yücel şiirlerini okuyup kendisini bir kez daha anabilirsiniz.

Can Yücel'in Evi
Datça’da Ne Yenilir, Ne İçilir?

Eski Datça’da tam bir Türk usulü dev kahvaltı için Mehtap’ın Yeri

Sırf Semra Hanım ile tanışmak için bile Palamutbükü’nün en iyisi Jardin de Semra

Orijinal, değişik mezeler için Fevzi’nin Yeri (Dalangita, acılı badem ezmesi, cevizli zeytin şart)

Akşamüstü kahvesi, güzel müzik, güzel ortam için Datça Merkez’deki Roll

Güzel içki, güzel müzik, güzel insanlar triosu için hava karardı mı Coop Datça

Şahane dondurma için Palamutbükü’ndeki %100 Keçi Dondurması yapan o yer (evet adı o kadardı)

Marmaris’i Geziyoruz: Tanısak Sever Miyiz?

Neden Marmaris’i tanısak sever miyiz diye soruyoruz? Çünkü Marmaris ile ilgili ufak (tamam büyük) bir önyargımız var. Marmaris deyince aklımızda canlanan şey daha çok Türk erkeklerinin yabancı turistlere dadandığı, barlar sokağında gitar eşliğinde HAAĞKDEĞNİİİZ ĞAAHŞAMLARIIĞĞ seslerinin yükseldiği, 5 yıldızlı sevimsiz otellerde güneşe maruz kalmaktan Afyon sucuğuna dönmüş turistlerin kol gezdiği bir ortam. Ama bazı kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre orada bir yerlerde, kimselerin bilmediği diyarlarda güzel şeyler de oluyor. Tamam denemeden bilemeyiz, son 2 günümüzü Marmaris’te savrularak geçireceğiz. Hafiften sıkılmaya başladığımız playlistimiz hazır, Premium üye olmadığımız için bize yakında sifon sesi falan dinleteceğinden şüphelendiğimiz Spotify’a biraz sinirliyiz, ancak road trip benzeri bir şey yaptığımıza göre kimse neşemizi bizden alamaz! Sen mi büyüksün biz mi be Marmaris?

Datça Hayıtbükü
Selimiye

Datça’dan yola çıkıldı, yolda patlıcanlı pide diye bir şeyin varlığından haberdar olmamızla sevinçten aklımızı kaçırarak kendimizi attığımız, en iyi yol üstü duraklarından biri seçilmiş Mavi Pide test edildi ve kalacağımız yer olan Selimiye’ye ayak basıldı. Sahi, Marmaris’te nerede kalınır? Bakın onu bilmiyoruz, ancak nerede “kalınmayacağını” biliyoruz mesela; Admiral Beach Hotel. Kendisi internetten bakınca şahane, gidince “İsmet buralar aldı yürüdü, bizim apartmanı otel mi yapsak ne dersin?” tadında geliştiği çok belli olan bir yer. Odalar kötü, bakımsız, örümcek ağlı cinsten. İlk defa otel konusunda nokta atışı yapamadık, biraz hayal kırıklığı içindeyiz. Olsun! Tesis kötü ama Selimiye şahane. Deniz berrak, su biraz gereğinden fazla sıcak ama sevilmeyecek gibi değil. Eğer bu civardaki uygun otel seçeneklerine göz atmak isterseniz otelz.com‘a bakabilirsiniz.

Selimiye’nin merkezi daha da tatlı. Küçücük, herkes güleryüzlü, her noktadan denize gireni çok, birbirine karışan, musallat olanı yok. Paprika Kafe’de güzel kahve & lezzetli tatlı ikilisini buluyoruz. İnceden bir rüzgar, bol bol sivrisinek, ama keyfimiz yerinde. Buranın kalabalığı tatlı bir kalabalık, rahatsız olunacak cinsten değil. Yıllardır geleni sevmiyor, esnaf kısmı seviyor, gel dondurmamdan da ye (erotik mi oldu ya) diye bağıranı bile var, ama genel olarak huzur garantili.

Bir daha koştur koştur gelir miyiz bilemeyiz, ama sevdik seni Selimiye.

Bördübet

Eğer Datça tarafından gelecekseniz öncelikli olarak Bördübet’e uğramak en mantıklısı, çünkü rotanız üzerinde yer alıyor sayılır. Bu aralar eminiz adını siz de duymuş, o ne biçim isim be demiş akabinde araştırmalara girişmişsinizdir. Biz de aynı şeyi yaşadık ve merakımıza yenik düşerek bu bölgeyi şöyle bir dolanalım dedik. Bördübet’i domine eden iki tesis var: Club Amazon ve Golden Key Bördübet. Amazon biraz daha kamp kafası, Golden Key ise daha yüksek fiyatlara bungalov tarzı konaklama sunuyor. Amazon dışarıdan misafir kabul ediyor, Golden Key ise sağa sola “yok efendim dışarıdan kimseyi almıyoruz boşuna kasmayın” tarzı tabelalar asacak kadar kararlı bir tavır sergiliyor. Evet doğası şahane görünüyor, eminiz denizi de şahane, ancak güzel denize doyduğumuzdan mıdır bilinmez, pek ilgimizi çekmiyor, şöyle bir dolanıp, biraz da manzara fotoğrafı çekip gidiyoruz. Çok yüksek ihtimal bir gün yalnızca buraya, sakin bir tatile geleceğiz, artık bu yazıyı da o vakit detaylandıralım.

