Brüksel İpuçları: Yeme İçme, Alışveriş ve Diğerleri

grand placeBrüksel enteresan, tartışmaya açık bir şehir. Enteresan derken bu sözcüğü “ilginç, ilgi çekici” anlamında kullanmadığımı da belirtmek isterim. Buraya gitmeden önce, orada yıllarca yaşamış olandan yalnızca tatil için gitmiş olana kadar birçok insandan “Başka gidecek yer mi bulamadın?” tepkisi aldım. Şimdi bu girişin üstüne, “onlar öyle dediler ama Brüksel’e bayıldım” gibi bir cümle bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bana kalırsa Brüksel dev bir geçiş noktası. Bunu havaalanına indiğinizde şehirle ilgili değil Amsterdam ya da Paris ile ilgili reklamlar görmenizden ya da şehir genelinde çeşit çeşit ırkın cirit atmasından mütevellit çok rahat anlayabilirsiniz. Afyon gibi düşünün. Afyon nasıl dev bir dinlenme tesisiyse, burası da dev bir geçiş noktası bence. Tabi ki seveni, bağlılık duyanı da vardır, bunlar hep kişisel görüş, “Brüksel Severler Derneği” ayaklanmasın şimdi.

Başlamadan gelen not: Biz nereleredi gezeceğimizi de bilmek stiyoruz diyorsanız şurada detaylısından bir Brüksel Gezilecek Yerler rehberimiz mevcut, oraya da bekleriz.

Ne Zaman Gidilir& Ne Giyilir?

Bildiğiniz üzere Belçika, Hollanda ve Fransa’nın arasında bir noktada kalıyor. Dolayısıyla hava koşulları, özellikle kışın, bize kıyasla biraz daha keskin ve soğuk. Bunu göz önünde bulundurarak, gidebileceğiniz en iyi zaman aralığı Haziran-Eylül. Böylece zatürre olmadan, huzur içinde dolaşabilirsiniz. Zaten şehir çok küçük olduğu için herhangi bir toplu taşımaya ihtiyaç duymayacağınızdan, yeni bir şehri yürüyerek tanımak için ideal bir hava sıcaklığına sahip olabilirsiniz. Ben illa başka zaman gideceğim diyorsanız da, daha önce Kasım ayında Brüksel’de bulunmuş birisi olarak, o civarda da “gezilemeyecek kadar soğuk” olmadığını söyleyebilirim. Bana kalırsa, Aralık, Ocak, Şubat üçlüsünde gitmediğiniz sürece, idare edilebilir bir soğuk oluyor.

Ne giyeceğiniz konusunda göz önünde bulundurmanız gereken şey, her an yağmur yağabilme olasılığı. Orada bulunduğum her gün mutlaka yağmur yağdığını düşünürsek, yanınıza mutlaka şemsiye almalısınız. Bunun dışında, oranın bizden daha kuzeyde olduğu için daha keskin bir soğuğu olduğunu göz önünde bulundurarak, hava tahminlerine göre hareket edebilirsiniz. Tek aklınızda bulundurmanız gereken, buranın 5 derecesiyle, oranın 5 derecesi bir değil.

Bütçe ve Ulaşım

Brüksel Avrupa Parlementosu’na ev sahipliği yaptığı ve Avrupa Birliği ile ilgili birçok yapıya sahip olduğu için, yaşam standartları yüksek kabul edilen bir şehir, dolayısıyla bütçenizi oluştururken bunu da göz önünde bulundurmalısınız. Size yardımı dokunması açısından şöyle bir aralık verebilirim; Amsterdam’dan pahalı, Paris’ten ucuz. 2013 yılına göre günlük hayatınızda harcama yapabileceğiniz birkaç detayı not aldım, oradan bir sonuca varabilirsiniz bence;

Grand Place’ta bir kahve: 3,50 Euro (şehrin en turistik noktası)

Ortalama bir restoranda yemek: 13-15 Euro civarı

Delirium’da bir bira: 3-3,50 Euro (gidebileceğiniz en turistik bar)

Chez Leon’da Yerel Midye Deneyimi: 22-25 Euro Civarı (koca bir tencere dolusu midye olduğunu unutmayın)

Su: 1,5-2 Euro

Yerel bir kafede bira tadımı (6 adet bira gelen versiyonu için): 15-18 Euro Civarı

Manneken-pis-NoelEğer müze gezmek gibi bir niyetiniz var ise, Brussels Pass kullanabilirsiniz, bütçenizi daraltmanızda kesinlikle katkısı oluyor. Bu kart, bana kalırsa şehirde çok da fazla kullanmayacağınız toplu taşıma, şehri dolaştıran tur otobüsleri ve çeşitli restoranlarda indirimler sağlıyor. Şehrin birçok önemli müze ve turistik yerini dahilinde bulunduran bu kartın 3 versiyonu mevcut:

24 saat: 24 Euro

48 saat: 34 Euro

72 saat: 48 Euro

Nereleri ziyaret etmeyi düşündüğünüze göre bu kartı alıp almayacağınıza karar verebilirsiniz.

– Kartı internetten satın alırsanız, Grand Place’da bulunan turist ofisinden, tren istasyonundan ya da müzelerden temin etmeniz mümkün.

-Yine internetten kart satın alacaklar için önemli bir bilgi, kartı satın aldığınıza dair size gelen mail’in çıktısını almayı unutmayın, aksi takdirde kartı vermemek gibi bir kıllık yapabiliyorlar.

-Satın almak ve daha fazla bilgi için: http://visitbrussels.be/bitc/front/content/displayDetail/group/CONTENT/id/529.do

Başka şehirlere geçiş için tabi ki treni kullanacaksınız. Bu şekilde Antwerpen, Brugge, Gent gibi Belçika şehirlerine geçebilir ya da “burada duracağıma başka ülkeye giderim” diyerek Amsterdam, Paris gibi şehirlere geçebilirsiniz.

Brüksel-Amsterdam: Bilet fiyatları 50 Euro-80 Euro arası değişiyor.

2-2,5 saat civarı sürüyor.

Brüksel-Paris: Bilet fiyatları 50 Euro-90 Euro arası değişiyor

1,5-2 saat civarı sürüyor.

Brüksel-Antwerp: Bilet fiyatları 10 Euro-15 Euro arası değişiyor

50 dk-1 saat civarı sürüyor.

Brüksel-Brugge: Bilet fiyatları 18 Euro-30 Euro arası değişiyor.

50dk- 1 saat civarı sürüyor.

brussels-gallery_1741851iKonaklama

Brüksel oldukça küçük bir şehir olduğundan, ne yaparsanız yapın merkezden çok uzakta olmanız pek de mumkun değil. Bu yüzden “merkezden ne kadar uzak, o kadar ucuz” mantığını kullanarak otelinizi seçebilirsiniz. Ancak yine de gezip görülecek yerlere yürüme mesafesinde olmak istiyorsanız, Grand Place yakınlarında bir yerde konaklamanız gayet mantıklı olacaktır. Ben otel tercihimi, Grand Place’a 5 dakika yürüme mesafesinde olan Radisson Blu Brussels’dan yana kullandım ve zaten bilinen bir otel zinciri olduğu için herhangi bir sorun yaşamadım.

Burada kalmayı düşünenler için: http://www.radissonblu.com/royalhotel-brussels

Bunun dışında hostel’da kalmak ya da ev kiralamak gibi yöntemlere de girişebilirsiniz, seçenek çok. Özellikle uzun süre kalacaksınız, Avrupa Birliği’nin merkezi olması nedeniyle Brüksel, başka şehirlerden gelip kısa süreli ev kiralayan turistlere oldukça alışkın. Bunun için şu siteyi kullanabilirsiniz: http://rentbynight.com/

Yeme-İçme

Aslında bu başlığı yalnızca bir cümleyle noktalayabilirdim; Bira ve Midye. Ama tabi ki konuyu biraz detaylandıracağım, çünkü Taksim’de sokakta yediğimiz midyeden çok farklı bir midyeyle ve “Bu nasıl bira ulan” diyebileceğiniz tarzda biralarla karşılaşmanız muhtemel. Hazırsanız, bu dosyayı aralıyorum.

chez leonMidye

Brüksel’in nam saldığı konulardan biri midyedir. Kaşarlı, domatesli, pesto soslu, soğanlı şeklinde uzayıp giden, varlığından bile haberdar olmadığınız çeşitlerde karşılaşabilirsiniz. Haliyle midye yiyebileceğiniz çeşit çeşit yer de mevcut, fakat bunlardan en ünlüsü kuşkusuz, Chez Leon. Biz de her popüler olanı kötüleme hastalığına yakalananların aksine gidip burayı denedik ve pek beğendik. Midyeyle doyulur mu ulan demeyin, çünkü tencere ebatlarında bir kabın içinde, 30 civarı midyeyi önünüze koyduklarında, “bununla doyar mıyım?”dan çok, “bunu nasıl bitireceğim”i düşünür oluyorsunuz.

-Yanına patates kızartması ve bira makbuldür.

-Her zaman öyle midir bilmiyorum ama, servis konusunda biraz yavaş olduklarını söyleyebilirim. Fakat “beklenen an gelecekse çekilen çile kutsaldır” ve “denizden babam çıksa yerim” felsefelerini kafanıza birleştirerek, müthiş midye deneyimini yaşamak için sinirlenmeden beklemeye değer.

-Chez Leon, 11:30 ve 23:00 arası açık. Grand Place’a çok yakın bir noktada.

inbev_weekendbier_36Bira

Belçika dedin mi akıllara gelen ikinci konu ise tabi ki bira. Bira sevin ya da sevmeyin, burada mutlaka kafanıza göre bir şey bulacaksınız. Bunun için Brüksel’de gidebileceğiniz en popüler ve en çok çeşide sahip yer ise kuşkusuz: Delirium.

-Delirium’un en önemli özelliği, bilmemkaçbin bira çeşidi ile Guiness Rekorlar Kitabı’na girmiş olması. Zaten mekana gittiğinizde de orada Guiness logosunu göreceksiniz.

-Burada size hitap edecek bir bira çeşidini mutlaka bulursunuz derken çok ciddiydim. Örneğin ben Passion Fruit Beer’a ve Kriek’e (vişneli bira) bayıldım. Meyveli şeyleri seviyorsanız kesinlikle denemelisiniz. Hatta abartıp Grand Place’ın paralelinde kalan Beer Temple isimli mağazadan, burada içtiğiniz biralardan alıp evinize götürebilirsiniz. Ben yaptım, pişman değilim, yine olsa yine yaparım.

-Delirium Chez Leon’a çok yakın bir noktada bulunuyor. Yalnız Delirium adında bir cafe de var, onunla karıştırmayın. Sonra bu kız yalan söylemiş diye arkamdan konuşmayın. Gitmeniz gereken Delirium, Amerikan filmlerindeki “College Bar” görünümlü, duvarlarında çeşit çeşit bira reklam ve görselinin asılı olduğu bir mekan.

-Gitmişken mutlaka Beer Tasting, yani bira tadımı yapmalısınız. Bunda da mantık şöyle: Gidiyorsunuz, kafanıza uyan menülerden birini ve içmek istediğiniz bira sayısını seçiyorsunuz, akabinde size ortalama boyutlardaki bardaklarda çeşit çeşit bira geliyor. Böylece Belçika’ya özgü biraların hepsinin şöyle bir tadına bakmış oluyorsunuz. Bira bardaklarının boyutunu ise şu şekilde açıklayabilirim: İki kişi 10 bardak söyledik, ve sarhoş olmadık.

