Röportaj: Biraz Grenoble, Biraz Paris, Bol Bol Fransa

paris şehir“Paris is always a good idea” cümlesine, şehrin sokaklarında doyasıya kaybolmalarımın etkisiyle yürekten katılan biri olarak, Paris’te yaşamak nasıl olur hep merak etmişimdir. Çünkü gitmeden önce “abartılıyor” diye düşündüğüm bu şehrin aslında her noktasının ne kadar güzel olduğunu fark etmem, çok da uzun bir süremi almamıştı. Şimdi her boş vaktimde Paris’e bir kez daha gidesim geliyor. Benim gibi merak edenler için, Burcu Kantarcı ile Paris ve Fransa üzerine küçük bir söyleşi hazırladık, çok da iyi oldu, çok da güzel oldu. Özellikle orada yaşamayı ya da okumayı düşünenler, bakın Paris’te neler oluyor, kimler İngilizce konuşuyor, kimler konuşmuyor.

Paris’te ne kadar süre kaldın?

Fransa’ya ilk gidişim dil kursu için oldu ve Paris’te yaklaşık bir buçuk ay kadar kaldım. Erasmus sürecinde iki kez daha gittim ve bu seferlerde de birkaç hafta kaldım. Toplamda Paris’te iki ay kadar bir süre geçirmişimdir.

Peki ilk etapta neden Paris’i seçtin?

Paris’e ilk gidişim tam anlamıyla benim seçimimdi. “Dil kursuna gidiyorum ve uzun süre kalacağım o halde neden herkesin görmek istediği, dünyanın en romantik şehirlerinden birinde kalmayayım? diye düşündüm. Çok istekli gittim ancak şehir o kadar turistik bir şehir ki, birinci haftanın sonunda suni bir tad vermeye başlıyor. Erasmus için okul bakarken Paris’i son sıralara attım bu sebeple ve tam bir öğrenci şehri ve Orta Avrupa mimarisi örneği olan ufak ancak eski bir şehir olan Grenoble’ü seçtim. Bu kısımda beklenen cevabı vermemiş olabilirim ancak Paris ilk gidişte birinci tercihim olmasına rağmen, sonraki gidişlerimin tek sebebi arkadaşlarımdı.

Merakımızı gideremediğimiz bir konuya değinmeden edemeyeceğim. Fransızların “kendini beğenmiş” olduğuyla ilgili genel bir kanı var. Sence gerçekten de böyle mi?

Orta yaşlı fransızların bir kısmında zevk düşkünlüğü ve boheme çalan bir yaşam şekli var, bu da dışardan kendini beğenmişlik izlenimi veriyor. “Fransızlar fransızca dışında dil konuşmaz”, “kendilerini beğenmiştirler” vs gibi genellemeler külliyen yalan diyebilirim.

481361_10150939491055896_517342998_n

Oraya adapte olmakta zorluk çektin mi?

Kültürlerine alışma konusunda zorluk çok çekmedim ancak şehir düzenine alışmak zorlayabiliyor. Pazar günü açık tek bir dükkan bulamamak ya da gece 12 de tüm barların kapanması, otoyolun ortasındaki bisiklet yolundan gitmek zorunda olmak, turistik olmayan mekan bulabilmek…

Fransız kültüründe senin için en tuhaf olan şey neydi?

Kahvaltı. Koca bir tas acı kahve ve yağlı-reçelli kızarmış ekmek.

Bar ve gece klüpleri. Gece 12.00’da kapatan bar ve 03.00’da kapatan gece klübü mü olur?

Kızlar. Kar yağıyor deli gibi, biz montla, çizmeyle donarken onlar kısacık şort ayakta babetle bisiklete binebiliyorlar.

Peynirler ve şarküteri berbat kokuyor ama onlar bayılıyorlar.

Peki yaşam pahalı mı? Fransa için genelleme yapmak zor olacaktır belki ama, en azından Paris’te?

Beyindeki euro-tl çevirme tuşunu kapatınca biraz daha az pahalı geliyor insana ama Paris her şekilde tam bir para tuzağı…

Nasıl bir bütçe oluşturdun, harcamaların Türkiye’ye kıyasla fazla mı oldu?

Kalacak yer ve ulaşım masrafı dışında günlük yeme bütçesi ayırmak kontrollü oluyor. Alışveriş için bir gün belirleyip o gün alışveriş yapıyordum. Böylece aniden alıp da pişman olduğum bir şey olmuyordu, hem de kafamda belirlemiş oluyordum toplamda bana kaça patlayacağını. Bu arada harcamaları şişiren tek bir handikap kalıyor ki o da yeni bir şeyler deneme isteği. O noktada yapacak bir şey yok, özellikle yeme içme konusunda farklı şeyler denemeden dönmemek adına plan dışı harcamalar yapılıyor.

Part time çalışma olanakları var mı? Yoksa bir öğrenci Sadece aile desteğiyle mi yaşam sürdürüyor?

En azından yarı imigran olmak zorundasın, aksi takdirde işe almıyorlar. Onun dışında yerli öğrenci sirkülasyonu kısa dönemli işleri yeterince doldurduğundan, yabancılara çok da iş olanağı kalmıyor, tabi kebapçıda çalışmayacaksan…

paris eiffelNasıl bir arkadaş ortamı var?