Kızkumu Plajı
Orhaniye

Bölge itibariyle lokasyon belirtecek olursak Selimiye’nin biraz üstünde kalan Orhaniye oldukça sakin ve sevimli bir bölge. Civarın geri kalanından çok büyük bir farkı olduğunu söylersek abartmış oluruz. Gözlemleyebildiğimiz kadarı ile en büyük özelliği ve insan çekme sebebi meşhur “Kızkumu Plajı”. Duymayanlar için hemen detaylandıralım, bu plajda denizin ortasına dek uzanan kumluk bir alan var ve bu sebeple ilk görüşte 10’larca Musa’yı bir arada gördüğünüz sanmanıza sebep olabilecek, “OHA DENİZİN ORTASINDA YÜRÜYORLAR” dedirtebilecek bir durum yaşanıyor. Evet bildiğimiz denizin içinde yürüyorsunuz. Düşünün ki biz orada yüzmeme kararı almamız ancak merakımızı da bir kenara bırakamamamız nedeniyle üzerimizde şort-tişört denizin ortasında bir yerlere kadar yürüdük. Açıkçası plaj olarak çok hoşumuza gitmese, daha doğrusu çok bir olayını göremesek de bunu deneyimlemek için gidilebilir.

Söğütköy

Söğütköy gerçekten el değmemiş, bakir bir bölge. Bu aralar geleni gideni biraz daha çoğaldıysa sorumlusu da Vedat Milor’dur. Zira hiçbir şekilde abartmıyoruz, orada yer alan Ahtapotçu Mehmet’in Yeri’nde hayatımızda yediğimiz en en en iyi ahtapotları yedik. Ahtapot lokumdan mı bahsedelim, şaraplı ahtapotu mu övelim, ızgara ahtapotun yumuşaklığından mı dem vuralım inanın biz de bilemiyoruz. Ancak köyü hakkında çok kesin yorumlar yapamayacak kadar hakim olmamakla birlikte, bir gün yalnızca Ahtapotçu Mehmet’te yemek yiyebilmek için oraya tekrar gideceğimizi biliyoruz. Gidiniz, ısrar ediyoruz.

Ahtapotçu Mehmet
Marmaris’te ne yenir ne içilir? (ve bir adet ne yenilmez içilmez)

Şahane bir balık deneyimi için Vedat Milor tescilli Hidayet’in Yeri (mezeyle doymak yok!)

Hafif İstanbul esintili ama lezzeti yerinde bir mekan için Sardunya Restoran

Hayatınızda yiyeceğiniz en iyi ahtapotlar için Ahtapotçu Mehmet’in Yeri (ahtapot lokum yemeyi unutmuyoruz)

Kahvaltı meselesini çok daha kafaya takmıyoruz, ortalama bir şey yeter derseniz Cafe Ceri

Bizim çok da hastası olmadığımız ama lokal candır diyerek denediğimiz bir ilginç tatlı için Losta Tatlıları

İnanılmaz kötü ve şişirilmiş bir restoran deneyimi için Mistral Restoran

Bir de Mehmet Yaşin önerisi isterseniz Deniz Kızı Restoran

Kısa Kısa Notlar

İnternette ya da tabelalarda fark etmez, her yerde bir Olive Farm’dır gidiyor, göreceksiniz. E pek tabi ilginizi çekecek. Efenim yolunuzu düşürürseniz ne ala, fakat düşüremezsiniz takmayınız, kendisi Göcek’te, hatta İstanbul’da bile var, haliyle başka bir vakit de uğrayabilirsiniz.

-Yollarda gerçekten dikkatli olun. Arabanızı ona göre seçin, bölgeler arası geçişi mümkün olduğunda geceye bırakmamaya çalışın ve bizim söylememizle olacak iş değil ama lütfen dikkatli kullanın. Sosyal mesajsız çıkmam abi!

-Eğer bizim gibi Dalaman’dan dönecekseniz son gününüzü Göcek’te geçirebilirsiniz. Onun için şurada birçok şey yazmış bulunduk, eminiz yardımı dokunur.

Marmaris Datça İkilisinde Kim Kimi Döver?

And the award goes tooo……… Datça!

8 Yorum

  • Elinize sağlık. Oldukça detaylı ve keyifli bir yazı olmuş. Marmaris’e yaz kış geliyorum. Turistlere salça olma konusunda birşey söyleyemeyeceğim pek ama barlar sokağj ne yazık ki yaz akşamları sabaha kadar aşırı müzik sebebiyle hiç hoşuma gitmiyor. Ama diğer saatler güzel. Sabahları erken kalkıp spor yapıyorsanız Marmaris ideal bir yer. Ister içmelere doğru koş, ister yalancıboğaza kendini denizle mükafatlandırabilirsin.

    Koylar için de keşke daha çok zamanınız olsaydı da biraz daha gezseydiniz. Ingiliz limani, Okluk Koyu cennet yerlerden..

    Iyi gezmeler..

  • Haziran’da gitmiştik biz. Palamutbükü öbek öbek küçük sineklerle kaplıydı. Denize giremedim doğru düzgün ama su çok güzel tabi 🙂

  • Yazınızı bir solukta okudum, harika bir gezi olmuş, marmarisi bir daha ziyaret ederseniz , çevre gezileri konusunda yardımcı olmak isteriz.

  • Geçen hafta bu bölgedeydim eklemek isterim ki Söğüt Köye giderseniz Manzara restoranta muhakkak uğrayın hafızalık manzarası var adı üstünde. tercihen zamanınız varsa söğüt köyden 20 km kadar ilerde inek obası olarak adlandırdığımız serçe limanına da uğrayın derim.

    Efendim bir de Datça’da Aktur Kamp alanı ve Knidos yolunda Yakaköy’de Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi ( UKKSA ) sergi alanı var ziyaret ediniz.
    http://www.datcadetay.com/ukksa-6-knidosun-siri-festivali.html

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir