Sin City: Las Vegas

las-vegas

Kişisel bir giriş yapacak olursam, Amerika’da üniversite son senemde ‘mezun olup Türkiye’ye dönmeden gitmem gerekiyor’ tribiyle final haftası öncesi gitmeye karar verdiğim şehir: Las Vegas. (tuvaletinizde kaplan bulmasanız da otelinizde Mike Tyson görme ihtimalinizin yüksek olduğu yer)

Gitmeye karar vermeden önce beyinleri şunlara hafiften alıştırmakta fayda var:

1. (klişe) Evlilik. Burada herkes, her zaman, her saatte otellerin içinde bile bulunan küçük kiliselerde (chapel) evlenebiliyor. Sevgilinizle gidiyorsanız birkaç tekila shot sonrası ‘hadi gel çılgınca bir şey yapalım, şimdi burada evlenelim’, nasıl olsa ‘What happens in Vegas stays in Vegas‘ diye düşünürseniz Türkiye’ye döndüğünüzde hayatınız hiç bir zaman eskisi gibi olmayabilir…

2. (klişe) Bekarlığa veda mı ediyorsunuz? Las Vegas, filmlerde ne görüyorsanız o diyebileceğim nadir şehirlerden biri. Limuzinden kafasını çıkarmış elinde içki şişeleri, kafasında gelin tacı ve duvağı ile ”ben evleniyoruuuumm’ diye haykıran kızlar görmek de gerçekten mümkünmüş.

3. EDC (Electric Daisy Carnival) 2014 yılında 13-15 Haziran’da gerçekleşecek olan elektronik müzik festivali. Festivali özetleyecek nitelikte olan ve seneye gitmeye karar verirseniz aşağı yukarı sizi ne bekleyeceğini anlamak için 2013 Line up’a bir göz atın:

Görsel

Ne zaman gitmeli, ne kadar kalmalı?

Las Vegas’ın bir çöl üstünde olduğunu unutmayalım. Nisan ayında bile hava ortalama 30 derece üstünde olabiliyor. Temmuz, Ağustos 45 dereceyi görüyormuş, aman ha. Yine de kışları soğuk olabilir, ‘şu meşhur havuz partilerini de bir göreyim bari gelmişken’ diyorsanız Nisan ayı ve sonrası gitmenizi tavsiye ediyorum. ‘Las Vegas çılgın havuz partileri ile mi meşhurmuş?’ diyorsanız da bu partileri anlatmaya çalışacağım ayrı bir postu okumanızı tavsiye ediyorum. Ama yine de dayanamayıp bir ipucu veriyorum:

Görsel

Yalnız dışardaki sıcak havaya kanmayın, otellerin içi ve casinolarda üşümek ne kelime, adeta bir “zatürreye hoşgeldin partisi”. Casinolarda öyle bir sinsilik var ki sizi daha fazla ayakta tutmak ve kumara sürüklemek için sürekli oksijen ve soğuk hava pompalıyorlar ve içerde hava abartısız 5-10 derece oluyor. Nisan ayının 2. veya 3. Haftası sezon açılışı oluyor, Mayısın son Pazartesiyle birleşen ‘Memorial Day’ haftasonu da etkinliklerin arttığı günler oluyor; yani Vegas’a gitmek için ideal zamanlar.

4-5 gece burda kalmak için en ideal süre bence. Aslında burda hergün yapıcak birşey bulmak mümkün tabi, 24 saat uyumuyor (lafın gelişi değil) bu şehir ama çoğu etkinlik alkol tüketimine dayalı olduğundan 5 günden sonra beyin hücrelerinizin teker teker yok olduğunu kanıtlayacak nitelikte saçma sapan davranışlar sergilemeye başlayabilirsiniz.

FOUR_CORNERS

Vegas’ın kurulum aşaması. Ben çektim.

Ne giymeli?