-Gidip Leffe ve Duvel içeceğim diye başka tatlardan mahrum kalmayın, onlardan Migros’ta da var. (Valla Migros reklamı değil)

Belgian-chocolatesÇikolata

Brüksel’de her yerde, her daim karşınıza çıkacak, akşam 10’da her yer kapanınca bile açık kalmaya devam eden mekanlar belli, Çikolatacılar. Bir sürü çeşit, bir sürü seçenek mevcut. Adeta “dönerken Ceren’e ne alayım” sorusunun cevabı gibi, oradan buradan çıkıyor, hediyelik eşya ihtiyacınızı karşılıyorlar. Hangi çikolatacının daha iyi olduğu konusunda bir ipucu vermek istemiyorum, çünkü “sen ne anlarsın bre deyyus” diyebilirsiniz ama, ben buradaki çikolataların o kadar da hastası olduğumu söyleyemeyeceğim. Burada cezbedici olan konu, çeşitlilik.

-Ben çikolata ihtiyacımı Leonidas’tan giderdim ve ortalama bulsam da orayı tercih edebilirsiniz diye düşünüyorum.

-Vitrinlerde gördüğünüz çikolata kaplı çileğe kanacak olursanız, Godiva’dan almayın. Zaten Godiva Belçika markası bile değil ama, yine de olur da almaya heveslenirseniz çikolatası leş gibi. Leş gibi ağır bir tanım oldu di mi. Olsun, almayın siz.

-Grand Place’dan dalacağınız her sokak çikolatacı dolu. Birkaç farklı çikolatacıyı deneyerek favorinizi bulabilirsiniz. Ancak eğer şehir değiştirmeyi düşünüyorsanız, Brugge’daki çikolatacılar daha güzel, çikolata alışverişinizi oraya saklayabilirsiniz.

large (1)Waffle

Brüksel’in en güzel yanı, sokaklarda daimi olarak burnunuza gelen waffle kokusu. İnsanı obez olmaya sürükleyen bu kokuya karşı koymanız mümkün değil. Herhangi bir kafeye oturduğunuzda waffle bulmanız mümkün, ancak hepsi aynı derecede güzel değil tabi ki.

-Burada waffle siparişi verdiğinizde önünüze gelen şeye “BU WAFFLE DEĞİL Kİ” tepkisi verebilirsiniz. Hayır, o bir waffle. Ve evet bizdekilerden biraz farklı olduğu aşikar. Siyah, beyaz, muz, çikolata, kestane Allah ne verdiyse tekniğimizi orada uygulamamız biraz zor olabilir. Ancak yine de oldukça lezzetli. Denemeden döneni linç ediyoruz.

-Lezzet pınarı gibi bir waffle için, Waffle Factory’nin ününe kapılmayın, önünden geçip giderek Dandoy’a uğrayın, bu iyiliğimi de unutmayın.

Le Pain Quotidien

İstanbul’da da karşınıza çıkabilecek bu zincir, aslında Belçika çıkışlı ve oldukça lezzetli bir kahvaltı için kesinlikle doğru adres. İstanbul’da olan yeri niye tavsiye ediyorsunuz demeyin, ben de sabah çok aç olmam nedeniyle hadi şurada yiyelim bari diyerek girdiğim bu mekanda yediklerimi çok beğenip, Brüksel’deki favori kahvaltı mekanım ilan ettim.

-Grand Place’ı kutup yıldızımız olarak belirlediğimizi fark etmişsinizdir. Bu yüzden siz de oraya çok yakın olan Galeries Royales Saint Hubert şubesine uğrayabilirsiniz.

-Masalarda duran marmelat, ve çikolatalı bir takım şeylerden, beyaz çikolata içerikli olanı deneyin. Akabinde çalma kararı da alabilirsiniz. Ama çalmayın. Çünkü zaten satıyorlar.

Bunlar dışında;

-Turist istilasına uğramamış bir yerde patates denemek istiyorsanız Rue de Midi de bulunan Manneken Frites’i deneyebilirsiniz. Fiyatlar uygun, patates lezzetli.

-Her şehirde Hard Rock Cafe‘ye uğramak gibi bir geleneğiniz varsa, buradaki tam olarak Grand Place da bulunuyor.