Çok iyi, kesinlikle bizden daha sıcaklar ve daha hızlı kaynaşıyorlar. Farklı olanı merak ediyorlar ve aralarına alıyorlar. Gezmeye, yeni yerler görmeye, farklı şeyler denemeye çok hevesliler. Tek sorun bizden daha disiplinliler. Planlı ve programlı yaşıyorlar. Onlara ayak uydurmak gerekiyor.

Paris’te sıradan bir gün nasıl geçiyor?

Metro, metro, sonra yine metro, bisiklet, bisiklet, yürüme. Öğlen parkta panini atıştır. Metro, iş, okul, metroda grev, ev. Hazırlan akşam yemeği genelde evde yeniyor ya da varsa arkadaşlarınla birlikte yapıp yiyorsun (fransız mutfağı diye bir şey varsa da ben onu hiç bir evde görmedim, sürekli bir şekilde makarna, suşi ve tart yeniyor). Çok sıkılmışsan o gün ve hava güzelse köprülerden birinde (mümkünse tahta köprüde) şarap alıp muhabbet ediyorsun. Çalışma saatleri bizden az, grev olmadığı sürece metro ile ulaşım hızlı. Özellikle akşamın büyük bir kısmı insana kalıyor.

Dil kursuna gittiğimde aile yanında kalmıştım. Sabah kahvaltısı hafta içi hızlıca yapılıyor. Haftasonları ise bizdeki gibi biraz daha keyifli. Grenoble’de pastane ürünleri çok tüketilirdi, sabah erken kakıp pazara ve pastaneye uğrar hamur işi ve taze meyve sebze alırdı insanlar. Paris’te birkaç semt pazarı gördüm haftasonları, ama çok ufaklardı, pastane ürünlerini de kaldığım ev halkı pahalı ve hamur işi olduğundan tercih etmiyordu. Ev temizliği konusunda biraz eksikler. Büyük toz parçaları duvar kenarlarında topaklanmadığı sürece süpürge çalıştırılmıyor. Bir de şöyle bir sorun var, çoğu akşam yemeği suşi, üzerine de meyveli yoğurt gibi basit ve hazır şeylerle geçiştiriliyor.

Bir öğrenci için hangi bölgede yaşamak daha doğru? Sen nerede kaldın?

3. zone’a çıkmamalı, çok uzak ve metro bitiyor ancak RER beklemek gerekiyor ki sürekli bir şekilde metroda hep grev oluyor. 2. Zone’da kalınırsa iyi. Ben Boulogne Billancourt’da kalmıştım, çok yakındı ve uygundu. Onun dışında Montparnasse’dan St michel’e kadar uzanan bölge de yine Sorbone’dan ötürü öğrenci ağırlıklıdır. Düşünülebilir ama fiyatlar çok da uygun değldir merkeze yakın olduğundan.

mona lisa louvreGece hayatı nasıl?

Çok hareketli değil. Genel olarak iki tip mekan gördüm ben, çok piyasa mekanlar ve çok cool mekanlar. Piyasa mekanlarda saçma Fransız gençliği eğlenmek için kendini paralıyor. Cool mekanlarda da ortada bir piyano, blues çalan amcalar güzel içki ve kaliteli sohbet. Bunun dışında bir de turistik mekanlar var ki en ünlülerinden birini seçip görmek gerekli ve yeterlidir, görmedim dememek adına…

Türkiye’yle benzer yönleri var mı?

Benzer yönden ziyade fark olarak gördüğüm, gece hayatındaki yaş ortalaması türkiye’dekinden biraz daha yüksek. Ya da biz hep öyle mekanlarda takılmışız, bilemiyorum.

Denemeden/görmeden dönmeyin dediğin bir şey var mı?

İlki kendimden utanıyorum çünkü resmen tükürdüğümü yalıyorum ama, Disney! İlk gidişimde “ o kadar para bayamam Paris’e gelmişim ne alaka ya” diyerek küçümsediğim o cennet, ikinci gidişimde hayata bakış açımı değiştirdi. Yeniden doğmuşum ve rollercoster bağımlısı bir birey olarak hayatıma devam ediyor gibiyim.

İkincisi de Sacre Coeur’de noel ayinine katılın. Avrupa’da bayram nasıl kutlanırın tam karşılığı. Not olarak mümkünse diğer izleyen ve fotoğraf makinesi tetikte pozlama peşinde koşan turistleri de görürseniz uyarın, ortamı bozmalarına izin vermeyin.

Pastis için, hep şarap içmeyin. Pastis bizim rakıya benzer bir içki, su ile seyreltiliyor ancak su ile takviyeli içilmiyor. Daha sarı, daha az tatlı ve anasonlu. Isınmak için özellikle dış mekanlarda, konserlerde, festivallerde büyük su şişelerine yapıp ellerinde gezdirirler. Erasmus sırasında bir konserde içme şansı bulmuştum bende. Büyük bir su şişesi dolaşıyordu elden ele. İnsanlar ellerindeki bira kaplarına, biranın içine ya da boş bardaklarına koyduruyorlardı. Hem ısınıyorlar hem de bu vesile ile tanışıp muhabbet ediyorlardı. Mümkünse konser vb bir aktivite yakalarsanız gidin derim, eğlenceli oluyor.

Biz Fransa’yı okumalara doyamadık diyenler için, ben buraya ne biliyorsam yazdım. Girip okuyabilir, engin bilgilerime ulaşabilirsiniz. Mütevazilik level: 0

Leave a Reply