Kızlar, bavulumuza ‘ben bunu aldım ama nerede giyeceğim’ dediğimiz bütün kıyafetlerimizi koyuyoruz. Gündüzlerimizi çoğunlukla havuzlar da veya etrafı dolanarak geçireceğimiz için en sevdiğimiz bikinileri ve bikini üstüne giyebileceğimiz kıyafetler alıyoruz. “Ben tatilde ne giyeceğimi dert etmek istemiyorum” diyorsanız gayet rahat ve günlük kıyafetler de giyebilirsiniz tabi…Ama havuzlarda bile topuklu ayakkabılarla dolaşan kızları görürseniz sizde bir anormallik olduğunu düşünmeyin. Beyler gömlek, tshirt, kot veya şort sizi her durumda olduğu gibi burada da kurtarıyor. Otellerin soğuk olduğunu hatırlatıyor, üstümüze bir şeyler almayı unutmuyoruz.

Nerede kalmalı?

Las Vegasın bütün meşhur otelleri ‘the Strip’ dediğimiz caddenin üstünde. Bu caddede herhangi bir otel seçebilirsiniz. En bilinen oteller arasında Ceasars Palace, Bellagio, the Venetian, Vdara, Mirage, MGM, Aria, The Wynn, New York New York, Paris ve en yenilerden olan Cosmopolitan var.

mgm3

MGM Grand işte böyle bir şey.

Ben MGM GRAND Hotelde kaldım. Oceans Eleven izleyenlere bu otel tanıdık gelebilir. Otelde tadilat dolasılıyla göremediğimiz aslanlarıyla, 3 tane Starbucks’ıyla (otellerin devasa olduğunu söylemiş miydim?!) ve yukarıda bahsettiğim çılgın partilere ev sahipliği yapan havuzlardan biri Wet Republic adlı ‘ultrapool’ ile meşhur.

Burada gerçekten hangi otelde kaldığınızın hiçbir önemi yok. Gitmek istediğiniz, görmek istediğiniz yerlerin %90’ı otellerin içinde. Farklı şovlar, restoranlar, barlar, casinolar, gece kulüpleri, ve alışveriş için otel otel geziyoruz burada.

Oteller birbirine çok yakın gözüküyor, ki bazıları da gerçekten yakın ama otellerin bir ucundan bir ucuna yürümek yarım saatinizi alabildiği için başka bir otele yürümek 2. günden sonra gözünüzde büyüyebilir. Yürünecek yollar da labirent gibi üstten ,alttan çaprazdaki yoldan girip aşağı yukarı derken bir tünele veya köprüye ulaşıp karşıdan karşıya geçebiliyorsunuz. Gündüzleri dolaşmak etrafı dolanmak için ayağınıza rahat bir ayakkabı giyip böyle bir aksiyona atılın bence yine de. (hava çok sıcak değilse tabi) Zaten geceleri cadde üzeri hiç yürümeye müsait değil ve taksiler kendini kaybedenlerin tehlike saçabileceği korkusuyla sizi cadde üstünden almıyor (evet böyle bir yasa var). Taksiye binmek için otellerde bulunan taksi duraklarını kullanmanız gerekiyor. Gitmek isteyeceğiniz her yer birbirine taksiyle 5 dakika ve ucuz. Yalnız bu duraklarda inanılmaz sıralar oluşabiliyor, yetişmek istediğiniz bir yer varsa bunu göz önünde bulundurun. (havaalanı dışında bu şehirde koştur koştur gitmeniz gereken hiçbir yer yok gerçi, keyfini çıkarın)

8222313719_c072ea4fee_h

Ne yesek, ne içsek?, Nereleri gezsek, hangi etkinliklere katılsak? soruları ayrı bir postu hak ediyor, ama siz de baştan şunu bilmeyi hak ediyorsunuz bence:

Daha çok uyarı diyelim aslında.

Gündüzleri elinizi kolunuzu sallaya sallaya sokakta yürürken, ‘ aa şu ne, şurası da güzelmiş, ya burası tam filmlerdeki gibi’ derken eli yüzü düzgün insanlar bir anda elinize fahişe pazarlayan bir broşür tutuşturduğu anda daha sonra karşılaşabileceğiniz bütün garipliklere bağışıklık kazanmış oluyorsunuz.

Bu şehir gerçekten çılgın.

Leave a Reply