Alışveriş

tintinAlışveriş yapmak gibi bir niyetiniz varsa uğramanız gereken bölgeler, Rue Neuve ve Rue Antoine Dansaert. Rue Neuve daha çok hazır giyim üzerine, birçok bilinen markayı bulmanız mümkün. Civarında alışveriş  merkezleri bulmanız da mümkün. Antoine Dansaert ise daha farklı tasarımcılar bulabileceğiniz bir bölge. Hatırlatmakta fayda var, 18:00’dan sonra mağazalar genellikle kapanıyor.

-Eğer sizin çocukluğunuz da benim gibi “Tintin” okuyarak geçtiyse gülümseyin, başkentine geldiniz. Tişört, bardak, kitap, kart ne ararsanız alacağınız çok sevimli bir mağaza mevcut, bence buraya kesinlikle uğramalısınız. Grand Place’dan, Galeries Royales Saint Hubert’e doğru giden sokağa girerseniz görmemeniz mümkün değil.

-Brüksel anneannenizi küçük sürprizlerle şaşırtmak için harika bir yer. Neden? Çünkü ortalıkta dantel alabileceğiniz bir sürü yer mevcut. Benim anneannem “ben daha güzelini yaparım” diye sinirlense de, sizin anneanneniz belki yeniliklere açık bir kadındır. Dayayın danteli.

-İnternette, Brüksel’de de Forever 21 bulunduğuna dair bilgiler görebilirsiniz, ancak mağazada yangın çıktığı için maalesef artık yok. En azından henüz tekrar açmak gibi bir girişimde bulunmamışlar.

-Alışveriş konusunda devreleri yaktıysanız sizi Urban Outfitters ve Forever 21’i de bulabileceğiniz Antwerp’e alalım. Bu yüzden Antwerp ile ilgili her türlü bilgi şurada mevcut: http://oitheblog.com/2013/11/20/hizlandirilmis-antwerp-turu/

İpuçları

-Pazar günü her yer kapalı. Nerdeyse tuvaletleri bile kapayacaklar. O yüzden hiçbir işinizi pazara bırakmayın.

-Brüksel’e özel bir ilginiz yoksa ve sadece turistik bir gezi yapmak amacındaysanız, 3 gün bence kesinlikle yeterli.

-Sokak ve cadde isimleri hem Flemenkçe hem de Fransızca yazıyor, iki adet tabela görürseniz kafanız karışmasın.

-Gözünüz duvarlarda olsun. Her an her yerde dev bir çizgi roman çizimi, ya da muhteşem sokak sanatı örneklerine şahit olabilirsiniz.

6 Comments

  1. cannsss

    Şu an kendimi Brüksel’de hissediyorum. O kadar iyi anlatılmış. Tebrikler:))

  2. kart0ngemi

    brüksel genel olarak bükreş ve madritten sonra avrupanın en boktan başkenti. aklımda kalan en iyi şey karşılıklı slogan attığımız işçi kortejiydi. türk nüfusun fazlalığı nedeniyle her köşe başında “a.ına koyum” cümlesini duyabilirsiniz. belçikaya gidecekseniz brudge e gentze antwerpe filan gidin. brüksele bi daha da gitmem

  3. Dogan

    Brüksel çok sık giden biri olarak iş için gitmeyi seviyorum diyelim. Evet çok öyle aman aman haftalarca gezecek bir yer değil Belçika. Ama Brüksel’de şöyle 3-4 gün gayet keyifli olabilir. Akşam ve öğle yemekleri için pek çok alternatif olmakla birlikte, borsa binasının köşesindeki Cafe oldukça keyiflidir ve 20€ ya biranızla birlikte karnınızı doyurabilirsiniz. Ama o sokaktan içeri girip sokağın sonuna kadar yürürseniz sağ köşede bir büfe göreceksiniz. En güzel kızarmış, patates yapan mekanlardandır. bir çok sos ve ilginç seçenekler mevcut (ekmek arası patates ve sosis gibi). Yanlız domuz kokusu bazen rahatsız edici olabiliyor. Yine bira ve ucuz hediyelik çikolata almak için borsa caddesindeki marketi tercih edin Örn: Beer Temple’da 6,5€ olan bir biranın 4 lüsü markette 2,5€ yada çikolatalar free shop fiyatlarının 3 te biri. Bu arada birçok mağazanın bulunduğu şu meşhum cadde ki adını bilmiyorum ama her turist bir uğrar. İşte o cadde de girişte sağda ir waffle’cı var pahalı ama değer. Yaklaşık 5-10€ ödersiniz. Fakat lütfen öğlen saati ve aç gidin. Hema diye bir mağaza var çok ama çok ucuz desem tam anlatmamış olurum. Örn: 1/2 kg kahve 1€, M&M muadili bir çikolata(bence çok daha iyi) 1/2 kg’ı 1,5€ gibi. Kahvaltıyı 3-5€ ya paul’de halledebilirsiniz. Soğan çorbasını tavsiye ederim. Akşam yemekleri için özellikle çinli grupları takip edin genellikle en güzel mekanlarda(fiyat-performans) oluyorlar. Üstte bahsettiğim patatesçinin yanındaki dantelci bölge içindeki en makul yer. Oradan sağa dönerseniz 100m kadar aşağıda maketçi var fiyatlar çok acayip ama yinede 1973 yılı yapımı bir machbox arabayı (orjinal kutusunda sıfır) 5€ ya almıştım. Otel olarak Grand Place İbis olabilir ucuz ve tam merkezde. Günde 10 defa odanıza rahatlıkla gidip gelebilirsiniz. Tam karşısında ise harika bir takı pazarı kuruluyor yine 3 kuruşa orjinal şeyler bulmanız çok olası. Bu arada bardak anahtarlık v.b. şeyleri alacaksanız alternatif çok ama hepsi aynı elden çıkma ürünler, genellikle Kuzey afrikalı yada uzak doğulu göçmenler işletiyor ve fiyatlar ucuz değil. Grand place’in bir alt sokağında(ibisin olduğu) Meşhur tarihi alışveriş merkezinin girişide orada, sağda hediyelik satan bir küçük dükkan var fiyatlar hem daha ucuz hemde çok daha kaliteli ve orjinal. Üstelik çalışan hanımefendiler, İngilizce yide iyi konuşuyorlar. Borsa caddesi üzerindeki Leonidas, Grand Place dekinden ucuz ve daha taze. Tam karşısında da bir fair trade shop var. Dünyanın 4 köşesinden aracısız ürünler alabilirsiniz. Yine hemen orada O’riley nin Pub’ı var ki tam irish pub tavsiye ederin. Grand Place teki Cafelere oturup 1-2 bira için ama her defasında cafe değiştirin ki biraçeşitleri de değişsin. Ama dikkat edin bazı biralar çok sert 2 bardakta çakır oluverirsiniz. Saint Catrine ‘de istakoz da bir alternatif. Olimpiades’te(tam yerini tarif edemiyeceğim) harika bir İtalyan lokantası var, ama sahipleri ve çalışanları malesef sadece İtalyanca biliyorlar. Ama makarnaları gerçekten çok başarılı ve fiyatlarda 1 şişe şarap dahil 2 kişi 40-45€’ya çıkarsınız. Ama adam başı 100€ kadar çıkarım derseniz Michelin yıldızlı bir ahçıdan fix menü alabileceğiniz bir yer tam Grand Place’in ortasında var. Bu arada ladığınız çikolatalar eğer kampanyada ise Max 1 ay, değilse 3 ay içinde bayatlar. o nedenle 1-2 haftada tüketeceğiniz kadar alın derim.

    • Hande ece

      Bir blog yazisida adeta bu yorum olmus. Cok faydali tesekkurler :))

  4. Muazzam güzel bir yazı olmuş. Bu yazınızı da özetleyerek siteye ekledim :) http://gezginlerinnotlari.com/bruksel-gezinizi-planliyoruz/

  5. Gozde

    Sirf bir sehirde bulundugu icin, yedigi ictigi gordugu herseyi nef-fis, sa-ha-ne!, Yapmadan donmeyin! kivaminda anlatmadiginiz, nasil derler, gote got diyebildiginiz icin cok keyif aliyorum yazilarinizi okumayi. Good job ladies :)

Leave a Reply